AYM: Arabuluculuk Tutanağındaki Eksiklik Tek Başına Davanın Reddine Gerekçe Olamaz
Anayasa Mahkemesi, arabuluculuk son tutanağında alacak kalemlerinin ayrı ayrı gösterilmemesi nedeniyle işçinin davasının reddedilmesini mahkemeye erişim hakkının ihlali saydı. Önceki kararlarında başvuru formundaki eksiklikleri değerlendiren Mahkeme, bu kez son tutanağın yetersiz düzenlenmesinin sonuçlarının bütünüyle işçiye yüklenemeyeceğini belirtti. Kararda arabulucunun tutanağın içeriği ve düzenlenme şekli konusunda tarafları bilgilendirme yükümlülüğüne yapılan vurgu, mesleki sorumluluğun sınırları bakımından da önem taşıyor.
Anayasa Mahkemesi (AYM), arabuluculuk görüşmelerine konu edildiği anlaşılan işçilik alacaklarının son tutanakta tek tek belirtilmemesi nedeniyle açılan davanın usulden reddedilmesini mahkemeye erişim hakkının ihlali olarak değerlendirdi.
Yüksek Mahkeme, arabuluculuk sürecinin gerçek kapsamı incelenmeden yalnızca son tutanaktaki genel ifadeye dayanılarak dava şartının yerine getirilmediğine karar verilmesini aşırı şekilci buldu.
AYM İkinci Bölümünün 18 Mayıs 2026 tarihli Durmuş Çelik başvurusunda verdiği karar, 20 Ekim 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlandı. Oybirliğiyle verilen kararda, arabulucunun son tutanağın içeriği ve düzenlenme şekli konusunda tarafları bilgilendirme yükümlülüğüne de dikkat çekildi.
Mahkeme, işçinin hangi alacak kalemlerinin tutanakta gösterilmesi gerektiği konusunda bilgilendirildiğine ilişkin bir tespit bulunmadığı hâlde, belgedeki eksikliğin bütün sonuçlarının kendisine yüklenmesini ölçüsüz buldu.
Karar, arabuluculuk dava şartının uygulanmasında son tutanağın taşıdığı önem ile mahkemeye erişim hakkının korunması arasındaki sınırları yeniden gündeme getirdi.
İş mahkemesinde kazandığı dava istinafta reddedildi
Uyuşmazlık, askerlik nedeniyle iş sözleşmesi sona eren Durmuş Çelik'in kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücretini tahsil etmek istemesiyle başladı.
Çelik, 10 Ağustos 2018'de Afyonkarahisar Arabuluculuk Bürosuna başvurdu. Arabuluculuk sürecinde anlaşma sağlanamaması üzerine 28 Eylül 2018'de Afyonkarahisar İş Mahkemesinde dava açtı.
İş mahkemesi, işçinin kıdem tazminatına hak kazandığını ve tanık anlatımlarına göre fazla çalışma yaptığını kabul etti. Mahkeme, net 5.917,11 lira kıdem tazminatı ile 2.308,05 lira fazla çalışma alacağının faizleriyle birlikte ödenmesine hükmetti.
Ancak işverenin istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Konya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın esasına ilişkin değerlendirme yapmaksızın davayı usulden reddetti.
Bölge adliye mahkemesine göre arabuluculuk son tutanağında tarafların hangi alacak ve tazminat kalemlerinde anlaşamadıkları ayrı ayrı belirtilmeliydi. Somut olayda ise tutanakta yalnızca işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan taleplerden söz edilmişti.
Mahkeme, arabuluculuk başvuru formunda da benzer genel bir ifadenin bulunduğunu belirterek dava şartının yerine getirilmediği sonucuna ulaştı.
Bireysel başvurusunda bu değerlendirmeye itiraz eden Çelik ise el yazısıyla doldurulmuş, ilgili taleplerin işaretlendiği ve imzalandığı ön başvuru formunun arabuluculuk dosyasında bulunduğunu ileri sürdü. Alacak kalemlerinin anlaşmama tutanağında ayrı ayrı gösterilmemesinin arabulucunun hatasından kaynaklandığını savundu.
Böylece uyuşmazlık, yalnızca son tutanağın içeriğine değil, başvuru belgelerinin kapsamına ve arabuluculuk faaliyetinin gerçekte hangi talepler hakkında yürütüldüğüne de ilişkin hâle geldi.
İşverenin telefonla yaptığı açıklama belirleyici oldu
AYM, başvuruyu Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı kapsamında inceledi.
Mahkemeye göre iş uyuşmazlıklarında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmasının zorunlu tutulması, uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözülmesini amaçlayan meşru bir düzenleme. Bununla birlikte dava şartının uygulanması sırasında mahkemeye erişim hakkına getirilen sınırlamanın ölçülü olması gerekiyor.
Yüksek Mahkeme bu değerlendirmeyi yaparken yalnızca başvuru formuna veya son tutanağa bağlı kalmadı.
Dosyada bulunan 3 Eylül 2018 tarihli Arabuluculuk Anlaşmama Belgesi başlıklı tutanakta uyuşmazlık konusu genel olarak işçi-işveren uyuşmazlığı şeklinde gösterilmişti. Ancak aynı belgede işverenin telefonla yaptığı açıklama da kayıt altına alınmıştı.
İşveren, işçinin kendisinden herhangi bir alacağı bulunmadığını, aksine işçiyle ilgili bir senedi olduğunu ve bu nedenle tazminat ödemeyeceğini bildirmişti.
Aynı tarihte düzenlenen son tutanakta ise işçi-işveren ilişkisinden kaynaklanan talep konusunda yürütülen arabuluculuk faaliyetinin anlaşmazlıkla sona erdiği belirtilmişti.
AYM, bu iki belgeyi ve tarafların açıklamalarını birlikte değerlendirdi.
İşçinin kıdem tazminatı ile fazla çalışma ücretini arabuluculuk görüşmelerine taşıma iradesinin bulunduğunu, işverenin de bu konuların görüşülmesine itiraz etmediğini dikkate alan Mahkeme, söz konusu alacakların arabuluculuk sürecine konu edilmediğinin söylenemeyeceğine karar verdi.
Yüksek Mahkeme, son tutanaktaki genel ifadenin yeterli olmadığı yönündeki değerlendirmeyi arabuluculuk kurumunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz buldu.
Böylece uyuşmazlığın kapsamını belirlerken belgelerde kullanılan ifadeler kadar, tarafların gerçekte hangi talepleri görüşmeye taşıdıklarının da önemli olduğunu ortaya koydu.
AYM'nin önceki kararlarından ayrılan yönü
Durmuş Çelik kararı, AYM'nin arabuluculuk dava şartının aşırı şekilci yorumlanmasına karşı geliştirdiği içtihadın devamı niteliğinde.
Mahkeme, 24 Ekim 2024 tarihli Ferhat........
