İMAR HUKUKUNDA İMAR PLANLARININ İPTALİ, YAPI YAPTIRIMLARI VE PARSELASYON
Giriş: İmar Hukukunun Kamu Düzenii, Şehircilik ve Mülkiyet Hakkı Bağlamındaki Normatif Çerçevsi
İmar hukuku; kamu düzeni, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlandırılması ekseninde şekillenen, idare hukukunun en uyuşmazlıklı ve dinamik alanlarından birini teşkil etmektedir. Mevzuatın omurgasını oluşturan 3194 sayılı İmar Kanunu, mekânsal planlamadan parselasyon uygulamalarına, ruhsatlandırma süreçlerinden imar yaptırımlarına kadar idareye tek taraflı kamu gücü kullanma yetkisi tanımaktadır.
Bu yetkinin icrası sırasında mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasında kurulan dengenin meşruiyeti, idari yargı denetimi ve idare hukuku doktrininde süreklilik arz eden teorik ve pratik tartışmaların odak noktasını oluşturmaktadır. İmar uyuşmazlıkları, yargılama pratiğinde ağırlıklı olarak üç temel sacayağında toplanmaktadır: Düzenleyici işlem niteliğindeki imar planlarının iptali, uygulama işlemi niteliğindeki parselasyon işlemleri ve cezaî/idari yaptırım niteliğindeki yıkım ile idari para cezası kararları.
İmar Planlarının İptali Davalarında Askı İlanı, Dava Açma Süresi ve Sübjektif Dava Ehliyeti (Menfaat İhlali)
İmar planları; mekânın fiziki gelişimini, fonksiyon dağılımını ve yapılaşma koşullarını belirleyen, genel, soyut, objektif ve düzenleyici idari işlemlerdir. 3194 sayılı İmar Kanunu m. 8/b uyarınca onaylanan nazım ve uygulama imar planları bir ay süreyle ilan edilerek askıya çıkarılmakta ve bu askı süresi içinde ilgililerince itiraz edilebilmektedir. İdari dava açma süresinin başlangıcı, itirazın bu süreye etkisi ve planların doğrudan dava konusu edilmesindeki süre rejimi, hem yargısal içtihatta hem de doktrinde yoğun tartışmalara konu olmuştur.
Doktrinde bir kısım görüş, düzenleyici işlemlerin doğası gereği hem ilan süresi içinde doğrudan hem de planın mülkiyet hakkını somutlaştıran bir uygulama işlemine (ruhsat reddi, parselasyon veya kamulaştırma gibi) dayanak teşkil ettiği her aşamada bu uygulama işlemiyle birlikte süresiz olarak dava konusu edilebilmesi gerektiğini savunmaktadır. Buna karşılık yargısal içtihatta, askı süresi içinde itiraz edilmeyen veya askı süresi sonundan itibaren doğrudan genel dava açma süresi içinde dava açılmayan hallerde, salt plan değişikliği talebiyle idareye başvurulmasının kaçırılmış dava açma süresini ihya etmeyeceği ilkesi katı biçimde uygulanmaktadır.
Nitekim Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu, E. 2023/925, K. 2024/1317, T. 2024-06-06 sayılı kararında (Danıştay İDDK Kararı) bu ilkeyi şu şekilde açıkça ortaya koymuştur:
"İmar ve çevre düzeni planları; 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesinin 4. fıkrasında belirtilen “ilanı gereken düzenleyici işlemlerden” olup, aynı madde gereğince dava açma süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar... Sonuç olarak, 3194 sayılı Kanun'un 8. maddesi ve 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile üst makamlara başvurmayı düzenleyen 11. maddesi hükümlerinin birlikte değerlendirilmesinden; imar ve çevre düzeni planlarına karşı, bir aylık askı süresi içerisinde 3194 sayılı Kanun'un 8/b maddesi kapsamında başvuruda bulunulması ve idari dava açma süresinin başlangıç tarihi olan ilan-askı süresinin son gününü izleyen günden itibaren 60 gün... içerisinde bu başvuruya cevap verilmeyerek isteğin reddedilmiş sayılması halinde... idari dava açılabileceği; imar ve çevre düzeni planlarına askı süresi içinde bir itirazda bulunulmamış ise davanın, 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca, imar planının ilan-askı süresinin son gününü izleyen günden itibaren 60 gün içinde açılması gerekmektedir. Öte yandan, bu süreler geçirildikten sonra yapılacak başvuruların ise, dava açma süresini ihya etmeyeceği açıktır."
Anılan kararda ele alınan diğer önemli teorik uyuşmazlık ise çevre ve doğa koruma derneklerinin plan iptali davalarındaki ehliyet sınırıdır. Doktrinde, çevre hakkı ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının kamusal niteliği gözetilerek tüzüğünde çevre koruma amacı bulunan sivil toplum........
