menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TUTUKLULUK İNCELENİRKEN MÜDAFİ NEREDE?

9 0
21.10.2026

Geçtiğimiz günlerde tutuklu müvekkilimizin ailesinden bir haber aldık. Müvekkilimiz cezaevinden SEGBİS aracılığıyla sulh ceza hâkimliğine bağlanmış, tutuklulukları gözden geçirilmiş ve tutukluluğun devamına karar verilmişti. Müdafileri olarak ne incelemenin yapılacağından haberdardık ne de tutuklama nedenlerini tartışma imkânı bulabilmiştik.

Bu olay, 15 Aralık 2025 tarihinde yayımladığım “VEYA” başlıklı yazıda ele aldığım bir başka tutukluluk incelemesini hatırlattı. O olayda bir müdafi, incelemeye katılmak için 568 kilometre yol gitmiş; CMK 108/1’deki “şüpheli veya müdafii” ifadesi, şüpheli ile müdafiin birlikte dinlenmesini dışlar biçimde yorumlanmış. Tutuklu duruşmaya kabul edilmemişti. Meslektaş tutukluluk incelemesinin hangi sulh ceza hakimliğinde ne zaman yapılacağını öğrenmek için bir kaç gününü harcamış, son anda tevzi edilen hakimliği tesadüfen öğrenebilmişti. Meslektaşın müvekkili, kendisinin bizzat dinlenmemesi nedeniyle tutukluluğun devamına karar verildiğini düşünerek meslektaşı azletmişti. Müdafi dinlenirken şüphelinin dışarıda bırakılması, “veya” bağlacının hukukî yorumunun savunma hakkını nasıl etkileyebildiğini gösteriyordu. Bizim olayımızda ise bu defa şüpheliler SEGBİS aracılığıyla dinlenmiş, müdafinin incelemeden haberi olmamıştı. Bunların aynı usulî durumlar olduğunu söylemiyorum. Ancak iki örneği yan yana koyunca, savunmanın tutukluluk denetiminde neden kimi zaman sonradan hatırlanan bir unsur gibi görüldüğünü sormamak mümkün olmuyor.

CMK 108/1'in lafzı, her incelemede şüpheli ile müdafiin birlikte dinlenmesini açıkça zorunlu kılmaz. Ama kanundaki “veya”nın, müdafi yardımından yararlanma talebini bertaraf eden veya müdafi ile birlikte tutuklunun dinlenmesini engelleyen bir yasak olarak okunması da mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Erdal Korkmaz ve diğerleri kararında (18.11.2015, B. No: 2013/2653), talep üzerine müdafi ile birlikte savunma yapılmasının engellenmesini kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı bakımından değerlendirmiştir. O olayda müdafi yardımının istenmiş olması belirleyicidir. Bizim yaşadığımız olayda ise böyle bir talebin ret kararıyla karşılanması değil, müdafilerin inceleme zamanından bie haberdar edilmemesi söz konusu. Bu nedenle AYM kararının somut olayımıza kendiliğinden aynı sonucu bağladığını iddia etmek doğru olmaz.

Prof. Dr. Ersan Şen, 4 Şubat 2026 tarihli “Tutukluluğun İncelenmesine Müdafiin Katılma Hakkı” yazısında, CMK 101/3, 102/3, 108 ve 149 arasındaki ilişkiyi inceleyerek müdafi yardımının daha güçlü güvenceye bağlanması gerektiğini savunuyor. 19 Mart 2026 tarihli “Tutukluluğun İncelenmesi” yazısında da “veya” bağlacının temel haklar aleyhine yorumlanmasına itiraz ediyor. Bu görüşler, kanunun mevcut lafzıyla savunmanın etkin katılımını sağlayan bir usul arasında hâlâ tartışmaya değer bir mesafe bulunduğunu gösteriyor. Bana göre en azından müdafiin inceleme gün ve saatinden haberdar edilmesini, katılma talebinin karşılanma usulünü ve şüphelinin avukatına danışmak istediğinde izlenecek yolu açıkça düzenlemek gerekiyor.

Kanunun başka hükümleri bu tartışmayı daha da ilginç kılıyor. CMK 43/2, tanığın telefon, telgraf, faks veya elektronik posta gibi araçlarla çağrılabilmesine izin veriyor. CMK 176/1, iddianameye ilişkin bilgiler ve duruşma tarihinin sanığa aynı iletişim araçlarından yararlanılarak ayrıca bildirilmesini öngörüyor. Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise tutuklu sanığın duruşmaya çağrılmasında müdafiin de onunla birlikte davet edileceğini söylüyor. CMK 176 kovuşturma evresine ilişkindir; oradaki davet hükmünü soruşturma evresindeki her CMK 108 incelemesine doğrudan taşımıyorum. Fakat kanun koyucunun katılımı kolaylaştırma........

© Hukuki Haber