menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

AVUKATIN AVUKATA ETTİĞİ: MESLEĞİN İÇİNDEKİ SESSİZ SÖMÜRÜ

268 0
08.10.2026

Avukatlık mesleğinin sorunlarını konuşurken yıllardır aynı başlıkların etrafında dönüp duruyoruz. Artan avukat sayısı, mahkemelerin iş yükü, adliyelerde yaşanan sorunlar, kamu avukatlarının özlük hakları, CMK ve adli yardım ücretleri…

Bunların tamamı elbette önemlidir.

Ancak mesleğin tam ortasında duran, her gün binlerce avukatın hayatını doğrudan etkileyen ve buna rağmen gerektiği kadar yüksek sesle konuşulmayan başka bir mesele daha var:

İşçi avukatların çalışma koşulları ve kimi zaman bizzat meslektaşları tarafından ekonomik olarak sömürülmesi.

Bugün Türkiye'de ruhsatını almış, yıllardır avukatlık yapan, kimi zaman beş, kimi zaman on yıllık kıdeme ulaşmış avukatların hâlâ asgari ücret civarında veya ona yakın ücretlerle çalıştırılabilmesi, üzerinde ciddi biçimde düşünülmesi gereken bir tablodur.

Bir hukukçu için bundan daha büyük bir mesleki çelişki düşünülebilir mi?

Başkalarının hakkını savunan avukat, kendi hakkını savunamaz hâle geliyor.

BİR AVUKATIN EMEĞİNİN FİYATI NE KADAR?

Avukatlık; uzun yıllar süren eğitim, staj, ruhsat, mesleki deneyim ve sürekli kendini geliştirme gerektiren bir meslektir.

Buna rağmen özel hukuk bürolarında çalışan bazı avukatların emeği, neredeyse vasıfsız iş gücü mantığıyla fiyatlandırılabiliyor.

Sabah büroya gelen, gün boyunca dosya hazırlayan, duruşmaya giren, icra takibi yapan, müvekkillerle görüşen, sözleşme inceleyen, hukuki araştırma yapan ve çoğu zaman mesai saatinin çok ötesine kadar çalışan bir avukatın emeği, “daha gençsin, tecrübe kazanıyorsun” cümlesiyle açıklanmaya çalışılıyor.

Bu cümle mesleğin ilk yıllarında anlaşılabilir olabilir.

Fakat beş yıl sonra? Yedi yıl sonra? On yıl sonra?

Bir avukat kaç yıl boyunca “tecrübe kazanıyor” olabilir?

Meslekte on yıl geçirmiş bir avukat hâlâ “tecrübe kazanıyor” kabul ediliyorsa artık sorun o avukatın tecrübesinde değil, emeğinin değersizleştirilmesindedir.

Üstelik burada sıradan bir çalışandan değil; işvereninin müvekkillerine doğrudan hukuki hizmet sunan, dosya ve duruşma sorumluluğu üstlenen, mesleki sorumluluk taşıyan bir avukattan bahsediyoruz.

Bir başka ifadeyle, emeği profesyonel; karşılığı ise çoğu zaman bununla bağdaşmayacak kadar düşük.

“BEN DE ZAMANINDA BÖYLE ÇALIŞTIM”

İşçi avukatların karşılaştığı en dikkat çekici savunmalardan biri şudur:

“Ben de zamanında böyle çalıştım.”

Evet, belki çalıştınız.

Belki ilk yıllarınızda düşük ücret aldınız. Belki uzun saatler çalıştınız. Belki mesleğin ilk dönemlerinde bazı fedakârlıklarda bulundunuz.

Ama bundan, sizden sonra gelenlerin de aynı koşullara mahkûm edilmesi gerektiği sonucu çıkmaz.

Tam tersine, insan kendi yaşadığı haksızlığın bir başkasına yaşatılmaması için mücadele etmelidir.

Bir dönem kendisine yapılanı şimdi başkasına yapmak, yaşanmış haksızlığı haklı hâle getirmez.

Sömürülenin zamanla sömürene dönüşmesi, düzenin en büyük başarısızlıklarından biridir.

Bir avukatın mesleğe başladığında düşük ücretle çalışmış olması, bugün yanında çalışan avukatın emeğini mümkün olan en düşük bedelle satın almasının gerekçesi olamaz.

MESLEKTAŞLIK SADECE BİR HİTAP ŞEKLİ MİDİR?

Avukatlar birbirlerine “meslektaşım” der.

Adliyede karşılaşırız, meslektaş deriz.

Baro toplantılarında meslektaş dayanışmasından söz ederiz.

Mesleğin itibarını korumaktan bahsederiz.

Peki yanında çalışan avukatın emeğinin karşılığını vermediğimiz zaman bütün bunların anlamı nedir?

Elbette her düşük ücretli çalışma ilişkisinin arkasında aynı neden yoktur. Her hukuk bürosunun ekonomik şartları da aynı değildir. Her avukatın kıdemi, uzmanlığı, sorumluluğu ve yaptığı iş de aynı değildir.

Ancak bütün bu farklılıkların ötesinde tartışılması gereken temel bir mesele vardır:

Bir avukatın emeğinin, sırf karşısındaki de avukat olduğu için değersizleştirilmesi kabul edilebilir mi?

Burada mesele yalnızca ücret değildir.

Mesele çalışma saatidir.

Mesele iş güvencesidir.

Mesele sosyal haklardır.

Mesele mesleki saygıdır.

Ve nihayetinde mesele insan onurudur.

AVUKAT AVUKATI SÖMÜRÜRSE

Hukukçular olarak işverenlere işçinin haklarını anlatıyoruz.

Fazla mesaiyi anlatıyoruz.

Yıllık izin hakkını anlatıyoruz.

Ücret alacağını hesaplıyoruz.

İşverenin işçiyi gözetme borcundan söz ediyoruz.

Haksız feshe karşı dava açıyoruz.

İşçinin ekonomik olarak işverene bağımlılığının doğurduğu güç dengesizliğini anlatıyoruz.

Sonra kendi büromuza dönüp yanında çalışan avukata aynı hassasiyeti göstermiyorsak burada ciddi bir çelişki vardır.

Bir hukuk bürosunun ekonomik olarak zor durumda olması elbette mümkündür. Ancak bu durum, çalışan avukatın emeğinin sürekli biçimde değersizleştirilmesini kendiliğinden meşru hâle getirmez.

Aynı şekilde çalışan avukatın da her işverenin ekonomik........

© Hukuki Haber