Milli Eğitim Bakanlığı nereye koşuyor? Milli Eğitim'in dünü, bugünü, yarını...
“Çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma yolunda önemli ilerlemeler kaydetmişken Tevhid-i Tedrisat Kanununu delerek eğitim birliğinden ödün vermek ülkede bölünme, parçalanmalara neden olacak ÖNEMLİ BİR BEKA SORUNUDUR.”
Prof. Dr. Nuray Senemoğlu ile Milli Eğitim'in dününü, bugününü ve yarınını konuştuk.
TÜRKİYE CUMHURİYETİMİZİN KURULUŞUNDA ATATÜRK'ÜN "İRFAN ORDUSU"NDAN BEKLENTİSİ NEYDİ?
Bildiğiniz gibi; Ata’mız, nerede bir aksaklık, sorun varsa; sağlıkta, ekonomide, adalette, tarımda, sanayiide; temelini eğitimdeki yetersizliğe bağlamış; eğitimin önemini en iyi anlamış; anlatmış bir devlet adamı, liderdir.
Mustafa Kemal Atatürk; TAM BAĞIMSIZ TÜRKİYE’yi oluşturmak için eğitim politikasında iki temel hedef göstermiştir:
Atatürk 1923’te Eskişehir’de yaptığı bir toplantıda geleneksel eğitimle ilgili şu saptamayı yapmıştır:
"Bundan önce her maarif nazırının bir eğitim programı vardı.
"Hayatta bundan sonra eğitimde izlenecek yol, her an değişmeyen belirli çizgisi olan eğitimdir.
NE DERSİNİZ HOCAM, CEHALETİ YENDİK Mİ?
Şöyle çevremize, memleketimizden insan manzaralarına bir bakalım, Şahin Bey, cehaleti yenebilmiş miyiz, okurlarımız karar versin.
Trafikteki insanlarımızın davranışlarından başlayalım. Örneğin;
Bu noktada; size Birleşik Devletler’de ziyaret ettiğim bir okulun 11. Sınıf Biyoloji dersinden bir örnek vermek istiyorum: İşledikleri konu; “Sürdürülebilir Çevre”, öğrencilere kazandıracakları standart (yeterlik/hedef davranış); “Sürdürülebilir çevre anlayışını kazanma” idi. Bu özelliği kazanmaları için öğretmen şöyle bir eğitim ortamı hazırlamıştı:
Öğrenciler bilgisayar laboratuvarında ikişer kişilik gruplar halinde bilgisayarların başına geçtiler. Okulları tarafından kullanılmasına karar verilmiş olan kitap setini hazırlayan yayınevi tarafından sağlanmış olan bilgisayar programı aracılığı ile her gruba şöyle bir görev verildi: Aynı ölçülere sahip bir merada ÇİFTLİK kuracaklar ve çiftliği verimli bir biçimde işletecekler. Çiftliğin her türlü satın alma, gelirlerini giderlerini planlama, uygulama, değerlendirme faaliyetlerini yapacaklar; kısacası, üretim-pazarlama-tüketim işlemleri, bir çiftlik işletme ile ilgili tüm iş ve işlemler öğrencilere ait idi. Bazı gruplar, kısa sürede kar elde edebilmek için başlangıçta çok sayıda hayvan alıp beslediler ve ilk beş yıl çok hızla yüksek düzeyde kar elde ettiler. Ancak, sahip oldukları meranın niteliği ve büyüklüğü o kadar çok sayıda hayvanı besleyebilecek durumda değildi; bir müddet sonra mera çölleşmeye ve kullanılamaz hale gelmeye başladı ve hayvanları elden çıkarmaları gerekti. Çiftlik iflas etti. Oysa, kendilerine verilen meranın özelliklerini bilimsel olarak inceleyip ona uygun sayıda hayvan alıp besleyen gruplar, başlangıçta çok hızla yüksek karlar elde etmediler, ancak, meranın özelliklerine uygun sayıda hayvan besledikleri, merayı bilimsel yöntemlere uygun kullandıkları için yüzlerce yıl çiftlikleri gelir getirerek yaşadı. Bu çiftlikleri kurup geliştiren ya da geliştiremeyen ve sonsuza kadar yaşatan ya da yaşatamayan gençler gerçek yaşamda doğaya zarar verebilir mi? Kendisine ve başkalarına saygısızlık, haksızlık yapabilir mi? Bilimsel temellerden uzaklaşabilir mi?
SAYIN HOCAM, CEHALETİN YENİLMESİ KONUSUNDA CUMHURİYETİN İLK YILLARI İLE 103. YILINA YOL ALDIĞIMIZ BUGÜNLERDE GÖSTERİLEN ÇABALAR BAKIMINDAN MİLLİ EĞİTİM SİSTEMİMİZ NE DURUMDADIR?
