EMSAL KARARLAR ÇERÇEVESİNDE MİRASBIRAKANIN VASİYETNAMEDEKİ TASARRUFUNU SAĞLARARASI BİR TASARRUFLA GERİ ALMASI VE SONUÇLARI
Mirasbırakanın, malvarlığında yer alan bir mal veya hakla ilgili vasiyetname yapmış olması onun söz konu malvarlığı değerleri ile ilgili sağlararası tasarrufta bulunma özgürlüğünü sınırlandırmaz ya da ortadan kaldırmaz. Şu hâlde, miras bırakan, vasiyet ettiği mal varlığı değerlerine ilişkin, kısmen veya tamamen vasiyetle çelişecek şekilde sağlığında tasarrufta bulunmuş olabilir. Böylece miras bırakan, vasiyetnamesinde belirli bir mala ilişkin vasiyette bulunabilmekte, ancak sağlığında bu vasiyetle bağdaşmayan başka bir tasarruf gerçekleştirerek geri alma iradesini kullanabilmektedir.
İşte, ifade etmiş olduğumuz duruma ilişkin Kanun koyucu TMK m. 544/II hükmünde bir karine kabul etmektedir. Buna göre, miras bırakan, belirli bir malı üzerinde ölüme bağlı tasarrufta bulunduktan sonra, aynı mala ilişkin sağlararası bir tasarrufta bulunmuşsa, ölüme bağlı tasarruf geri alınmış sayılır.
Vasiyetname ile çelişen tasarruf işlemi vasiyetten rücu sonucunu doğurur
Yukarıda ifade edildiği gibi, TMK m. 544/II hükmü esasen vasiyetle çelişen sağlararası tasarrufla mirasbırakanın vasiyeti geri aldığı şeklinde bir adi karineye yer vermektedir. Burada vasiyetnamenin hükümsüz hale gelmesi için mirasbırakanın ayrıca beyanda bulunmasına da gerek yoktur.[1] Örneğin, miras bırakanın bir taşınmazını A’ya vasiyet ettikten sonra aynı taşınmaz üzerinde B ile ölünceye kadar bakma sözleşmesi yaparak yeni bir tasarrufta bulunmuşsa ya da vasiyete konu taşınmazı C’ye satıp devretmişse sonraki tasarrufla bağdaşmayan önceki vasiyetname TMK m.544 uyarınca kendiliğinden hükümsüz hale gelecektir.
Örneğin Yargıtay vermiş olduğu bir kararında belirttiğimiz husus şu şekilde ifade edilmiştir: “…davacı davalılar C.ve H.'ya yapılan vasiyetin iptalini istemiş ise de vasiyetnameye konu olan taşınmazlar vasiyetten sonra davalı C. ve H.'ye tapuda satış göstermek suretiyle davadan önce intikal ettirilmiş olduğundan, hukuki geçerliliğini kanun gereğince yitireceğinden (TMK. 544.md.) vasiyetnamenin iptali konusunda ayrıca bir karar verilmesine gerek bulunmadığı gözardı edilerek bu istekle ilgili davanın reddine karar verilmesi gerekirken, konusu kalmadığından bahisle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm kurulması da doğru değildir.” Şeklindeki gerekçe ile bu hususu açıkça ifade etmiştir (Bkz. Y. 1. HD., E. 2008/12458 K. 2009/2623 T. 2.3.2009).
