KİRALIK ARAÇLA YAPILAN KAZADA HUSUMET
KİRALIK ARAÇLA YAPILAN KAZADA HUSUMET
Uzun Süreli Kiralamada İşleten Sıfatı, Malikin Kurtuluş İspatı ve HMK m. 124/4 Uyarınca Taraf Değişikliği Bakımından Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi Uygulaması
Trafik kazasında aracı zarar gören kişinin önündeki ilk usul sorusu, davanın kime açılacağıdır. Kaza tespit tutanağında sürücünün adı, aracın plakası ve trafik sigortacısı yer alır; karşı aracın kime ait olduğu ise trafik sicilinden öğrenilir. Zarar gören, olağan olarak davasını sürücüye ve sicilde malik görünen kişiye yöneltir.
Son yıllarda şirket araçlarının önemli bir bölümü, filo kiralama şirketlerinden uzun süreli sözleşmelerle temin edilmektedir. Bu araçlarda sicil kaydı kiralama şirketini gösterirken aracı fiilen kullanan, ondan ekonomik yarar sağlayan ve sürücüyü istihdam eden kiracı şirkettir. Uygulamada karşılaşılan tipik tablo şudur: park hâlindeki bir araca, bir işletmenin kullandığı hafif ticari araç manevra sırasında çarpar; zarar gören, değer kaybı ve araç mahrumiyeti tazminatı için sicildeki malik kiralama şirketine dava açar; kiralama şirketi cevap dilekçesinde uzun süreli kira sözleşmesini sunarak işleten olmadığını ve davanın husumetten reddi gerektiğini savunur.
Bu noktada iki ayrı soru ortaya çıkar. Birincisi maddi hukuka ilişkindir: sicilde malik görünen kiralama şirketi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) anlamında işleten midir? İkincisi usul hukukuna ilişkindir: malik işleten değilse, zarar gören davasını kaybetmeden ve yeni bir dava açmak zorunda kalmadan gerçek işletene nasıl yöneltir, bu arada yargılama giderlerini kim üstlenir? Bu çalışmada her iki soru, Yargıtay ve bölge adliye mahkemelerinin güncel kararları ışığında ele alınacaktır.
Konunun pratik önemi özellikle araç mahrumiyeti ve teminat limitini aşan zararlar bakımından belirgindir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası (ZMSS) teminatı dışında kalan zararlar için zarar görenin muhatabı doğrudan işletendir; işletenin yanlış belirlenmesi, zararın bu bölümünün tahsilini fiilen imkânsız hâle getirebilir.
I. İŞLETEN KAVRAMI: SİCİL KAYDI VE FİİLİ HÂKİMİYET
KTK m. 85/1 uyarınca bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne, yaralanmasına ya da bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, bu zarardan aracın işleteni sorumludur. Sorumluluğun muhatabı "malik" değil "işleten"dir. İşletenin kim olduğu ise Kanun'un 3. maddesinde şöyle tanımlanmıştır:
"İşleten: Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır."
Tanım iki ölçütü bir arada barındırır. Şekli ölçüte göre sicilde malik görünen kişi işletendir. Maddi ölçüte göre ise belirleyici olan sicil kaydı değil; araç üzerindeki fiili hâkimiyet, araçtan ekonomik yarar sağlama ve işletmenin masraf ve rizikolarına katlanmadır. Bölge adliye mahkemeleri, işletenin belirlenmesinde doktrin ve Yargıtay'ın kabul ettiği görüşün maddi ölçüt olduğunu açıkça vurgulamaktadır (Ankara BAM 26. HD, E. 2022/1020, K. 2024/661, 10.05.2024; Ankara BAM 21. HD, E. 2019/813, K. 2021/926, 05.07.2021).
