menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

KONKORDATODA DÜRÜSTLÜK İLKESİ VE BAŞVURU SÜRECİNDE FİNANSAL ŞEFFAFLIK YÜKÜMLÜLÜĞÜ

13 0
03.07.2026

Özel hukuk ilişkilerinin temelini oluşturan güven ilkesi, kişilerin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uygun davranmalarını zorunlu kılmaktadır. Hukuk düzeni yalnızca şeklen kanuna uygun davranışları değil, aynı zamanda dürüstlük kuralına uygun şekilde kullanılan hakları koruma altına almaktadır. Bu nedenle iyi niyet ve dürüstlük ilkeleri yalnızca medeni hukukun değil, borçlar hukuku, ticaret hukuku ve icra-iflâs hukukunun da temel prensipleri arasında yer almaktadır.

Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde; "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun'un 3. maddesinde ise iyi niyet karinesi düzenlenmiştir. Buna göre kanunun iyi niyete hukuki sonuç bağladığı hâllerde asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Bununla birlikte, somut olayın gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyi niyet iddiasında bulunamayacaktır.

Bu hükümler, özel hukukun bütün alanlarında olduğu gibi konkordato hukukunda da uygulama alanı bulmaktadır. Zira konkordato müessesesi, ekonomik güçlük içerisine düşmüş dürüst borçlunun faaliyetlerini sürdürebilmesini ve alacaklıların mümkün olan en yüksek oranda tatmin edilmesini amaçlayan istisnai bir yeniden yapılandırma mekanizmasıdır. Dolayısıyla konkordatonun varlık sebebi, borçlunun dürüst davranacağı yönündeki hukuki varsayıma dayanmaktadır.

Öğretide her ne kadar "iyi niyet" kavramı genel bir ifade olarak kullanılmakta ise de, konkordato hukukunda esasen uygulanması gereken ilke TMK m.2'de düzenlenen objektif dürüstlük kuralıdır. TMK m.3 anlamındaki sübjektif iyi niyet ise ancak kanunun açıkça hukuki sonuç bağladığı hâllerde uygulama alanı bulmaktadır. Dolayısıyla konkordato yargılamasında değerlendirilmesi gereken husus, borçlunun kötü niyetli olup olmadığı değil, dürüstlük kuralına uygun davranıp davranmadığıdır.

Bu çalışmada, konkordato hukukunda iyi niyet ilkesinin kapsamı, borçlunun dürüst davranma yükümlülüğü, bu yükümlülüğün ihlali hâlinde uygulanabilecek yaptırımlar ile uygulamada karşılaşılan kötüye kullanma örnekleri İcra ve İflâs Kanunu hükümleri çerçevesinde incelenecektir.

II. KONKORDATONUN AMACI VE İYİ NİYET ESASI

Ekonomik dalgalanmalar, finansmana erişimde yaşanan güçlükler, yüksek enflasyon, üretim maliyetlerindeki artışlar ve işletme sermayelerindeki yetersizlikler son yıllarda konkordato başvurularında önemli ölçüde artışa neden olmuştur. Bu gelişmeler, konkordato kurumunun ekonomik hayattaki önemini artırmış olmakla birlikte, uygulamada çeşitli hukuki sorunları da beraberinde getirmiştir.

İcra ve İflâs Kanunu'nun sistematiği incelendiğinde konkordatonun temel amacının, ekonomik olarak geçici ödeme güçlüğü yaşayan ancak faaliyetini sürdürebilecek durumda bulunan dürüst borçlunun korunması olduğu görülmektedir. Kanun koyucu, borçlunun ticari faaliyetlerini devam ettirebilmesini sağlarken aynı zamanda alacaklıların da mümkün olan en yüksek düzeyde tatmin edilmesini hedeflemiştir.

Nitekim öğretide konkordato; "Dürüst bir borçlunun, imtiyazsız alacaklılarının çoğunluğu ile yaptığı ve ticaret mahkemesinin tasdikiyle hüküm ifade eden cebrî bir anlaşmadır." şeklinde tanımlanmaktadır (Baki Kuru, İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, s. 1444).

Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere konkordatonun ön şartı borçlunun dürüst olmasıdır. Dolayısıyla alacaklılardan korunmak, icra takiplerini durdurmak veya şirket malvarlığını üçüncü kişilere devretmek amacıyla yapılan başvurular konkordato kurumunun kuruluş amacına tamamen aykırıdır.

III. KONKORDATODA BORÇLUNUN DÜRÜST DAVRANMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Konkordato talebinde bulunan borçlu, yalnızca mahkemeye başvurduğu anda değil, geçici mühletin verilmesinden konkordatonun tasdikine kadar devam eden bütün süreç boyunca dürüstlük kuralına uygun hareket etmek zorundadır.

