menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TÜRK VE ULUSLARARASI HUKUK DÜZENLEMELERİ ÇERÇEVESİNDE GEMİ ADAMLARININ İŞÇİLİK ALACAKLARI SORUNSALI: KARŞILAŞTIRMALI BİR İNCELEME

17 0
16.07.2026

Dünya ekonomisinin küreselleşme süreci ve serbest piyasa koşulları, maliyet etkinliği ve rekabetçilik unsurları bağlamında deniz ticaretini uluslararası lojistiğin merkezine yerleştirmiştir. Bu devasa küresel yapının kesintisiz işleyişi ise bütünüyle gemi adamlarının emeğine dayanmaktadır. Sonuç itibarıyla deniz iş piyasası, deniz işçisinin emeğinin yeryüzündeki en evrensel ve küreselleşmiş formunu temsil etmektedir.

Deniz iş hukukunda gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde tek bir yasal düzenleme geçerli değildir. Gemi adamının görev yaptığı geminin taşıdığı bayrak ve büyüklüğü, uygulanacak hukukun tespitinde belirleyici kriterlerdir. Mevcut yasal düzenlemelerde bu parametrelere bağlı olarak ihtilaflar; Deniz İş Kanunu, Türk Borçlar Kanunu ve hatta belirli durumlarda Türk Ticaret Kanunu ekseninde çözüme kavuşturulmaktadır. Gemi adamlarının işçilik alacaklarına yönelik hukuki yollara başvurulabilmesi ve ihtilafın esasına girilebilmesi için, öncelikle somut olayın niteliği gözetilerek hizmet sözleşmesine tatbik edilecek maddi hukukun tespit edilmesi zorunludur.

Gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda somut olaya uygulanacak en temel mevzuatlardan biri olan 854 sayılı Deniz İş Kanunu, yasal sınırlarını ve uygulama alanını 1. maddesinde açıkça çizmiştir. Bu maddeye göre, kural olarak denizlerde, göllerde ve akarsularda faaliyet gösteren, Türk bayrağı taşıyan ve 100 grostonilato ile üzerindeki gemilerde iş sözleşmesiyle görev yapan gemi adamları ve bunların işverenleri doğrudan bu Kanun'a tabidir.

Bununla birlikte, yasa koyucu işçi lehine kapsamı genişleterek şu kuralı da eklemiştir: Bir gemi tek başına 100 grostonilato sınırına ulaşmasa bile, aynı işverene ait gemilerin toplam tonajı 100 grostonilatoyu bulduğunda ya da işverenin çalıştırdığı toplam gemi adamı sayısı beş veya daha fazla olduğunda, ilgili hizmet sözleşmeleri yine 854 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilir.

Gemi adamlarının hizmet sözleşmelerinden kaynaklanan ihtilaflara uygulanacak hukuk salt iç hukukla sınırlı kalmayıp, tabiatı gereği sıklıkla yabancılık unsuru barındırabilmektedir. Yabancılık unsuru taşıyan bu tür uyuşmazlıklarda uygulanacak hukukun tespiti, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) prensipleri çerçevesinde yapılmalıdır. MÖHUK'un 27/1 hükmü uyarınca hakim olan temel ilke, tarafların sözleşme serbestisidir; dolayısıyla tarafların hizmet sözleşmesinde uygulanacak hukuku (örneğin bayrak devleti hukukunu) açıkça ve anlaşılır bir biçimde belirlemiş olmaları hâlinde, kural olarak bu hukuk seçimi geçerli ve bağlayıcı kabul edilmektedir.

Taraflarca açık bir hukuk seçimi anlaşmasının yapılmadığı durumlarda ise uyuşmazlığa ilke olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukuku uygulanır. Ancak somut olayın şartları; tarafların tabiiyeti, yerleşim yeri, ücretin ödendiği lokasyon ve sosyal güvence sisteminin bulunduğu ülke gibi objektif faktörler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, iş sözleşmesinin başka bir hukuka (örneğin Türk hukukuna) daha "sıkı bir ilişki" içinde olduğu tespit edilebilmektedir. Böyle bir hâlin varlığında, mutad işyeri hukuku bertaraf edilerek bu sıkı ilişkili hukuk tatbik edilir.

Bununla birlikte, hukuki değerlendirme neticesinde iş sözleşmesinin Türk hukuku ile sıkı ilişkili olduğu kabul edilse dahi, üzerinde çalışılan geminin yabancı bayraklı (örneğin Malta bayraklı) olması durumunda, uyuşmazlığın çözümünde 854 sayılı Deniz İş Kanunu hükümlerinin doğrudan uygulanması hukuken mümkün değildir. Zira, ilgili kanunun 1. maddesi kapsamını münhasıran "Türk bayrağı taşıyan" gemilerle sınırlandırmıştır.