Yargıtay vermiş olduğu bir başka kararında ise kızına vasiyet ettiği taşınmazı sağlığında yine aynı kızına satmış olmasını, yine mirasbırakanın vasiyetnameyi geri aldığı şeklinde yorumlamıştır. Söz konu karar şu şekildedir: “Olayda mirasbırakan 1.10.1986 günlü vasiyetnamede, taşınmazını kızı Rahmiye’ye vasiyet ettikten sonra, aynı taşınmazı 24.2.1987 gününde yine kızı Rahmiye’ye satmış, tapuda mülkiyeti ona devir etmiştir. Miras bırakan bu davranışı ile, ölümü halinde bu malın, terekesinde bulunması imkanını ortadan kaldırmıştır. Yararına vasiyet yapılan kişinin, ölenin mirasçısı olması, fiili rücu (dönüş) kuralını etkilemez. Mahkemece aksine düşünce ile ve ölüme bağlı tasarrufların hukukî niteliği ile çelişerek ve Medeni Kanun’un 491. maddesi ile bağdaşmayan bir düşünce biçimiyle davanın red edilmesi yanlıştır. Oysa yapılacak iş, vasiyetnamenin geçerliğini yitirdiğinin tesbitinden ibarettir. Bu yönün gözetilmemiş olması usul ve kanuna aykırıdır.” (Bkz. Yargıtay 2. HD, E. 1989/3178, K. 1989/4929, T. 22.05.1989).
Belirtelim ki ifade ettiğimiz TMK m. 544 hükmü çerçevesinde mirasbırakanın malvarlığı değeri üzerindeki tasarrufun geri alma sonucunu doğurabilmesi için sadece borçlandırıcı işlem yapılması yeterli olmayıp, tasarruf işleminin de gerçekleşmiş olması, diğer bir anlatımla vasiyete konu malvarlığı değerinin mirasbırakanın malvarlığından çıkıp üçüncü kişinin malvarlığına girmiş olması şarttır.[2] Nitekim bu yönde verilmiş eski tarihli bir Yargıtay kararında şu ifadelere yer veriliştir: “Medeni Kanun’un 491. maddesinin ikinci fıkrasında söz konusu edilen tasarruf, vasiyetnamenin infazını imkânsız kılan tasarruflara aittir. Oysa bağış vaadi taahhüdü ile (Teslim vaki olmadıkça) bağış yapanın o mal üzerindeki mülkiyeti son bulmayacağına ve ölümü ile beraber kitapların tereke arasında katılması gerektiğine göre, sözü edilen maddenin ikinci fıkrasındaki halin gerçekleştiği iddia edilemez.” (Y. 2. HD, E. 1963/5131, K. 1963/5128, T. 30.09.1963)
Hükmün belirli mal vasiyetine özgü olma özelliği
Öte yandan ifade etmiş olduğumuz TMK m.544 uyarınca kendiliğinden hükümsüz hale gelme hali sadece belirli mal vasiyetine konu vasiyetnameler bakımından uygulama alanı bulur. Buradaki belirli malın da ferden muayyen yani parça vasiyeti şeklinde olması gerekir. Dolayısıyla çeşit vasiyetin söz konusu olduğu hallerde işin niteliği gereği murisin sağlığında yapacağı tasarruf nedeniyle vasiyetin geri alındığından da söz edilemez.[3] Ancak, kanaatimizce mirasbırakan malvarlığındaki belirli bir stoktaki mallar için vasiyette bulunmuşsa, diğer bir anlatımla sınırlı çeşit vasiyeti (mahdut çeşit vasiyet) söz konusu ise murisin bu stokta sağlığında yapacağı tasarruf ölüme bağlı tasarrufun da geri alınması sonucunu doğurur. Örneğin, mirasbırakanın X Bankasında 10 milyon TL’sinin bulunduğu varsayımında, düzenlediği vasiyetnamede “A’ya 10 milyon vasiyet ediyorum” demesi ile “X Bankası’ndaki 10 milyon TL paramı A’ya vasiyet ediyorum” demesi arasında fark bulunmaktadır. Zira mirasbırakanın sağlığında bankadaki tüm parayı çekerek harcaması, yani 10 milyon TL üzerinde tasarrufta bulunmuş olması halinde, çeşit vasiyetin söz konusu olduğu ilk ihtimalde ölüme bağlı tasarruf geri alınmış sayılmayacağı için A mirasbırakanın mirasçılarından bunu talep edebilir. Buna karşılık, ikinci ihtimalde sınırlı çeşit vasiyet (mahdut çeşit vasiyet) söz konusu olduğundan, mirasbırakanın bu vasiyetle çelişen tasarrufu, vasiyetin de geri alınmış sayılması sonucunu doğurur.
