İNANÇLI İŞLEM: TANIM, HUKUKİ NİTELİK, İSPAT REJİMİ VE UYGULAMADAKİ SORUNLAR
Özet
İnançlı işlem, Türk hukukunda kanunda tipik olarak düzenlenmiş bir sözleşme türü olmamakla birlikte, Yargıtay içtihatlarıyla sınırları çizilmiş ve uygulamada özellikle taşınmaz devri, teminat amaçlı işlemler ve yönetim amacıyla devirlerde sıklıkla görülen bir hukuki ilişkidir. Bu çalışmada, inançlı işlemin tanımı, hukuki yapısı, tarafların hak ve borçları ile özellikle ispat rejimi; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili hukuk daireleri kararları ekseninde incelenmektedir. Çalışmanın odak noktasını, inançlı işlem iddiasının ispatında yazılı delil zorunluluğu, delil başlangıcı, yemin delili ve HMK dönemindeki tartışmalar oluşturmaktadır.
1. Giriş: İnançlı İşlemin Uygulamadaki Yeri Nedir ?
İnançlı işlem, modern ekonomik ilişkiler içinde “teminat” ve “yönetim” ihtiyaçlarının ürettiği; fakat çoğu kez taraflar arasında güven ilişkisine dayandığı için formel kayıt altına alınmayan bir işlem tipidir. Bu pratik tercih, uyuşmazlık çıktığında ciddi bir “ispat” krizine dönüşür: İnanan taraf, devrin gerçekte teminat/yönetim amaçlı olduğunu, amaç gerçekleşince malın geri verileceğini iddia eder; inanılan ise çoğu zaman “satış/bağış/geri verme borcu yok” savunmasına yaslanır.
Yargıtay uygulamasında bu ilişkiler, bir yandan borçlandırıcı işlem (geri verme borcunu doğuran inanç anlaşması), diğer yandan kazandırıcı işlem (mülkiyetin/hakkın devri) birlikte düşünülerek çözümlenir. Bu ikili yapı hem maddi hukuk hem de usul hukuku bakımından kritik sonuçlar doğurur: Dış dünyaya karşı hak sahibi görünen inanılanın tasarruf yetkisi; iç ilişkide inanana karşı iade/geri devir borcu; üçüncü kişilere devrin akıbeti ve en önemlisi inançlı ilişkinin varlığının hangi delillerle kanıtlanabileceği.
Bu çalışma, Yargıtay’ın yakın tarihli kararlarıyla pekişen yaklaşımı esas alarak, inançlı işlemi “kavramsal ve işlevsel” olarak açıklamayı ve uygulamadaki tipik uyuşmazlık senaryolarına içtihat merkezli çözüm şeması önermeyi amaçlar.
2. Yargıtay’ın İnançlı İşlem Tarifi Nedir ?
Yargıtay kararlarında inançlı işlem; inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere bir mal veya hakkı inanılana devretmesi, inanılanın da inanç anlaşmasına uygun şekilde kullanması ve amaç gerçekleşince inanana iade etmesi olarak tanımlanır. 14. Hukuk Dairesi’nin kararında bu tarif açık biçimde vurgulanmıştır: İnançlı işlemlerde, inanan bir hakkı devreder, inanılan ise amaç gerçekleşince geri devretmeyi üstlenir. Benzer tanım 3. Hukuk Dairesi ve 6. Hukuk Dairesi kararlarında da tekrarlanır.
Bu tanımın iki kritik bileşeni vardır:
1) Gerçek bir devir (kazandırıcı işlem): İnanan, mülkiyet/alacak hakkını inanılana devreder. Bu, çoğu olayda tapuda resmi devir veya alacağın temliki gibi dış dünyada sonuç doğuran bir tasarruftur.
2) Geri verme borcu (borçlandırıcı işlem): İnanç anlaşmasıyla inanılan, hakkı belirli koşullarla kullanmayı ve amaç gerçekleşince iade etmeyi borçlanır.
Bu nedenle Yargıtay, inançlı işlemi yalnızca “emanet” gibi zayıf bir ilişki olarak değil; devrin ciddi olduğu, ancak iç ilişkide geri dönüş mekanizmasının kurulduğu karma bir yapı olarak ele alır. Nitekim 4. Hukuk Dairesi kararında inananın devri yaptığı, fakat inanılanın borçlandırıcı bir sözleşmeyle yükümlülük altına girdiği açıkça ifade edilir.
3. İnançlı İşlemin Hukuki Niteliği: Güven İlişkisi, Geri Verme Borcu ve HGK Yaklaşımı Ne Şekildedir ?
İnançlı işlemin ayırt edici özelliği, güven unsurudur. Hukuk Genel Kurulu kararlarında bu vurgu daha “kurumsal” bir dille yapılır: İnançlı işlem güven esasına dayanan bir hukuki işlemdir; taraflar birbirine güvenerek mülkiyeti geçirir ve sonrasında geri döneceğine inanır. HGK 2023 tarihli kararlarda, inananın “malın kendisine döneceğine güvenen kişi” olarak konumlandırılması; inanç sözleşmesinin konusunun önce inanılana geçmesi, sonra inanana geri dönmesinin kararlaştırılması özellikle belirtilmiştir.
Bu noktada hukuki sonuçlar bakımından üç düzlem ayrıştırılmalıdır:
• İç ilişki (inanan–inanılan): Geri verme borcunun kapsamı, süresi, amaç gerçekleşme kriteri, masraf/gelir/yararlanma düzeni gibi hususlar inanç anlaşmasıyla belirlenir. İnanan, amaç gerçekleşince iade isteme hakkına dayanır; inanılan iade etmekle yükümlüdür.
• Dış ilişki (üçüncü kişiler): Tapuda malik olarak görünen inanılanın üçüncü kişilerle yaptığı işlemler, iyiniyetin korunması, muvazaa iddiası gibi konular ayrı........