Bildiğiniz gibi; ATA’mız, daha 16 Temmuz 1921’de Sakarya Savaşının kokularının geldiği bir ortamda 1. Maarif Kongresini toplamış; bir milletin tam bağımsızlığını kazanmasında eğitimin, öğretmenin, uygulanan programların niteliğinin önemini vurgulamış; nasıl olması gerektiğine işaret etmiştir. Atatürk’e göre; CEHALETİ YENME nasıl olacaktır? Öğretmenler yoluyla; öğretmenlerin “İLİM ve FENNE” dayalı eğitim yapmasıyla, ezbere dayalı olmayan, yapıcı, yaratıcı, yaşamda işe yarayan bilgileri kazandıran bir eğitim yoluyla gerçekleşecektir. Bu eğitim çocuğu, bir bütün olarak geliştirmelidir: Doğudan batıdan alınmayan kendi kültürel özelliklerine uygun olarak çocuğun dilini, tarihini, coğrafyasını, fenni, matematiği, sosyal bilimleri öğrenmesini, sanat-müzik, spor yoluyla çok yönlü gelişmesini sağlayan programlar yoluyla yaşamında işe yarayacak bilgiyi kazanmalı ve üretmelidir. Bu bilgiyi de ezberleyerek değil, iş başında, laboratuvarda, bahçede, tarlada, müzede, kütüphanede, çiftlikte, çarşıda, pazarda vb. her yerde, araştırarak, inceleyerek, deneyerek anlamlı bir biçimde öğrenmesi önemlidir.
Aslında Cumhuriyetin ilk yıllarında cehaleti yenme, birey yetiştirme, diğer bir deyişle eğitimde işe koşulan uygulamalar incelendiğinde; bugün “YENİ” bulunmuş yaklaşımlarmış gibi sunulan ORTAMINDA ÖĞRENME (Situated learning- gerçi terimi de yanlış çevirmişler ‘durumlu öğrenme’ diye; yapılan çevirinin, kavramın anlamıyla ilgisi yok), YAŞANTISAL ÖĞRENME (Experiential learning), yaşantısal olmayan öğrenme varmış gibi, YAPILANDIRMACILIK (bu da aslında bilgi/bilme felsefesi kuramıdır). Bugün henüz anlamlı bir biçimde doğasına uygun olarak işe koşulamayan birçok öğretme-öğrenme yaklaşımının, öğrenme stratejilerinin o yıllarda işe koşulduğunu; çocukların, gençlerin hatta yetişkinlerin anlamlı öğrenmelerini sağlamak için büyük çaba harcandığını gözlemekteyiz. Cumhuriyetin birinci, ikinci kuşaklarının niteliği ve sistemin ortaya çıkardığı ürünleri de bunu ortaya koymaktadır.
Atamız 1 Mart 2023 tarihinde; daha Cumhuriyet ilan edilmeden TBMM’yi açış konuşmasında eğitim ortamlarının, öğretme-öğrenme kaynaklarının niteliğini artırmaya ilişkin aşağıdaki konuşmayı yapmış ve tamamını da gerçekleştirmiştir:
“…Uygulamaya dayanan yaygın bir eğitim-öğretim için yurdun önemli merkezlerinde çağdaş kitaplıklar, çeşitli bitki ve hayvanları içine alan bahçeler, konservatuvarlar, atölyeler, müzeler, galeriler, sergi salonları kurmak gerekli olduğu gibi ilçe merkezlerine dek bütün yurdun basımevleriyle donatılması gerekmektedir.”(Atatürk, 1 Mart 1923, TBMM açış konuşması).
Cumhuriyetimizin Milli Eğitim Bakanlığı ilk Müsteşarı Nafi Atuf (Kansu) (Kasım 1924)’un eğitim anlayışı da iki temele dayalıdır:
Bunlar; “…Okullar, gerek ders içinde gerekse ders dışında çocuklara özgürlük vermeli ve kendi kendini yönetmesini sağlamalıdır” (1919, “Tolstoy-İptidai Muallimi”).
Bütün bu ilkelerin Cumhuriyetin ilk yıllarındaki eğitim seferberliğinde, eğitim ve ekonomik kalkınma hamlelerinde işe koşulduğu, yapılan tüm uygulamaların, alınan önlemlerin toplumun kentlisiyle, köylüsüyle, tarımıyla (üretme çiftlikleriyle), sanayiisiyle (kurulan fabrikalarla) ekonomik ve eğitim kalkınmasına, yaşam standartlarının geliştirilmesine, cehaleti yenme ve çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkma hedeflerinde ufka güvenle bakmalarına hizmet ettiğini görüyoruz.
1. Cumhuriyetin birinci kuşak öğretmenlerinin okul albümündeki fotoğraflarını incelediğimizde;
2 Öykülerini, biyorafilerini incelediğimizde;
meslek elemanları TOPLUMDAKİ STATÜLERİ yüksek bireyler olduğunu görüyoruz.
ÖĞRETMENLERİN toplumdaki statülerinin yüksek olmasının en önemli nedenlerinden biri; çalışmalarının o yokluklar içinde de BİLİMSEL TEMELLERE dayalı olmasıdır. BİREYİN ve içinde yaşadıkları TOPLUMUN İHTİYAÇLARI doğrultusunda KONU ALANLARININ DOĞASINA UYGUN; BİLİMİN ışığında öğrencilerinin, velilerinin öğrenmelerine rehberlik etmeleri ve öğrendiklerini uygulamaya aktarmalarını sağlamaları; toplum lideri olabilmeleridir. Kısacası; “Çocukla........© HalkTV
