menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Öngörmek ve Önlem Almanın Önemi

8 0
27.02.2026

CHP Samsun İl Başkanlığı, tarım politikalarını anlatmak üzere Cumhurbaşkanlığı Ofisi Tarım ve Orman Politikaları Kurulu Başkanı Şencer Solakoğlu’nu Samsun’a davet etmiş. Solakoğlu, “Büyük Çiftçi Buluşmaları” adıyla düzenlenen toplantıların Bafra ayağında, mevcut tarım politikalarının üreticiyi korumaktan uzaklaştığını söylemiş.

Ayrıca çiftçilerin alın terinin karşılığını alacağı planlı ve sürdürülebilir bir tarım modeli kurmak için çalıştıklarını da ifade etmiş.

CHP bunu nasıl başarır, doğrusu bilemem.

Ancak bu sözlerin bir parti etkinliğinde söylenmiş olmasından bağımsız olarak şunu söylemeliyim: Uygulanan tarım politikalarının çiftçiyi yeterince korumadığı yönündeki tespiti haklı bir eleştiri olarak görüyorum. Çiftçinin emeğinin karşılığını alacağı bir sistem kurulması gerektiği yönündeki yaklaşımı ise önemsiyorum.

Çünkü bir tarım ülkesi olarak sürdürülebilir politikalara her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Dünya Gazetesi’nde çalıştığım yıllarda düzenlediğimiz Anadolu buluşmalarına konuşmacı olarak katılan Rüştü Bozkurt, bir işte başarılı olmanın ön koşulunun gelişmeleri öngörmek ve buna uygun önlem almak olduğunu söylerdi.

Gerçekten de yaşadığımız pek çok krizin temelinde öngörüsüzlük ve zamanında alınmayan tedbirler yatıyor.

Bir zamanlar kendi kendine yetebilen bir ülkeyken, bugün saman dahi ithal eder hale gelmemizin nedeni de büyük ölçüde budur.

Rusya-Ukrayna savaşını öngöremedik.

Öngöremediğimiz için alternatif üretim ve tedarik planı da oluşturamadık.

Likit yağ hammaddesinin önemli bölümünü ithal ettiğimiz iki ülke savaşınca, ayçiçek yağı fiyatları kısa sürede katlandı.

Oysa ayçiçeği bu toprakların ürünüdür.

KARADENİZBİRLİK’in kurucu Genel Müdürü rahmetli Doğan Erdil’in yıllar önce söylediği gibi, Belçika ve Hollanda’nın toplam yüzölçümünün iki katı kadar alan ülkemizde ekilmiyor.

Geçen yıl yıllık iznini geçirmek için Alaçam’daki köyüne giden bina görevlimiz Hüseyin Aksel’e sormuştum:

“Tatilini tarlada mı geçirdin?”

Cevabı aslında meselenin özeti gibiydi:

“Ne gezer abi… Bir çuval taze fasulye üretmek için harcadığım mazot parası, bir çuval fasulye almaya yetmiyor.”

Akaryakıtta dışa bağımlı olduğumuzu biliyoruz.

Ancak traktörün mazotundan ÖTV alırken lüks yatlardan almamak hangi ekonomik aklın ürünüdür?

Mazot pahalıysa üretim düşer.

Üretim düşerse yem ithal edilir.

Yem ithal edilirse et de ithal edilir.

Samsun açıklarına baktığınızda demirlemiş gemileri görürsünüz.

Bu gemilerin önemli bölümü yem hammaddesi boşaltıyor.

Yani bizim topraklarımızda yetişebilecek ürünler.

Bir dönem “Paramız var ki alıyoruz” denilmişti.

Oysa mesele para değil; üretim kapasitesini kaybetmemektir.

Çiftçi para kazanamazsa üretmez.

Üretmezse toprak boş kalır.

Toprak boş kalırsa ülke dışa bağımlı hale gelir.

Ve bütün bunlar, öngörememek ve zamanında önlem alamamakla ilgilidir.


© Hedef Halk