menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Boşanma Davaları: Nafaka, Velayet, Tazminat ve Yargı Uygulaması

31 0
01.05.2026

Boşanma davaları, aile hukukunun en yoğun ve en hassas uyuşmazlık alanlarından biridir. Bu davalar yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesiyle sınırlı olmayıp; eşler arasında doğan ekonomik, sosyal ve kişisel sonuçların da çözümünü gerektirir. Özellikle nafaka, velayet, kişisel ilişki, maddi ve manevi tazminat ile geçici önlemler boşanma davalarının en kritik sonuçları arasındadır. Türk Medeni Kanunu, boşanma hukukunu hem maddi hem usulî yönleriyle düzenlemiş; Yargıtay da yıllar içinde bu alana ilişkin yerleşik içtihatlar geliştirmiştir.

Boşanma davasında hâkimin görevi yalnızca evlilik birliğinin devam edip edemeyeceğini değerlendirmek değildir. Aynı zamanda tarafların kusur durumlarını belirlemek, çocukların üstün yararını gözetmek, ekonomik dengeyi sağlamak ve taraflar arasındaki hak ve yükümlülükleri hakkaniyete uygun biçimde düzenlemek gerekir. Bu nedenle boşanma davaları, tek bir hükümden ibaret değil; çok katmanlı hukuki sonuçlar doğuran bir yargılama türüdür.

1. Boşanma Hukukunun Temel Dayanağı

Türk Medeni Kanunu’na göre boşanma, ya özel sebeplere ya da evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına dayanır. En yaygın uygulanan sebep, evlilik birliğinin ortak hayatı sürdürmeleri eşlerden beklenmeyecek derecede sarsılmış olmasıdır. Bu genel sebep, evlilik içindeki çok farklı davranış biçimlerini kapsayabilmesi nedeniyle uygulamada büyük önem taşır.

TÜRK MEDENİ KANUNU - Madde 166

Evlilik birliğinin sarsılması Madde 166- Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Yukarıdaki fıkrada belirtilen hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. (Değişik dördüncü fıkra:14/11/2024-7532/13 md.) Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak bir yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir. B. Dava I.

Bu hüküm, özellikle anlaşmalı boşanma ve çekişmeli boşanma ayrımının temelini oluşturur. Anlaşmalı boşanmada tarafların boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu üzerinde anlaşmaları gerekirken; çekişmeli boşanmada kusur, delil ve çocukların yararı gibi unsurlar yargılamanın merkezine yerleşir.

2. Boşanma Davalarında Kusurun Önemi

Kusur, boşanma davalarında hem boşanma kararının verilmesi hem de fer’î sonuçların belirlenmesi açısından belirleyici bir unsurdur. Kusur tespiti, tazminat ve nafaka değerlendirmelerinde doğrudan etkili olur. Mahkemenin yalnızca boşanmaya karar vermesi yetmez; tarafların hangi olaylarda ne ölçüde kusurlu olduklarını da açıkça belirlemesi gerekir.

Yargıtay içtihatlarında, kusur değerlendirmesinin açık yapılması gerektiği defalarca vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, hükmün denetlenebilir olması açısından da önemlidir.

Hukuk Genel Kurulu 2017/2732 E. , 2021/715 K.

Görülüyor ki hâkim, boşanmaya sebep olan olaylarda kusursuz veya az kusurlu bulunan eş yararına tazminat ödenmesine karar vermek yetkisine sahiptir. Kanun’un “Yoksulluk nafakası” başlıklı 3. maddesi ise “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.” hükmünü taşımaktadır. Yargıtay kararlarında boşanma davalarında temyiz incelemesi aşamasının daha sağlıklı yürütülebilmesi amacıyla; her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer’ileri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının “kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş” şeklinde belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır.

Bu karar, boşanma davalarında kusur tespitinin sadece teorik değil, sonuca etkili bir unsur olduğunu göstermektedir.

3. Nafaka Türleri ve Hukuki Şartları

Boşanma davalarında nafaka, uygulamada üç ana başlıkta değerlendirilir: tedbir nafakası, iştirak nafakası ve yoksulluk nafakası. Nafaka kurumunun temel mantığı, boşanma sürecinde veya sonrasında ekonomik dengenin korunmasıdır.

TÜRK MEDENİ KANUNU - Madde 169

Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince, gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır.

TÜRK MEDENİ KANUNU - Madde 175

Yoksulluk nafakası Madde 175- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.

TÜRK MEDENİ KANUNU - Madde 182

Madde 182 : Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. (Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. Velâyetin kullanılması kendisine........

© Hukuki Haber