Kimler Geldi Kimler Geçti!
Sinop Tarihi Cezaevi kapsamlı bir restorasyon sürecinin ardından müzeye dönüştü.
Avrupa Birliğinin desteğiyle sürdürülen restorasyon sürecinin ardından resmi olarak müze statüsü kazanan tarihi cezaevi 10 Eylül 2025 tarihinde düzenlenen törenle ziyarete açıldı.
Yeni müzeyi ziyaret edemedim.
Eski cezaevine yaptığım ziyaretten bir anımı paylaşmak istiyorum.
(Sebahattin Ali 25 Şubat 1907-2 Nisan 1948)
Sinop Cezaevi zindanlarından kimler geldi kimler geçti
Burası; ‘girilir, ama çıkılmaz’ denilen, nemden (rutubet) kibritin bile yanmadığı söylenen, mahkumların çürümek veya ceza sürelerini tamamlayamadan ölmekle karşı karşıya kaldıkları Sinop Cezaevi.
Sinop Cezaevi ‘esaslı bir ceza’ olmuş mahkumlar için. Binlerce yıllık bir kalenin surları ardına gizlenmiş, Karadeniz’in hırçın dalgalarına terk edilmiş, rutubetini bir yiyenin bir daha iflah olmayacağı 120 yıllık cezaevi 1997 yılına kadar toplumdan tecrit edilmek istenilen yazar ve şairler ile ağır cezalık mahkumların sürgün yeri olmuş.
Evliya Çelebi 1640 yılında Sinop’tan bahsederken çok renkli ama abartılı üslubuyla Sinop Zindanı’nı şöyle tanımlıyor:
“Büyük ve korkunç bir kaledir. 300 demir kapısı, dev gibi gardiyanları, kolları demir parmaklıklara bağlı ve her birinin bıyığından 10 adam asılır nice azılı mahkumları vardır. Burçlarında gardiyanlar ejderha gibi dolaşır. Tanrı korusun, oradan mahkûm kaçırtmak değil, kuş bile uçurtmazlar.”
Refik Halit Karay, Mustafa Suphi, Ahmet Bedevi Kuran, Refii Cevat, Hüseyin Hilmi, Burhan Felek, Osman Cemal Kaygılı, Celal Zühtü Benneci, Sebahattin Ali, Kerim Korcan, Osman Deniz, Zekeriya Sertel gibi yazar ve şairler kalmış Sinop Cezaevi’nin zindanlarında. Nazım Hikmet’in de Sinop Cezaevinde kaldığı söylenmekle birlikte bu konuda kesin belgeye ulaşılamamış.
Tarihi Sinop Kalesi üzerinde Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı zamanında tersane olarak kullanılan, 1882 yılında cezaevine dönüştürülen tarihi Sinop Cezaevi bugün “müze” olarak hizmet veriyor.
Sinop Cezaevi’nde yatanlardan biri de Sebahattin Ali. Sebahattin Ali 26 Aralık 1932-29 Ekim 1933 yılları arasından önce Konya sonra Sinop Cezaevi’nde tutuklu olarak kaldı.
Birçok kişi, tarihi Sinop Cezaevi'ni “Aldırma Gönül” şiiri ile tanıdı.
Edip Akbayram’ın söylediği Aldırma Gönül şarkısının sözlerini burada yazmış.
“Başın öne eğilmesin/Aldırma gönül, aldırma/Ağladığın duyulmasın/Aldırma gönül, aldırma/ Dışarıda deli dalgalar/Gelip duvarları yalar;/Seni bu sesler oyalar/Aldırma gönül, aldırma/ Görmesen bile denizi/Yukarıya çevir gözü:/Deniz gibidir gökyüzü;/Aldırma gönül, aldırma/
Dertlerin kalkınca şaha/Bir sitem yolla Allaha/Görecek günler var daha;/Aldırma gönül, aldırma/Kurşun ata ata biter/Yollar gide gide biter;/Ceza yata yata biter;/Aldırma gönül, aldırma.”
Sebahattin Ali “Duvar” adlı öyküsünde Sinop Cezaevi’ni anlatıyor:
“… Uzun zamanlar deniz kenarında ve surlar içindeki bir hapishanede kaldım. Kalın duvarlara vuran suların sesi taş oralarda çınlar ve uzak yolculuklara çağırırdı. Tüylerinden sular damlayarak surların arkasında yükseliveren deniz kuşları demir parmaklıklara hayretle gözlerini kırparak bakarlar ve hemen uzaklaşırlardı.”
Sebahattin Ali 1936 yılında yazdığı bu öyküsünde bir mahkumun anlattığı “yarı kalmış bir firar hikayesi”nde tutukluluk günleri de şöyle:
“… Fakat benim kaldığım hapishanede her şey, her ses hürriyeti gözlerin önüne kadar getirmek, sonra birdenbire çekip götürmek için yapılmış gibiydi. Surların üstünde büyüyen ufak ufak ağaçlar, yosunlu taşlardan aşağı sarkan sarı çiçekler, bir bahar havası içinde eli kolu bağlı olmanın bütün acılarını içime dökerdi. Uçsuz bucaksız gökte bir kuğu gibi ağır ağır yüzen bulutlar benden bir teselliyi: unutmayı alırlardı…”