Geçici mühlet kararı ile borçlu önemli ölçüde hukuki koruma elde etmektedir. Buna karşılık alacaklıların takip hakları önemli ölçüde sınırlandırılmaktadır. Bu nedenle konkordato sürecinde borçlunun davranışları daha sıkı bir dürüstlük denetimine tabi tutulmalıdır.

Borçlunun; malvarlığını azaltmaya yönelik işlemler yapması, şirket aktiflerini üçüncü kişilere devretmesi, alacaklıların tahsil imkânını azaltacak tasarruflarda bulunması, ticari faaliyet görüntüsü altında mal kaçırmaya yönelik işlemler gerçekleştirmesi, komiserin talimatlarına aykırı davranması, dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacak davranışlar olarak değerlendirilebilir.

Bu noktada değerlendirme yapılırken yalnızca işlemin şekli değil, ekonomik sonucu ve alacaklılar üzerindeki etkisi de dikkate alınmalıdır.

Konkordato talebinde bulunan borçlunun dürüst davranma yükümlülüğü, yalnızca geçici mühlet kararının verilmesinden sonraki dönemi değil, mahkemeye yapılan ilk başvurudan itibaren bütün konkordato sürecini kapsamaktadır. Bu nedenle mahkemeye sunulan konkordato ön projesi ile ekindeki mali verilerin gerçeği eksiksiz ve doğru şekilde yansıtması zorunludur. Özellikle stok kayıtlarının fiili stok durumu ile uyumlu olmaması, işletmenin aktifinde gösterilen emtianın gerçekte bulunmaması veya kayıtlı miktarlardan önemli ölçüde farklı olması, ticari defter ve mali tablolarda yer verilen kasa mevcudunun fiili kasa sayımıyla örtüşmemesi, başka bir ifadeyle muhasebe kayıtlarında mevcut görünen nakdin gerçekte işletme kasasında bulunmaması yahut nakit akış projeksiyonlarının işletmenin gerçek ödeme kapasitesini yansıtmayacak şekilde iyimser varsayımlara dayanılarak hazırlanması, konkordato talebinin dayandığı mali verilerin güvenilirliğini ciddi biçimde zedelemektedir. Bu tür aykırılıklar, her somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmekle birlikte, borçlunun mahkemeyi ve alacaklıları yanıltmaya yönelik hareket ettiğine ilişkin kuvvetli emare olarak kabul edilebilir. Zira konkordato yargılamasında mahkemenin geçici mühlet kararı verirken yaptığı ilk değerlendirme, büyük ölçüde borçlu tarafından sunulan mali bilgi ve belgelere dayanmaktadır. Gerçeği yansıtmayan mali tablolar üzerinden konkordato korumasından yararlanılması, yalnızca Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık oluşturmakla kalmayacak; aynı zamanda konkordato kurumunun dürüst borçluyu koruma amacını da ortadan kaldıracaktır. Bu nedenle konkordato komiserinin, bağımsız denetçinin ve mahkemenin özellikle stok kayıtları, kasa mevcudu, banka hesapları, cari hesap hareketleri ve nakit akış projeksiyonları üzerinde ayrıntılı inceleme yapması, konkordato kurumunun kötüye kullanılmasının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.

Kanaatimizce konkordato yargılamasında borçlunun dürüstlüğünün değerlendirilmesi yalnızca İİK m. 297 kapsamında mühlet süresince gerçekleştirilen işlemlerle sınırlandırılmamalıdır. Başvuru tarihinden önce düzenlenen mali tabloların gerçeğe aykırı hazırlanması, aktiflerin olduğundan fazla, pasiflerin olduğundan az gösterilmesi, gerçekte mevcut olmayan stokların varmış gibi kaydedilmesi veya kasa hesabının fiktif şekilde şişirilmesi de dürüstlük kuralı kapsamında değerlendirilmeli; bu tür davranışların tespiti hâlinde mahkeme, İİK m. 287 ve devamı hükümleri çerçevesinde konkordato talebinin samimiyetini yeniden değerlendirmelidir. Aksi yaklaşım, gerçeği yansıtmayan mali verilerle konkordato korumasından yararlanılmasına imkân sağlayarak hem dürüst borçlular ile kötü niyetli borçlular arasında eşitsizlik yaratacak hem de alacaklıların menfaatlerini telafisi güç biçimde zedeleyebilecektir.

Konkordato, borçluya devlet eliyle sağlanan olağanüstü bir cebrî koruma mekanizmasıdır. Devletin cebrî korumasından yararlanabilmenin ön şartı ise dürüst davranmaktır. Dolayısıyla dürüstlük ilkesi konkordatonun yalnızca etik değil, hukuki meşruiyet şartını oluşturmaktadır.