Hükmün mirasçı atama halinde uygulanmama özelliği
Vasiyetname ile mirasçı atamanın söz konusu olduğu hallerde murisin sağlığında terekeye konu bir ya da bir baç mal varlığı değerine ilişkin tasarrufta bulunmuş olması, mirasçı atamaya ilişkin vasiyetnamenin de geri alınması sonucunu doğurmaz. Özetle, vasiyetname ile mirasçı atanmışsa aksi mirasbırakana ait başka bir rücu iradesiyle açıkça anlaşılmadıkça, miras bırakanın sağlığında yapacağı tasarruflar vasiyetnameyi geri alma olarak değerlendirilemez ve vasiyetname hüküm ifade etmeye devam eder. Dolayısıyla mirasçı olarak atanan kişi terekenin tamamı veya belirli bir kısmı üzerinde hak sahibi olmayı sürdürür ve mirasbırakanın terekesi üzerinde tasarruf etmesi atanmış mirasçının terekeden alacağı oranı etkilemez.[4]
Nitekim emsal pek çok kararda, vasiyetname ile mirasçı atama halinde mirasbırakanın sağlığında yapmış olduğu tasarrufların vasiyetnamenin geri alınması olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2009 tarhli ve E. 2009/455 K. 2009/464 sayılı kararında bu ettiğimiz husus şu şekilde ifade edilmiştir: “Miras bırakan, vasiyette bulunduktan sonra, vasiyetname ile bağdaşmayacak şekilde ölüme bağlı olmayan bir tasarrufla vasiyete konu olan şey üzerinde tasarrufta bulunursa, bu davranışı ilk vasiyetten rücu anlamını taşır ( Esat Şener, Miras Hukuku, 1981, s. 374 vd.; Zahit İmre,Türk Miras Hukuku, 1968, s. 154 vd. Kemal Oğuzman, Miras Hukuku Dersleri, 1972, 184; Nuşin Ayiter, Miras Hukuku 1971, s. 57; İlhan Öztrak, Miras Hukuku 1968, 83 ). Dolayısı ile böyle bir durumda miras bırakanın eylemli olarak vasiyetten döndüğü kabul edilir. Bu hüküm sadece belirli mal vasiyetleri için geçerlidir. Mirasçı atanmasına (nasbına) ilişkin vasiyetlerde uygulanmaz. Çünkü atanmış mirasçı (TMK. m. 516) vasiyetçinin mirasçısı olup, terekenin aktifi pasifinden az da olsa, çok da olsa, tasarruf geçerliliğini korur.”
Vasiyet edilende tasarruf edilse dahi bazı hallerde vasiyet hüküm ifade edebilir
TMK m.544 uyarınca sadece belirli mal vasiyetinde vasiyetle çelişen tasarruflar vasiyeti hükümsüz hale getirecektir. Ancak, miras bırakan böyle bir tasarrufta bulunmakla birlikte bazı hallerde vasiyetnamedeki tasarruf yine de geçerli sayılabilir. Buna göre, bir defa miras bırakanın iradesinden malvarlığından çıkan şeyin karşılığının, buna rağmen ölüme bağlı tasarrufla lehine tasarrufta bulunulan kişiye verilmesini istediği anlaşılıyorsa, ölüme bağlı tasarruf geçersiz değildir. Bu durumda vasiyet alacaklısı, terekeden çıkan vasiyet edilen şeyin karşılığını talep edebilir.[5]
Benzer şekilde, miras bırakanın sağlararası tasarrufu vasiyet edilen şeyin değerini düşürse ya da onu yüklü hale getirse dahi ölüme bağlı tasarruf geçersiz değildir. Başka bir anlatımla, vasiyet edilen şeyin muris tarafından sağlığında tasarrufa konu edilmesi vasiyetin geri alınması niteliğinde ise de sağlararası tasarruf vasiyetnameden doğan borcun ifasına engel değilse, geri almadan da söz edilemez. Ancak bu durumda vasiyet alacaklısı, terekedeki vasiyet olunan şeyi ancak yükleriyle birlikte talep edebilir.[6] Örneğin, bankadan kredi kullanan M, A’ya vasiyet ettiği taşınmazda banka lehine ipotek tesis etmişse ya da sağlığında kiraya verdiği bu taşınmazda B lehine kira şerhi verilmişse durum bu şekildedir. Dolayısıyla vasiyetname yürürlükte kalmaya devam ederken A söz konu yüklerle birlikte o taşınmaza malik olabilir.
