menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

DOSYA BÜYÜDÜKÇE SAVUNMA KÜÇÜLÜYOR MU?

16 0
04.10.2026

Kalabalık Ceza Davalarında Bireysel Savunmanın Görünmezleşmesi

Ceza muhakemesinde bazı dosyalar vardır; suçun ağırlığından önce dosyanın ağırlığı hissedilir. Yüzlerce sanık, binlerce sayfalık iddianame, yüz binlerce sayfa ek, HTS kayıtları, MASAK raporları, dijital materyaller, gizli tanık ve etkin pişmanlık ifadeleri, aylarca süren duruşmalar... Dosya büyüdükçe ortaya yalnız teknik bir inceleme güçlüğü çıkmaz. Daha önemli bir tehlike belirir: bireysel savunma kalabalığın içinde görünmez hâle gelir.

Ceza sorumluluğunun şahsiliği tartışmasız bir ilkedir. Ne var ki yüzlerce kişinin aynı iddianamede bir araya getirildiği büyük davalarda teorik olarak tartışmasız olan bu ilkenin pratiğe geçirilmesi sanıldığı kadar kolay değildir. Bir süre sonra kişiler değil “yapı”, fiiller değil “sistem”, ayrı ayrı deliller değil dosyanın bütünü konuşulmaya başlanır. Sanığın kim olduğu, ne yaptığı ve bu fiilin hangi delille kanıtlandığı sorusu; büyük hikâyenin içerisinde geriye düşer.

Oysa ceza muhakemesinde dosya ne kadar büyürse büyüsün cevaplanması gereken soru küçüktür: Bu sanık ne yaptı ve bunu hangi hukuka uygun delil kanıtlıyor? Kalabalık davaların en büyük tehlikesi bu basit soruyu unutturmasıdır.

Kalabalık Dosyanın Görünmez Baskısı

Dört yüz kişinin yargılandığı bir davayla dört kişinin yargılandığı dava arasında yalnız nicelik farkı yoktur. Nicelik belirli bir noktadan sonra muhakemenin niteliğini de değiştirmeye başlar. Mahkeme yüzlerce sanığı dinleyecektir. Savcılık yüzlerce kişi hakkındaki delili birlikte sunacaktır. Müdafiler yüzlerce farklı itiraz ileri sürecektir. Duruşmanın fiziki şartlarından süresine, söz alma düzeninden delillerin tartışılmasına kadar her şey kalabalığın gereklerine göre şekillenmeye başlar.

İşte bu noktada dosyayı yönetme ihtiyacı ile adil yargılama arasında sessiz bir gerilim doğar. Mahkemenin davayı makul sürede bitirmesi gerekir; fakat hızlandırılan her usul işleminin bedelini savunmanın ödememesi gerekir. Duruşma disiplininin sağlanması zorunludur; fakat “düzen” gerekçesi bireysel savunmayı törpülememelidir. Dosyaların birleştirilmesi maddi gerçeğin ortaya çıkmasına hizmet edebilir; ancak bağlantı kavramı yüzlerce kişinin birbirinin delilleri altında ezilmesine yol açmamalıdır.

Sorun kalabalık yargılamanın kendisi değildir. Palermo’da 1986’da başlayan tarihî Maxi Davası’nda 475 civarında sanık ve yaklaşık 200 müdafi aynı yargılama içinde yer almıştı. İtalya bu yargılama için özel bir duruşma salonu dahi inşa etmişti. Kalabalık dava, tek başına adil olmayan dava demek değildir. [1] Asıl mesele, kalabalığın bireyi yutmamasıdır.

Birlikte Yargılama Her Zaman Birlikte Savunma Demek Değildir

Karşılaştırmalı hukukta bu tehlikenin fark edildiğini gösteren önemli mekanizmalar vardır. Amerikan Federal Ceza Muhakemesi Kurallarının 14. maddesi, birlikte yargılamanın sanık bakımından ciddi bir zarara yol açması hâlinde mahkemeye sanıkların davalarını ayırma veya adaletin gerektirdiği başka tedbirleri alma yetkisi vermektedir. [2] Bunun arkasındaki düşünce basittir. Usul ekonomisi önemlidir ama savunma ekonomiye feda edilemez.