Yargıtay'ın yerleşik ifadesiyle trafik kaydı, işleteni kesin olarak gösteren bir karine değil, onun kim olduğunu belirleyen güçlü bir kanıttır; kayda rağmen işletenliğin üçüncü bir kişi üzerinde bulunmasını engelleyen bir yasa hükmü yoktur (Yargıtay 4. HD, E. 2023/2411, K. 2026/1845, 18.02.2026). Başka bir deyişle sicil, ispat yükünü belirler; sorumluluğun sahibini tek başına belirlemez. Zarar gören davasını sicil maliki aleyhine açmakla yükümlülüğünü yerine getirmiş olur; işleten olmadığını ispat yükü malike geçer.
II. UZUN SÜRELİ KİRALAMADA İŞLETEN SIFATININ KİRACIYA GEÇMESİ
Yargıtay'a göre araç maliki, aracı herhangi bir sebeple yararlanılmak üzere başkasına devrettiğinde (kısa bir süre için kiralanmaması kaydıyla) artık üzerinde fiili hâkimiyeti ve ekonomik yararlanma olanağı kalmıyorsa, kaza sırasında aracı fiili hâkimiyeti altında bulunduran ve ondan iktisaden yararlanan kişi işleten sıfatıyla sorumlu tutulmalı, malik sorumlu tutulmamalıdır. Kiracının işleten sayılabilmesi için üç unsurun birlikte bulunması aranır: kira sözleşmesinin uzun süreli olması, araç üzerinde fiili hâkimiyetin kiracıya geçmesi ve ekonomik yararlanmanın kiracıya ait olması (Yargıtay 4. HD, E. 2024/13052, K. 2025/13662, 07.10.2025).
Otuz altı ay süreli, kira bedelleri e-faturalarla belgelenmiş ve kaza tarihini kapsayan bir kiralama bu unsurları karşılayan tipik örnektir. Yargıtay, böyle bir sözleşme karşısında kazaya sebebiyet veren aracın kaza tarihindeki işleteninin kiracı şirket olduğunun kabul edilmesi gerektiğini belirtmiştir (Yargıtay 4. HD, E. 2022/2704, K. 2022/9996, 12.09.2022).
"Uzun süre" kavramı ise kanunda tanımlanmamıştır ve uygulamada en çok tartışılan unsurdur. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi, adi yazılı biçimde düzenlenmiş bir aylık ve üç aylık kira sözleşmelerini hem ispat bakımından yetersiz hem de kaza tarihi itibarıyla uzun süreli sayılamayacak nitelikte görmüştür (E. 2019/813, K. 2021/926, 05.07.2021). Buna karşılık Yargıtay 4. Hukuk Dairesi yakın tarihli bir kararında, bölge adliye mahkemesinin kira süresinin 48 gün olduğunu ve bir yılın altındaki sözleşmelerin kısa süreli kabul edildiğini belirterek malikin sorumluluğuna hükmettiği bir dosyada, kira sözleşmesindeki bedellerin faturalandırıldığını, yasal sürede işletme defterine kaydedildiğini ve tutarların birbiriyle örtüştüğünü esas alarak malikin işleten sıfatının kalmadığına karar vermiş ve kararı bozmuştur (E. 2023/2411, K. 2026/1845, 18.02.2026).
Bu iki karar birlikte okunduğunda şu sonuca varmak mümkündür: Süre, tek başına belirleyici bir eşik değildir. Yargıtay'ın odak noktası, fiili hâkimiyetin ve ekonomik yararlanmanın gerçekten kiracıya geçip geçmediği ve bunun üçüncü kişileri bağlayacak güçte belgelerle ispatlanıp ispatlanamadığıdır. Kısa süreli bir kiralama bile belgelerle güçlü biçimde desteklendiğinde malikin sorumluluktan kurtulmasına yol açabilmektedir. Bu nedenle zarar görenin vekili, "sözleşme kısa süreli" itirazına güvenmekle yetinmemeli, sözleşmenin ispat gücünü de sorgulamalıdır.
III. MALİKİN KURTULUŞ İSPATI: KİRA SÖZLEŞMESİ TEK BAŞINA YETMEZ
Yargıtay, işletenliğin kayda rağmen başkasına geçtiğinin her zaman ispatlanabileceğini, ancak bu konuda getirilecek delillerin........