Bazı Yargıtay kararlarında vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası tasarrufla kısmen geri alınması halinde, geri alınmayan ölüme bağlı tasarrufların geçerli kalmaya devam edeceği ifade edilmektedir. Örneğin Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 03.03.2004 tarihli ve E. 2004/1807, K. 2004/2635 sayılı kararına göre, “Murisin, taşınmazının 2/6’şardan toplam 4/6 hissesini ve bu hisselere ayrılan (2) ve (3) nolu meskenlerini, sağlığında, oğulları Ahmet ve Mehmet’e vasiyetname ile bağdaşmayacak şekilde sağlararası tasarrufla temlik etmesi, bu hisseler ve (2) ve (3) nolu meskenler yönünden vasiyetnameden rücu edildiğini gösterir. (TMK.544/2) Ancak, murisin uhdesinde kalan 2/6 hisse ve bu hisseye tekabül eden (1) nolu mesken üzerinde muris lehine tesis edilmiş olan kat irtifakı yönünden vasiyetname ayakta ve geçerliliğini sürdürmektedir. O halde vasiyetnamenin tamamen iptalini sonucunu doğuracak şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.”
Öte yandan öğretide, mirasbırakanın vasiyet ettiği şeyde sağlığında tasarrufta bulunduktan sonra tekrar o şeyin malvarlığına girmesi halinde geri almanın etkisiz hale geleceği, dolayısıyla vasiyet alacaklısının vasiyetin aynen ifasını talep edebileceği ileri sürülmekle birlikte[7] katıldığımız görüş çerçevesinde mirasbırakanın vasiyete konu bu şeyde tasarruf etmesinin vasiyetten rücu anlamına geldiği, dolayısıyla tekrar yürürlüğe girmesini istediği yönündeki miras bırakanın aksi yöndeki arzusu ispat edilmedikçe vasiyetnamenin kendiliğinden hükümsüz sayılacağı kabul edilmelidir.[8]
Geri alma sonucunun doğması için sağlararası tasarruf işlemi de geçerli olmalıdır
Burada değinilmesi gereken bir başka husus da şudur; vasiyetnamedeki tasarrufun sağlararası bir başka tasarrufla geri alınmasından söz edilebilmesi için, sağlar arası tasarrufun da geçerli olması gerekir.[9]
Örneğin Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 04.11.2009 tarihli ve E. 2009/455 K. 2009/464 T. 04.11.2009 sayılı kararında bu husus şu şekilde karara bağlanmıştır: “Miras bırakan S. 19.08.2002 tarihinde ölmüştür. Mirası çocukları M. Y., H. S., V. U. ve C. Ç.’a kalmıştır. Dava C. Ç. tarafından diğer mirasçıların hasım gösterilerek açılmıştır. Miras bırakan S.’un vasiyetnamesi 05.01.1982 tarihinde noterde hazırlanmış, 01.10.2002 tarihinde Eskişehir 2.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2002/1143-1190 E-K. sayılı kararı ile açılmış ve taraflarca herhangi bir itiraza........