Türk ceza muhakemesinde de bağlantılı davaların birleştirilmesi mümkündür. Fakat bağlantı nedeniyle aynı salona giren kişiler arasında ceza sorumluluğu bakımından görünmez bir dayanışma yaratılmış olmaz. Bir sanığın telefonu, ötekinin banka hesabı; üçüncünün sözü, dördüncünün kastı yerine geçmez. Kalabalık dosyada mahkemenin yapması gereken zihinsel işlem bu nedenle iki aşamalıdır: Önce bütünü görmek, sonra mutlaka tekrar bireye dönmek.

İkinci aşama yapılmadığında “örgüt dosyası” giderek “örgütün içinde bulunan herkesin dosyası” gibi algılanmaya başlayabilir. Oysa örgütün varlığının kanıtlanması ile belirli bir sanığın o örgütün üyesi olduğunun kanıtlanması aynı şey değildir. Aynı çevrede bulunmak, aynı kişilerle görüşmek, aynı şirkette çalışmak, aynı siyasi yapının içinde yer almak veya aynı insanlarla telefon irtibatında olmak da tek başına üyeliği göstermeye yetmez. Kişinin örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olduğunu ortaya koyan bireyselleştirilmiş delilin ayrıca gösterilmesi gerekir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Ne Diyor?

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi sanığa savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkı tanımaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu güvencenin yalnız takvimde birkaç gün verilmesinden ibaret olmadığını; sanığın savunmasını uygun biçimde organize edebilmesini ve mahkemenin sonucunu etkileyebilecek savunma argümanlarını gerçekten ortaya koyabilmesini gerektirdiğini kabul etmektedir. Mahkeme, sürenin yeterliliği değerlendirilirken özellikle davanın karmaşıklığının dikkate alınması gerektiğini de açıkça belirtmektedir. [3] Bu konuda Türkiye bakımından tanıdık bir örnek Öcalan/Türkiye kararıdır. AİHM; dosyanın olağanüstü hacmi, avukatların dosyaya geç ulaşması ve yargılamanın hızlı yürütülmesini birlikte değerlendirerek savunmanın yeterli zaman ve imkâna sahip olması bakımından ihlal sonucuna ulaşmıştır. [4]

Buradan kalabalık davalar bakımından önemli bir sonuç çıkmaktadır. Bir dosyanın çok büyük olması, savunma hakkının sınırlandırılmasının gerekçesi değildir. Tam tersine, dosya büyüdükçe savunmaya tanınması gereken imkânın da büyümesi gerekir. Yüz klasörlük dosyaya, beş klasörlük dosyanın savunma koşullarını uygulamak eşitlik değildir.

İmamoğlu Davası: Kalabalık Yargılamanın Güncel Bir Örneği

İstanbul Büyükşehir Belediyesine ilişkin ve kamuoyunda İmamoğlu davası olarak bilinen yargılama, bu sorunları yeniden tartışılır hâle getirmiştir. İlk celselerde sanık sayısı daha düşük rakamlarla anılmış olmakla birlikte, 1 Ekim 2026 tarihli son tutukluluk incelemesini aktaran haberlerde yargılamada 435 sanığın bulunduğu belirtilmektedir. Aynı tarihte dört kişinin tahliyesine, Mehmet Pehlivan’ın da aralarında bulunduğu 53 sanığın ise tutukluluğunun devamına karar verilmiştir. [5]

Bu yazının amacı davadaki suçlamaların esası hakkında hüküm vermek değildir. Suçlamaların haklı veya haksız olduğuna mahkeme karar verecektir. Fakat yüzlerce kişinin aynı büyük anlatının içerisinde yargılanmasının savunma bakımından ortaya çıkardığı problemleri tartışmak için bu dava son derece öğreticidir.

Hele bir sanık vardır ki onun konumu tartışmayı başka bir boyuta taşımaktadır: Ekrem İmamoğlu’nun avukatı........

© Hukuki Haber