Hizmet Tespit Davası Nedir?
Tespit davası; bir hukuksal çıkarın söz konusu olması koşulu ile açılan ve sonunda bir hükümlülük talebi içermeyip duruma göre herhangi bir anlamda bir hükümlülüğe de yol açabilen ve konusuna ilişkin bir hususun bir hükümle tespitini amaçlayan davadır. Bu hüküm kesin hüküm halini aldığında, konusu olan hukuksal durumun varlığı ya da yokluğu yahut tespit konusu belgenin ya da durumun gerçekten olup olmadığı herkese karşı hüküm ifade etmektedir.
Hizmet tespiti davası, sosyal güvenlik kurumuna hizmet süreleri hiç veya eksik bildirilen, sürekli çalışmasına rağmen işe giriş çıkış yaptırılan, SGK girişleri geç yaptırılan veya sigortasız çalıştırılan işçilerin işverene karşı açacağı iş davası türüdür. Anayasada yer alan sosyal güvenlik hakkına ilişkin olarak ortaya çıkan hizmet tespiti davası kamu düzenini ilgilendirir. 5510 sayılı Sosyal Sigorta ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu madde 86’da hizmet tespiti davası; aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilmeyen sigortalılar çalıştıklarını, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemelerine başvurarak prim ödeme gün sayılarını tespit ettirebilmek için açtıkları davadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesine göre İş Kanunu’na göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi işe görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş mahkemeleri kurulmakta; bu mahkemeler SGK ile hak sahipleri arasındaki hukuki uyuşmazlıklardan doğan dava ve itirazlara bakmaktadırlar. SGK’ nın davalı olduğu 4/a sigortalılık hizmet tespit davalarında; Sigorta başlangıcının tespiti,
Sigortalılık sürelerinin tespiti,
SSK tarım sigortalılığının tespiti,
Fiili hizmet zammı sürelerinin tespiti,
Geçerli sigortalılık statüsünün tespiti,
Prime esas kazancın tespiti,
Çakışan hizmet sürelerinin tespiti gibi daha özellikli konuların dava konusu edildiği görülmektedir.
Hizmet Tespit Davası Şartları Nelerdir?
Hizmet tespit davası açılmadan önce dikkat edilmesi ve yerine getirilmesi gereken şartlar bulunmaktadır. Bu şartlar şu şekilde sıralanabilir:
İşçinin çalıştığı işyerinin 5510 sayılı kanun hükümlerine uygun şartları sağlayan bir yer olması gerekir.
Sigortasız iş görme durumu söz konusu ise dava tarihinden önce bu durumun SGK tarafından tespit edilmemiş olması gerekir.
Hak düşürücü süreye uygun olarak dava açılmalıdır.
İşçinin çalışma durumunun sigortaya bildirilmemiş veya kazanç ve prim ödeme gün sayılarının eksik bildirilmiş olması gerekir.
İşçinin sigortalı sayılmayan kişilerden olmaması gerekir.
Hizmet Tespit Davası Başvuru Sürecinde Gerekli olan Bilgi ve Belgeler
Hizmet tespit davası başvuru süreci, işçinin eksik veya hatalı bildirilen çalışma sürelerini düzeltmek amacıyla SGK’ya hitaben yazılı bir dilekçe ile başlatılır. İşçi, bu dilekçede, çalıştığı süreyi kanıtlayacak detaylı bilgileri ve delilleri sunar. Gerekli belgeler arasında işe giriş-çıkış kayıtları, bordrolar, iş sözleşmeleri, tanık beyanları ve varsa elektronik iletişim kayıtları yer almaktadır. Bu belgeler, işçinin gerçek çalışma süresini ortaya koyarak hizmet borçlanmasının yapılması için sağlam bir temel oluşturur.
Başvurular, SGK’nın ilgili müdürlüklerine şahsen veya posta yoluyla iletilir; ayrıca, çevrimiçi başvuru sistemleri üzerinden de gerçekleştirilebilmektedir. İşçinin, başvuru dosyasını eksiksiz hazırlaması, belgelerin asılları ve yeminli tercümelerinin eklenmesi büyük önem taşır. Böylece, SGK tarafından yapılan inceleme sonucunda, eksik bildirilen hizmet sürelerinin tespiti sağlanır ve işçinin emeklilik, sağlık sigortası gibi sosyal güvenlik haklarının doğru şekilde korunmasına olanak tanınır.
Hizmet Tespit Davasında İspat ve Deliller
Hizmet tespit davasında, işçinin çalıştığı süreyi ispatlaması, davanın temelini oluşturur. Bu aşamada, işe giriş-çıkış kayıtları, bordrolar, iş sözleşmeleri ve benzeri yazılı belgeler, işçinin gerçekte çalıştığı süreyi ortaya koymada kritik rol oynar. Ayrıca, tanık beyanları ve elektronik iletişim kayıtları gibi ek deliller de sunularak, SGK’nın kayıtlarındaki eksiklik veya hatalı bildirimlerin ispatlanması sağlanır.
Delillerin toplanması ve sunulması sürecinde, belgelerin asılları ve yeminli tercümelerinin eklenmesi büyük önem taşır. İşçinin iddiasını destekleyen tüm delillerin tutarlı, düzenli ve zamanında sunulması, davanın olumlu sonuçlanmasına katkıda bulunur. Bu süreçte, hukuki danışmanlık almak, delillerin doğru bir şekilde dosyalanmasını ve yargı sürecinde etkin bir savunmanın yapılmasını sağlayarak, işçinin hak kaybı yaşamamasına yardımcı olur.
