menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

HALKIN BİR KESİMİNİ ALENEN AŞAĞILAMA SUÇU

12 0
06.06.2026

Türkçede "aşağılamak" fiili, karşı tarafı hor görmek, küçümsemek, onurundan düşürmek anlamını taşır. Gündelik yaşamda sıkça duyulan bu sözcük, bazen bir sosyal medya paylaşımında, bazen bir yayın organının sütunlarında, bazen de topluluk önünde sarf edilen birkaç cümleyle hukuki bir boyut kazanır ve bir suç tipinin kurucu unsurunu oluşturur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 216. maddesinin ikinci fıkrası, bireysel hakaret değil; toplumun belirli bir kesimine yönelik, kimliğe dayalı ve alenen gerçekleştirilen aşağılama eylemlerini ceza normunun kapsamına almaktadır. Bu nedenle söz konusu düzenleme, hem ifade özgürlüğüyle hem de nefret söylemi tartışmalarıyla iç içe geçen, uygulamada hassas dengelerin kurulmasını zorunlu kılan bir suç tipini içermektedir.

Bu yazıda TCK m. 216/2 kapsamındaki suçun yasal çerçevesi, unsurları, etkin pişmanlık meselesi, cezayı artıran haller ve Yargıtay uygulaması bir bütün olarak ele alınmaya çalışılacaktır.

I. Yasal Çerçeve ve Madde Sistemi

TCK'nın 216. maddesi, "Kamu Barışına Karşı Suçlar" başlıklı beşinci bölümünde yer almakta olup madde, tek bir başlık altında birbirinden bağımsız üç farklı suç tipini bir arada düzenlemektedir. Birinci fıkra halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunu, ikinci fıkra halkın bir kesimini alenen aşağılama suçunu, üçüncü fıkra ise halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama suçunu düzenlemektedir. Bu üç fıkradaki suç tiplerinin ortak paydası korunan hukuki değerdir: kamu barışı. Ancak her birinin maddi unsuru, tehlike şartı ve oluşum koşulları birbirinden farklıdır; dolayısıyla üç fıkranın aynı olgu üzerinde aynı anda uygulanması değil, her somut olayda hangi fıkranın oluştuğunun ayrıca saptanması gerekmektedir.

TCK 216. maddesinin ikinci fıkrasının metni şu şekildedir: "Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

Burada belki de açıklanması gereken kavramlardan birisi de sosyal sınıf kavramıdır. Yargıtay Ceza Genel Kurulu sosyal sınıf kavramını 15.03.2005 tarihli ve 2004/8-201 Esas, 2005/30 Karar sayılı kararında “Toplumun yapısındaki yeri ve özelliği ile varlık kazanmış, aynı toplumsal düzeydeki fertlerin birliğinden oluşmuş, çiftçi, esnaf, mülk sahibi, tüccar, memur, işçi, idare olunan vs. gibi" şeklinde açıklamıştır.

Dikkat çekilmesi gereken bir diğer husus, birinci fıkrada yer alan "kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike" koşulunun ikinci fıkrada aranmamasıdır. Kanun koyucu, kin ve düşmanlığa tahrik için somut tehlike unsurunu ararken, halkın bir kesimini aşağılama suçunda yalnızca fiilin alenen işlenmesini yeterli görmüştür. Bu tercih bilinçlidir: aşağılama eyleminin somut bir fiziksel tehlike yaratması beklenmemekte; onurun ve saygınlığın kolektif düzeyde korunması bağımsız bir cezalandırma gerekçesi olarak kabul edilmektedir. Nitekim suç, mülga 765 sayılı TCK'nın 312. maddesinin yeniden kaleme alınmış biçimi olup 2005 yılında yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun ile bugünkü yapısına kavuşmuştur.

TCK m. 216/2 kapsamındaki suçta fail, herhangi bir kişi olabilir; suçun "özgü suç" niteliği taşımadığı, yani failin belirli bir sıfat ya da özellik taşımasının aranmadığı açıktır. Mağdur ise bireyselleştirilmiş bir kişi değil; sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığı temelinde tanımlanabilen bir halk kesimidir. Bu yapısıyla suç, ceza hukukunda "kolektif hukuki değerleri" koruyan suç tipleri arasında değerlendirilmektedir. Mağdurun belirli bir kişi olmaması, suçun şikâyete bağlı olmadığının da açıklamasıdır; resen soruşturulan bu suç, CMK m. 253 kapsamında uzlaşma dışındadır.

Uygulamada sıkça karıştırılan bir ayrıma değinmek gerekir. Belirli bir kişiyi hedef alarak sarf edilen hakaret içerikli sözler TCK m. 125 kapsamında hakaret suçunu oluşturabilirken; bir topluluğu ya da grubu hedef alan, kimlik üzerinden aşağılayıcı nitelikteki söylemler m. 216/2 kapsamında ele alınmalıdır. İki suç tipi arasındaki bu sınır, hem ceza hukuku teorisi hem de uygulaması bakımından belirleyici önem taşımaktadır.

b. Maddi Unsur: Aşağılama Fiili

Suçun maddi unsurunu oluşturan eylem "aşağılamak"tır. Aşağılama; muhatap alınan grubun onurunu, itibarını ve toplumsal saygınlığını zedeleyen, o gruba ait bireyleri insan olarak küçümseyip hor gören söylem veya davranışlar olarak tanımlanabilir. Sert eleştiri, ağır nitelemeler ya da olumsuz değer yargıları her durumda aşağılama sayılmaz. Anayasa'nın 26. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 10. maddesi kapsamında güvence altındaki ifade özgürlüğü, rahatsız edici ve hatta şoke edici fikirlerin de ifade edilmesini koruma altına almaktadır. Kritik olan, söylemin bilgi verme ya da eleştiri işlevi taşıyıp taşımadığı; yoksa yalnızca bir grubu insanlık dışı konuma indirgemeye, onları toplumsal yaşamın........

© Hukuki Haber