TANIK VE MAĞDUR BEYANLARININ DELİL DEĞERİ: YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRME
Ceza yargılamasında sıklıkla karşılaşılan sorulardan biri, sanığın aleyhine yalnızca tek bir tanık veya mağdur beyanının bulunduğu hâllerde mahkûmiyet kararı verilip verilemeyeceğidir.
Uygulamada bu konuda iki farklı ve birbirine zıt kabulün bulunduğu görülmektedir. Bir görüşe göre tek bir kişinin anlatımıyla mahkûmiyet kararı verilemez. Diğer görüş ise özellikle mağdurun sanığı açıkça suçladığı durumlarda bu beyanın mahkûmiyet için yeterli olduğu yönündedir.
Kanaatimizce her iki yaklaşım da ceza muhakemesinin ispat sistemini tam olarak karşılamamaktadır. Çünkü ceza yargılamasında belirleyici olan, sanık aleyhine beyanda bulunan kişilerin sayısı değil, ileri sürülen delilin ispat gücüdür. Tek bir tanığın anlatımı bazı durumlarda mahkûmiyet için yeterli olabilirken, birden fazla tanığın bulunduğu başka bir dosyada beraat kararı verilmesi mümkündür.
Asıl mesele; tanık veya mağdur anlatımının güvenilir olup olmadığı, kendi içinde ve dosya kapsamıyla çelişip çelişmediği ve sonuç itibarıyla sanığın üzerine atılı suçun her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispat edilip edilmediğidir.
Tek Bir Tanık Bir Davanın Sonucunu Değiştirebilir mi?
Bu konunun uygulamadaki önemini göstermesi bakımından, ağır ceza mahkemesinde görülen bir kasten öldürme davası dikkat çekicidir.
Dava dosyasına göre sanık ile maktul arasında olaydan önce ciddi bir tartışma yaşanmış, sanık tartışma sırasında maktule “Bunun hesabını sana soracağım.” şeklinde sözler söylemiştir.
İddiaya göre olay gecesi cinayetin gerçekleştirileceği bölgedeki sokak aydınlatmaları devre dışı bırakılmış ve karanlıktan yararlanılarak maktul silahla öldürülmüştür.
Olay yeri karanlıktır. Eylem kısa sürede gerçekleştirilmiştir. Sanık mümkün olduğunca iz bırakmamaya çalışmıştır. Ancak olayın bir tanığı vardır.
Tanık soruşturma aşamasında ayrıntılı beyanda bulunmuş, sanığı teşhis etmiş ve anlatımı dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmiştir.
Yerel mahkeme de tanık anlatımını soyut ve tek başına bir suçlama olarak kabul etmemiş; olayın meydana geliş biçimi, taraflar arasındaki önceki husumet, sanığın olay öncesindeki sözleri ve dosyada bulunan diğer delillerle birlikte değerlendirmiştir. Sonuçta sanığın tasarlayarak kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş, hüküm Yargıtay tarafından da onanmıştır.
Bu örnekte mahkûmiyetin nedeni dosyada “bir tanığın bulunması” değildir. Belirleyici olan, tanığın anlatımının güvenilir bulunması ve bu anlatımın dosyanın bütünüyle örtüşmesidir.
Dolayısıyla tartışılması gereken husus, tanığın sayısından ziyade beyanının delil değeridir.
Ceza Muhakemesinde Deliller Arasında Önceden Belirlenmiş Bir Üstünlük Yoktur
Türk ceza muhakemesi sistemi, delil serbestisi ve vicdani delil sistemi esasına dayanmaktadır.
Tanık beyanı, mağdur anlatımı, kamera görüntüsü, HTS kayıtları, DNA incelemesi, parmak izi veya bilirkişi raporu gibi delillerden herhangi biri, sırf niteliği itibarıyla diğerinden üstün değildir.
Hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş delilleri bir bütün hâlinde değerlendirerek vicdani kanaatine ulaşır.
Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, “vicdani kanaat” kavramının hâkime sınırsız bir takdir yetkisi vermediğidir. Vicdani kanaat, kişisel sezgiye veya soyut değerlendirmelere değil, duruşmada ortaya konulan ve tartışılan somut delillere dayanmalıdır.
Anayasa'nın 141. maddesinde bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğinin kabul edilmiş olması da bunun doğal sonucudur.
Mahkeme; hangi tanığın anlatımını neden güvenilir bulduğunu, hangi beyana neden itibar etmediğini ve mahkûmiyet sonucuna hangi delillerden hareketle ulaştığını denetime elverişli biçimde ortaya koymak zorundadır.
Bu nedenle ceza muhakemesinde önemli olan delilin adı veya sayısı değil, somut olay bakımından taşıdığı ispat gücüdür.
Tek Tanıkla Mahkûmiyet Mümkün müdür?
Tek tanığın bulunması, tek başına mahkûmiyet kararı verilmesine engel değildir.
Ancak buradan, tek tanığın her durumda mahkûmiyet için yeterli olduğu sonucu da çıkarılmamalıdır.
Tanığın olayı gerçekten görüp görmediği, anlatımının kendi içinde tutarlı olup olmadığı, soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanları arasında önemli farklılıkların bulunup bulunmadığı, anlatımının diğer delillerle çelişip çelişmediği ve mümkün olduğu ölçüde objektif bulgular tarafından desteklenip desteklenmediği birlikte değerlendirilmelidir.
Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2013/31341 Esas, 2015/39400 Karar sayılı ilamına konu olay bu bakımdan önemlidir.
Söz konusu dosyada tanığın önceki ifadeleri ile duruşmadaki anlatımı arasındaki farklılık mahkeme huzurunda........
