menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

550 bin fonzedenin sorumluluğu kimde?

6 0
23.09.2026

Küresel varlık yönetim şirketleri KSS bütçelerini toplumun finansal okuryazarlığına ayırırken Türkiye’de pazarlama odaklı kısa vadeli hedefler öne çıktı. Enflasyondan kaçarken gerçeküstü vaatlere kanan yaklaşık 550 bin yatırımcı; gerçek finansal farkındalığa sahip olabilir miydi?

Son operasyonlarla birlikte, sermaye piyasalarındaki manipülatif fon süreçlerinden doğrudan ya da dolaylı etkilenen yüz binlerce bireysel yatırımcının varlığı gündeme taşındı. Söz edilen yaklaşık 550 bin yatırımcı rakamı, olayın münferit kayıp değil, toplumsal bir finansal yaralanma olduğunu gösteriyor.

Peki, burada sorumluluk kimde? Sadece denetim mekanizmalarında mı?

Bugün tasarrufunu ve hane bütçesini enflasyona karşı korumaya çalışan herkes, haklı bir telaş içinde. Ancak bu telaş, zaman zaman ‘gerçekçi olmayan vaatlere teslim olmak’ ile sonuçlanabiliyor. Bence gelişmeleri; toplumsal psikoloji, kurumsal etik ve bireysel farkındalık üçgeninde sıkışan bir tablo üzerinden okumak mümkün.

Kolay kazanç rüyası ve bireysel sorumluluk

Enflasyondan kaçarken akıl dışı, piyasa gerçekleriyle bağdaşmayan getiri vaatlerine sığınmak; bana kalırsa biraz da kitlelerin ‘kolay yoldan kazanç’ rüyasına teslim olmasıdır. Bir yatırım enstrümanı hayatın ve ekonominin olağan akışının çok üzerinde şeyler vaat ediyorsa, durup bir adım geri çekilmek bireysel sorumluluktur.

Bir şirketin mali yapısı, kârlılığı ve reel finansal büyüklüğü yerinde sayarken borsa değerinin 100 katına çıkması; ‘başarı hikayesi’nden çok, açık bir kırmızı bayraktır. Şirketin öz sermayesi ile piyasa değeri arasındaki bu uçurumu sorgulayacak kadar farkındalık gösterememek; piyasa kurallarını devre dışı bırakmaktır. Oysa rasyonel bir piyasada 100 katlık yapay artış, bir fırsat değil doğrudan risk işaretidir.

Kurumların eğitim ve şeffaflık sorumluluğu

Diğer taraftan, kurumlar da bu tablodan kendilerini sıyıramaz. Finansal okuryazarlığın toplumda henüz istenen seviyede olmadığını bilerek, kitlelerin bu hassasiyetini veya bilgisizliğini pazarlama kozu gibi kullanmak ‘kurumsal etik’ sorunudur. Bir finansal kurumun ya da portföy yönetim şirketinin asli görevi sadece ‘müşteri toplamak’ olamaz. Kurumların kitleleri eğitmek, sundukları araç risklerini şeffaflıkla anlatmak ve finansal okuryazarlığı toplumsal sorumluluk olarak üstlenme yükümlülüğü vardır.

Yatırımcı; sermaye piyasasına girdiğinde hisse senedini ya da fonu bir ‘piyango bileti’ gibi görmüyorsa, şirketin gerçek değeri ile borsa fiyatı arasındaki ilişkiyi sorgulamak zorundadır. Varlık tabanı ve kârlılığı yerinde sayan ya da çok küçük bir büyümeye sahip bir şirketin borsa değerinin 100, hatta 1.000 katına çıkması rasyonel değildir. Bir şirketin kârı 1 birimken borsa fiyatı 100 birime ulaşıyorsa, aradaki o derin boşluk bir finansal başarı değil, açıkça bir balondur.

Bu tablo bize iki şeyi söyler:

1-Yatırımcının sorumluluğu: Birey, en azından "Bu şirket ne kadar kazanıyor, bu fiyatı hak edecek ne üretiyor"........

© HTHayat