Cebimizdeki sessiz ortak
İş hayatında cam tavanları birer birer kıran, kendi ayakları üzerinde duran, emeğinin karşılığını kendi banka hesabında gören modern kadının en büyük lüksü nedir? Birçoğumuz için bu sorunun yanıtı şu kelimede gizli: Özgürlük. Kendi kazandığımız parayı, kimseden izin almadan ve kimseye hesap vermeden harcayabilme gücü, modern dünyanın kadına sunduğu en göz alıcı vaatlerden biri. Ancak vitrin ışıkları sönüp akşam eve dönüldüğünde ve dijital ekranların ‘gürültü’ denen akışı dindiğinde, birçoğumuzun içinde bir his beliriyor: “Gerçekten özgür müyüm, yoksa sadece bana çizilen sınırlar içinde bir harcama özgürlüğüne mi sahibim?”
Tam bu noktada, bir gerçekle yüzleşiriz. Bir mağaza kasasında cüzdanı açtığımızda ya da bir online alışveriş sepetindeki ödeme tuşuna basmadan önce, kendi irademizle orada olup olmadığımızı düşünmeyiz. Ya da ihtiyaç dışında bir istek duygusu ile mi o kasaya geldik diye sorgulamayız kendimize… Bir analoji yaparsak; çoğu zaman arkamızda, bizi o cüzdanı açmaya ikna eden, bir yönüyle de zaaflarımızı yöneten ‘gizli bir yönetmen’ vardır sanki. Hatta ona; kazancımızı ve bütçemizi gözleyen ‘ekranın arkasındaki sessiz ortak’ bile diyebiliriz.
Bu ortak; bizi bizden daha iyi tanıyan, zaaflarımızın haritasını çıkaran algoritmik tüketim ağları. Artık sıradan bir reklam panosu değil; arama motorlarından e-ticaret sitelerine, fintek uygulamalarından bankacılık ve davranışsal reklamcılık ağlarına uzanan devasa birer gözetim mekanizması. Daha neye ihtiyacımız olduğunu bile bilmezken, ekranı kaydırma hızımızdan ve ekran başında duraksadığımız o melankolik saniyelerden ruh halimizi analiz edip önümüze ‘beklenen çözümü' düşüren yapay bir akıl...
Biz her ay deliler gibi çalışıp, emek verip, zamanımızı paraya dönüştürürken; o sessiz ortak cebimize elini uzatıp bize sürekli fısıldıyor: “Sen eksiksin ve bu eksikliği ancak satın alarak kapatabilirsin.”
Ay sonunda kredi kartı ekstreleriyle karşılaşınca hissedilen suçluluk duygusu ise aslında bize ait değil. İrademizin suçu ya da zayıflığı ise hiç değil. Çünkü arkada, insan psikolojisinin en kırılgan zaaflarını milyar dolarlık manipülatif tekniklerle işleyen devasa bir endüstri var. Sistem, bir sonraki harcama eğilimimizi bizden önce tahmin edip önümüze düşürüyor. Gördüğümüz o reklam tesadüfen gelmiyor; o anki ruh........
