menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

VEKÂLETİN KÖTÜYE KULLANILMASI HUKUKSAL NEDENİNE DAYALI TAPU İPTALİ İLE TESCİL DAVALARI

22 0
16.09.2026

Vekâlet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Bu nedenle sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önemli borcu olup, TBK’nın 506/2. maddesine göre “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.” TBK’nın 506/3. maddesine göre vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde “benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.” Bu nedenle vekil, vekil edenin daima yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı ve iradesine aykırı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır.

Ancak vekilin sadakat ve özen yükümlülüğüne uymayan her eylemi vekâletin kötüye kullanılması olarak nitelendirilemez. Çünkü vekâletin kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesi için vekil edeni zararlandırmak kastıyla hareket etmiş değildir. Bu durumda vekâlet görevinin kötüye kullanılması değil, vekâlet görevinin gereği gibi yerine getirilmemesi söz konusudur.

Vekilin yaptığı iş ve işlemde vekâletin kötüye kullanıldığının ileri sürülebilmesi için ise, vekilin müvekkilini zararlandırmak kastıyla hareket etmesi ve müvekkilin de bu nedenle zarar görmüş olması gerekir. Vekil vekâletname ile sahip olduğu temsil yetkisini vekil edenin iradesine ve çıkarına aykırı kullanmışsa vekâletin kötüye kullanılması söz konusudur. Vekil edenin zarar görmüş olması ve vekilin bu kasıtla hareket etmiş olması zorunlu unsurlardır. Ancak vekil edenin zararının da önemli ölçüde olması gerekir.

Sadakat ve özen borcu taşınmazların vekil aracılığı ile satışında daha büyük bir önem kazanır. Çünkü TBK’nın 504/3. maddesine göre vekâletnamede özel yetki bulunması koşuluyla taşınmazların vekil eliyle satışı mümkündür. Bu satış esnasında vekilin müvekkilinin menfaatini koruma mükellefiyeti mevcuttur. Vekilin sadakat ve özen yükümlülüğüne rağmen, kendisinin veya üçüncü kişinin yararına veyahut sırf müvekkiline zarar vermek kastıyla taşınmaz satışı yapması ve bu yolla müvekkilini zarara uğratması mümkündür. İşte vekilin vekâlet verenin güvenini kötüye kullanacak, özen yükümlülüğüne aykırı olacak ve vekil edenin zararına olacak şekilde taşınmazı satışı halinde, zarar gören vekil eden yani taşınmazı vekil eliyle satan önceki maliki herhangi bir zamanaşımı ve hak düşürücü süreye tabi olmaksızın taşınmazın geri adına tescilini, bu mümkün değilse (örneğin ayni hak edinen iyiniyetli üçüncü kişi ise) terditli tazminat verilmesini dava yoluyla isteyebilir. Taşınmazı güncel değerinin oldukça altında bir fiyata satması ve bunu vekil edene zarar verme kastıyla yapması halinde vekâletin kötüye kullanıldığının kabulü gerekir.

Öte yandan vekâletin hile ile alınarak kötüye kullanıldığı iddiası ile açılan davanın hukuki sebebi irade fesadı olan hile olmayıp, vekâletin kötüye kullanılması hukuki nedeni olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Çünkü özellikle iptal hakkının kullanılmasına ilişkin bir yıllık sürenin uygulanması açısında hukuki sonuçları farklıdır.

Vekil edenin vekâletin kötüye kullanıldığını bilmesine rağmen sonradan buna açık veya zımni onay verirse, örneğin bedeli alırsa, artık vekâletin kötüye kullanıldığını iddiasını ileri süremez.

Vekil ile sözleşme yapan kişinin durumuna gelince; vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa yani TMK’nın 3. maddesi anlamında iyiniyetli ise vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekâlet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekâlet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz. Ancak, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa yani yetkisini kötüye kullandığını bilerek vekil ile sözleşme yapmışsa hakkını kötüye kullanan kişi durumuna düşer. Bu durumda tapuda bir devir yapılmışsa yolsuz tescil hükümleri gereği tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini isteyebilir.

“…vekilin, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altında olacağı açıktır. Vekâletin kapsamı, sözleşmede açıkça gösterilmemişse TBK'nın 504/1. maddesi uyarınca görülecek işin niteliğine göre belirlenir. Sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur.

Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekalet sözleşmesi güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.

Uygulamada vekâletin kötüye kullanılması durumlarının, özellikle vekilin satmakla yetkili kılındığı bir taşınmazı rayiç değerine nazaran çok düşük bir bedelle satarak devrettiği hâllerde yoğunlaştığı görülmektedir. Ancak, Hukuk Genel Kurulunun 19.12.2019 tarihli ve 2017/1-1272 E., 2019/1399 K.; 02.12.2020 tarihli ve 2017/1-1252 E., 2020/992 K. sayılı kararlarında da vurgulandığı gibi malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan........

© Hukuki Haber