Hizmet Tespit Davasında Görevli Mahkeme ve Yetkili Mahkeme
Hizmet tespit davasında görevli mahkeme, iş uyuşmazlıklarını çözmekle yükümlü olan İş Mahkemeleri’dir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) Madde 2 uyarınca, bu davalar özel görevli mahkemeler kapsamında değerlendirilir. İş Mahkemesi bulunmayan yerlerde ise görev, Asliye Hukuk Mahkemesi’ne aittir. Yetkili mahkeme ise, genel kural olarak davalı işverenin yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer mahkemesidir (HMK Madde 6-11).
Görevli Mahkeme Nasıl Belirlenir?
· İş Mahkemeleri, hizmet tespit davalarında özel görevli mahkeme statüsündedir.
· İşçi ile işveren arasındaki ilişki, doğrudan iş hukuku kapsamında olduğu için İş Mahkemesi yetkilidir.
· Örneğin, SGK’ya bildirilmeyen çalışma sürelerinin tespiti için açılan davalarda İş Mahkemesi süreci yönetir.
Hizmet Tespit Davasında Hak Düşürücü Süre
Anayasal sosyal güvenlik hakkı ile ilgili olan hizmet tespit davasının, hak düşürücü süresi mevcuttur. İşçi veya ölümü halinde hak sahipleri, hizmet tespit davasının, hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içerisinde iş mahkemesine başvurarak açması gerekir. Kanunda belirtilen bu süre, hak düşürücü süre olup, bu süre geçtikten sonra açılan davalar dinlenemez. İşe giriş bildirgesi verilmesi 5 yıllık hak düşürücü süreyi keser. Bu süreler hâkim tarafından re ’sen nazara alınır.
Hizmet tespit davasının dinlenebilmesi için hak düşürücü sürenin geçmeden davanın açılmış olması gerekmektedir. Bu tür davalarda görülen uyuşmazlıkların büyük bölümü hak düşürücü süreye ilişkindir. Hem 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinde, yönetmelikte gösterilen belgelerin işverence Kuruma verilmemesi veya çalışmanın kurumca saptanamaması durumlarında, tespit davalarının beş yıllık süre içerisinde açılabileceği öngörülmüş ve bu sürecin geçirilmesi halinde bu tür bir iddianın artık dinlenemeyeceğini hükme bağlamış, hem de 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinde aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından verilmeyen veya çalıştıkları kurum tarafından tespit edilemeyen sigortalıların, çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde iş mahkemesine başvurarak kanıtlamaları öngörülmüştür.
Hak düşürücü sürenin başlangıç ve sonunu belirlemek konusu önem taşımaktadır. İşçinin sigortasız olduğu iddia edilen hizmetlerin geçtiği yılın son gününden başlamak üzere, bu dönem gün, ay ve yıllara ilişkin olabilir. Hizmetin geçtiği sürecin ilişkin olduğu yılın son gününden bu süre başlatılmalıdır.
Örneğin; 2004 yılının Mayıs ayında geçen 25 günlük bir sigortasız süre için hak düşürücü süre, 31.12.2004 tarihinden, aynı yılın Ocak, Şubat ve Mart aylarına ilişkin 3 aylık bir süre için de, aynı şekilde 31.12.2004 tarihinden itibaren başlatılmalıdır. Çalışmaların birden fazla dönem içerdiği durumlarda ise, her dönem bağımsız olarak kabul edilir ve hak düşürücü süre her bir dönemin ilişkin olduğu yılın son gününden başlatılır.
Hak düşürücü sürenin hesaplanması ise; kanunun öngördüğü beş yıllık süre, hizmetin geçtiği yıl dikkate alınmaksızın ileriye doğru hesaplanır ve bulunan son yılın son gününden bu sürenin bitip bitmediği ortaya konulur. Anlatılan gibi, 2004 yılının son gününden başlayarak hak düşürücü sürenin 2009 yılının son gününde dolduğu kabul edilir. Bunun sonucunda, 2010 yılında açılan 2004 yılına ilişkin bir tespit davası artık dinlenemez.
Hizmet Tespiti Davasında Hak Düşürücü Sürenin İşlememesi
İşverence, usulüne uygun olarak Kuruma verilmiş bulunan sigortalı ile ilgili belgeler hak düşürücü süreyi başlatmadığı gibi; çalışmanın Kurumun yetkili elemanlarınca tespit edildiği durumlarda da, hak düşürücü süre söz konusu olamaz. İşverence verilmesi zorunlu belgeler;
İşe giriş bildirgesi,
Aylık prim bildirgeleri,
Dönem Bordroları, olarak gösterilebilir.
Kurum müfettiş tutanak veya raporları, ölçümleme belge ekleri veya Kurum yetkili elemanlarının sigortalıya ilişkin düzenledikleri belgeler Kurumca yapılan belirlemeler olarak kabul edilir ve bu durumlarda hak düşürücü süre söz konusu olmaz. Sicil numarası gösterilmeyen, ancak sigortalının adının yazılı olduğu işverence Kuruma verilen belgeler de hak düşürücü sürenin işlemesine engel olur. Kurumca işleme konulan bir vizite kâğıdının varlığı dahi hak düşürücü sürenin işlemesini durdurur. Hak düşürücü süre içerisinde, işveren aleyhine açılan ancak Kurumun hasım olmadığı tespit davaları da hak düşürücü süreyi keser. Hem işveren hem de Kurumun hasım olmadığı bir davada aynı durum söz konusu olamaz.
Sigortalının ücret ve sosyal haklarıyla ilgili, işveren aleyhine açtığı davalar, hak düşürücü sürenin işlemesine engel olmaz. Anılan davalar sadece işveren........