IV. GEÇİCİ MÜHLET DÖNEMİNDE DÜRÜSTLÜK İLKESİNİN GÖRÜNÜMÜ

İİK'nın 287. maddesi uyarınca mahkeme, konkordato talebiyle birlikte sunulan belgelerin eksiksiz olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı verir ve borçlunun malvarlığının korunması için gerekli tüm tedbirleri alır. Buna karşılık İİK m.297 gereğince borçlu kural olarak komiser gözetiminde faaliyetlerine devam eder.

Ancak Kanun, mahkemeye daha geniş yetkiler de tanımıştır. Mahkeme; bazı işlemlerin yalnızca komiser izniyle yapılmasına, işletmenin tamamen komiser tarafından yönetilmesine, borçlunun tasarruf yetkisinin sınırlandırılmasına karar verebilir.

Kanaatimizce özellikle yüksek tutarlı ticari işletmeler bakımından mahkemece verilen geçici mühlet kararlarında komiserin görev ve yetkilerinin genel ifadeler yerine somut ve ayrıntılı şekilde belirlenmesi, uygulamada doğabilecek tereddütleri önemli ölçüde azaltacaktır.

V. BORÇLUNUN TASARRUF YETKİSİNİN SINIRLANDIRILMASI

İİK m.297/2 uyarınca borçlu; rehin tesis edemez, kefil olamaz, ivazsız tasarrufta bulunamaz, işletmenin devamı açısından önem taşıyan taşınırları devredemez, taşınmazlarını mahkeme izni olmaksızın tasarruf konusu yapamaz. Kanun koyucu bu sınırlamaları, alacaklıların menfaatlerinin korunması amacıyla kabul etmiştir.

Buna rağmen uygulamada bazı borçluların görünüşte ticari faaliyet kapsamında işlem yaparak şirket aktiflerini azaltmaya yönelik davranışlarda bulunduğu görülmektedir. Bu tür işlemlerin yalnızca şekli hukuk bakımından değil, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı bakımından da değerlendirilmesi gerekir.

VI. DÜRÜSTLÜK KURALINA AYKIRILIĞIN SONUÇLARI

Borçlunun konkordato sürecinde dürüst davranmadığının anlaşılması hâlinde çeşitli hukuki yaptırımlar gündeme gelebilir.

Bunlar; geçici mühletin kaldırılması, kesin mühletin kaldırılması, konkordato talebinin reddi, tasarruf yetkisinin kaldırılması, iflâs kararı verilmesi, tasdik edilmiş konkordatonun tamamen feshi şeklinde ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle İİK m.292 kapsamında borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması hâlinde mahkeme, komiser raporu üzerine konkordato talebini reddederek borçlunun iflâsına resen karar verebilecektir.

VII. KONKORDATONUN TAMAMEN FESHİ

İİK'nın 308/f maddesi, kötü niyetle sakatlanmış konkordatonun tamamen feshedilebilmesine imkân tanımaktadır. Buna göre her alacaklı, kötü niyet unsurunun varlığı hâlinde tasdik kararını veren mahkemeden konkordatonun tamamen feshini talep edebilir.

Fesih kararının kesinleşmesi üzerine durum ilan edilir ve gerekli mercilere bildirilir. Ayrıca şartlarının oluşması hâlinde mahkeme borçlunun iflâsına da resen karar verebilir. Bu düzenleme, konkordato sürecinde dürüstlük ilkesinin yalnızca tasdik aşamasına kadar değil, konkordatonun uygulanması süresince de korunmasını amaçlamaktadır.

VIII. 13 MAYIS 2026 TARİHLİ YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİNİN DÜRÜSTLÜK İLKESİ BAKIMINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

13 Mayıs 2026 tarihli ve 33252 sayılı Resmî Gazete ‘de yayımlanan Konkordato Talebine Eklenecek Belgeler Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, konkordato başvurularında sunulan mali bilgilerin doğruluğu ve güvenilirliğinin artırılmasına yönelik önemli yenilikler getirmiştir. Her ne kadar Yönetmelik değişikliği doğrudan "dürüstlük" kavramına yer vermemiş olsa da, getirilen düzenlemelerin tamamı birlikte değerlendirildiğinde kanun koyucunun konkordato başvurularında şekli belge denetiminden ziyade gerçeğe uygun finansal raporlama anlayışını güçlendirmeyi amaçladığı görülmektedir.

Özellikle Yönetmeliğin 4. maddesinde yapılan değişiklikle borçlular bakımından uygulanacak finansal raporlama çerçevesinin açık biçimde belirlenmiş olması, konkordato talebine esas alınacak mali tabloların ortak muhasebe standartlarına göre hazırlanmasını zorunlu hâle getirmiştir. Böylece işletmenin mali durumunun farklı muhasebe uygulamalarıyla olduğundan farklı gösterilmesi ihtimalinin azaltılması........

© Hukuki Haber