Bu normatif sınırın pratik sonucu olarak; yabancı bayraklı gemilerde istihdam edilen gemi adamlarının, sözleşmeleri Türk hukuku ile bağlantılı olsa dahi, işçilik alacaklarının çözümünde özel kanun niteliğindeki 854 sayılı Deniz İş Kanunu yerine, genel kanun vasfını haiz 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri devreye girmektedir. Bu uygulamanın en belirgin görünümü ise gemi adamının, iş hukukuna özgü bir kurum olan kıdem tazminatına hak kazanamaması; bunun yerine ihtilafın niteliğine göre TBK sistematiğinde düzenlenen ihbar tazminatı (m. 432 vd.) veya şartları oluştuğu takdirde haksız fesih tazminatına (m. 438) yönelmek durumunda kalmasıdır.

aa. Deniz Hizmet Sözleşmesi

Mevcut 854 sayılı Deniz İş Kanunu mevzuatı incelendiğinde, metin içerisinde hizmet akdine ilişkin herhangi bir tanımlamaya yer verilmediği görülmektedir. Bu yasal boşluk, deniz iş ilişkilerinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde gerek uluslararası sözleşmelerin gerekse genel hükümlerin tamamlayıcı rolünü öne çıkarmaktadır.

Bu noktada, Denizcilik Çalışma Sözleşmesi’nin (MLC, 2006) gemi adamı hizmet sözleşmesine getirdiği kapsayıcı tanım büyük önem arz etmektedir. Sözleşme’nin "Genel Tanımlar ve Uygulama Alanı" başlıklı Madde II/1(g) bendi uyarınca gemi adamı hizmet sözleşmesi; özel hükümlerde aksi belirtilmedikçe, yalnızca dar anlamdaki hizmet sözleşmesini (contract of employment) değil, aynı zamanda denizcilik teamüllerinden doğan hizmet akdi belgelerini (articles of agreement) de ihtiva eden bir üst kavram olarak tanımlanmaktadır. Bu ikili yaklaşım, gemi adamının çalışma koşullarını belirleyen tüm sözleşmesel yapıların ve ek belgelerin MLC, 2006'nın koruyucu şemsiyesi altına alınmasını sağlamakta ve uluslararası normlar nezdinde yeknesak bir standart oluşturmayı hedeflemektedir.

İç hukukumuzdaki genel tanımlara bakıldığında ise 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 393. maddesi, hizmet sözleşmesini; 'işçinin işverene bağımlı olarak belirli veya belirli olmayan süreyle iş görmeyi ve işverenin de ona zamana veya yapılan işe göre ücret ödemeyi üstlendiği sözleşme' olarak tanımlayarak bu ilişkinin temel esaslarını ortaya koymaktadır.

854 sayılı Deniz İş Kanunu’nun 7. maddesine göre hizmet akdi belirli bir süre, belirli bir sefer veya süresiz olarak yapılabilir.

aaa. Belirli Süreli Hizmet Sözleşmesi

4857 sayılı İş Kanunu'nun aksine Deniz İş Kanunu, belirli süreli sözleşmelerin tesisinde ve yenilenmesinde objektif ve esaslı neden zorunluluğu aramaz. Bu serbesti kapsamında kurulan sözleşmeler, kural olarak belirlenen sürenin sonunda kendiliğinden sona ermekle birlikte; sürenin gemi seyir halindeyken dolması ihtimalinde, sözleşmenin varlığı geminin ilk limana varıp emniyete alınmasına kadar kanunen devam eder. Belirli süreli sözleşmeler mutlak surette net takvim tarihlerine dayanmak zorunda olmayıp, bir olayın tamamlanması şartına da bağlanabilmektedir. Sağlık raporu alan bir gemi adamının iyileşip görevine dönmesine kadar geçecek süre zarfında, onun yerine çalışmak üzere işe alınan personelle akdedilen sözleşme bu duruma somut bir emsal teşkil eder.

Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu, süresi biten sözleşmenin taraflarca sessiz kalınarak sürdürülmesi halinde akdin bir defaya mahsus yenilenmiş sayılacağını öngörürken; 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 430/1 ile bu kural değiştirilmiş ve bildirimsiz sürdürülen ilişkilerin belirsiz süreli sözleşmeye dönüşeceği hüküm altına alınmıştır. Bu durum yeni bir akdin kurulması değil, mevcut sözleşmenin hukuki nitelik değiştirerek devam etmesi anlamını taşır ve yasada aksi ispatlanabilen bir adi karine olarak düzenlenmiştir. Deniz İş Kanunu (m. 8/2) uyarınca, belirli süreli sözleşmenin bitiminde gemi adamının işveren veya vekilinin onayıyla çalışmaya devam etmesi, sözleşmenin aynı süreyle uzadığı şeklinde yorumlansa da, bu durumun zincirleme sözleşmelere dönüşmesi halinde akdin belirsiz süreli hale gelip gelmeyeceği hususu tartışmalıdır. Bu noktada genel kanun niteliğindeki TBK m. 430 maddesinin deniz iş ilişkilerine de teşmil edilmesi söz konusu olabilmektedir. Dolayısıyla, gemi adamı ile kurulan belirli süreli sözleşmenin esaslı bir neden olmaksızın art arda (zincirleme) yenilenmesi halinde sözleşme, belirsiz süreli iş sözleşmesi niteliğini kazanacaktır. Yargıtay sefer kaydı içermeyen ve belirli süreli iş sözleşmesi yapıldığı savunulan bir olayda, objektif neden bulunmadığı için, sözleşmenin belirsiz süreli olduğunu kabul etmiştir.1 (Bknz: Yargıtay 9.Hukuk Dairesi’nin, 17.05.2012 Tarih, 2010/1214 Esas, 2012/17556 Karar Sayılı Kararı)

bbb. Sefer için Yapılan Hizmet Sözleşmesi

İlgili sözleşmenin maddi bir olguya, yani sefere bağlı bulunduğu ve genel itibarıyla belirli süreli nitelik taşıdığı hususu tartışmasızdır. Söz konusu akit, gemi adamı ve işveren arasında, geminin gerçekleştireceği belirli bir sefer boyunca çalışılması amacıyla kurulan bir hizmet sözleşmesidir. Bu sözleşme, herhangi bir ihbara gerek kalmaksızın, seferin bittiği an kendiliğinden sona erer. Belirli bir sefer amacıyla akdedilen bu iş sözleşmesi, anılan seferin tamamlanıp geminin bağlama limanına varması ve yükünü boşaltmasına dek hükmünü sürdürür.

Deniz İş Kanunu kapsamında, belirli süreli iş sözleşmesinin ilk kez yapılmasında objektif veya esaslı bir nedenin varlığı aranmaz. Buna karşın, sözleşmenin yenilenmesi halinde objektif ve esaslı bir neden bulunması şarttır. İçeriğinde sefer kaydı barındıran sözleşmeler geçerli ve belirli süreli olarak kabul edilir; zira sefer kaydının varlığı bizzat objektif ve esaslı nedendir. Sözleşmede seferin açıkça yazılması zorunludur. Seferin açıkça yer almadığı durumlarda, iş sözleşmesinin belirsiz süreli olduğu kabul edilmelidir.

Belirli bir sefer için kurulan hizmet sözleşmesinin hitamında, gemi adamının işveren veya işveren vekilinin muvafakatiyle çalışmaya devam etmesi ve geminin yeniden sefere çıkması halinde, hizmet sözleşmesinin söz konusu sefer süresince uzatılmış sayılacağı Deniz İş Kanunu'nun 8/1 maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu şekilde yenilenen sefer sözleşmesi, son seferin bitiminde geminin bağlama limanına varıp yükünü boşaltmasıyla sona erecektir.

Bu noktada ortaya çıkan temel mesele, belirli süre için yapılan hizmet sözleşmelerinin iki veya daha fazla yenilenmesi durumunda belirsiz süreli hale gelip gelmeyeceğidir. Esasen, sefer için akdedilen sözleşmelerde esaslı bir neden mevcuttur ve bu neden bizzat seferin kendisidir. Bir hakkın kötüye kullanıldığı iddia edilmediği sürece, sefer amacıyla zincirleme yapılan hizmet sözleşmelerinin belirli süre olan "sefer için sözleşme" niteliklerini koruduğu kabul edilmelidir.

Gerek belirli süre için gerekse doğrudan sefer için yapılan hizmet sözleşmelerinin sonunda hukuki ilişki kendiliğinden sona ereceği için, bu halde gemi adamı ihbar tazminatına hak kazanamaz.

Deniz iş ilişkilerine konu belirli süreli hizmet sözleşmelerinde, genel kanun konumunda bulunan Türk Borçlar Kanunu’nun mad.430’un da burada değerlendirilmesi gerekmektedir. Bir sözleşmenin sefer bazlı ve dolayısıyla belirli süreli kabul edilebilmesi için gereğince, seferin sözleşmede açıkça belirtilmesi gerekir. Sefer açıkça yer almazsa, sözleşme başlangıçtan itibaren belirsiz süreli kabul edilir. TBK mad.430 uyarınca, sefer bazlı sözleşmelerin........

© Hukuki Haber