Güvencesizlik ve belirsizlik kıskacında öğretmenler 11 Eylül 2026
“Öğretmen kaybederse halk kaybeder.”
“Millî Eğitim Bakanlığının asli sorumluluğunda olan pedagojik bir hizmetin, faaliyet alanı inşaat ve yemekçilik olan bir özel şirkete devredilmesi kabul edilebilir bir durum değildir. Eğitimde kaynak yetersizliği gerekçesiyle sürdürülen bu taşeron yaklaşımdan derhal vazgeçilmeli; tüm kamu hizmetleri kadrolu ve güvenceli kamu görevlileri eliyle yürütülmelidir.”
Eğitimci Özgür Bozdoğan ile okullar açılma hazırlığındayken çözülmeyi bekleyen temel sorunları konuştuk.
Hocam okullar açılma hazırlığındayken çözülmeyi bekleyen temel sorunlar ve bu sorunların eğitime yansımaları nelerdir?
Yeni bir eğitim-öğretim yılı başlarken, kamuoyunun ve eğitim camiasının ana gündem maddesini her zaman olduğu gibi yine öğretmenler, öğretmenlerin yaşadığı hak kayıpları ve sistemdeki idari çıkmazlar oluşturuyor. Okullar açılma hazırlığındayken çözülmeyi bekleyen temel sorunlar ve bu sorunların eğitime yansımaları şu başlıklar altında toplanmaktadır:
1.ÖĞRETMENE KIYAFET DAYATMASI
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından ders yılı başlamadan önce yayımlanan genelgeler, bugüne kadar esas olarak uygulama birliğini sağlamayı ve yasa ile yönetmeliklerin eğitim alanındaki uygulamasının nasıl gerçekleştirileceğini açıklamayı amaçlayan metinler olmuştur. Genelgelerin temel özelliği, yeni bir hukuki işlem tesis etmek yerine daha önce tesis edilmiş işlemlerin uygulama biçimini ve yöntemini açıklamalarıdır. Bu nedenle genelgeler, normlar hiyerarşisinde yasa ve yönetmeliklerin altında yer alan düzenleyici metinlerdir.
2026-2027 eğitim-öğretim yılına ilişkin genelgede öğretmenlere önlük giyme zorunluluğunun getirilmesi, eğitim camiasında haklı ve büyük bir tepkiyle karşılandı. Hukuki dayanaktan yoksun, normlar hiyerarşisine ve Anayasa ile güvence altına alınan bireysel haklara aykırı olan bu düzenleme, öğretmen özerkliğini yok sayan müdahaleci bir anlayışın ürünüdür. Öğretmenin pedagojik niteliğini ve mesleki uzmanlığını tek tipe indirgemeye çalışan bu yaklaşım, öğretmenin emekçi kimliğini ve pedagojik özerkliğini aşındırmaktadır.
Öncelikle meselenin hukuki boyutunun altını çizmek gerekiyor. Öğretmenlerin görevlerini yaparken önlük giymek zorunda olduğuna ilişkin bir yasa veya yönetmelik hükmü bulunmamaktadır. Daha da önemlisi, öğretmenlerin çalışma sırasında giyecekleri kıyafeti belirleme yetkisinin Milli Eğitim Bakanlığı yönetimine verildiğini söylemeye olanak sağlayan açık bir yasal dayanak da bulunmamaktadır.
Dolayısıyla genelgeyle, üst normlarda bulunmayan yeni bir yükümlülük getirilemez. Genelgenin görevi, yasayı veya yönetmeliği yeniden yazmak ya da onlarda bulunmayan bir yükümlülük yaratmak değildir. Genelgeyle öğretmenlere yeni bir kıyafet zorunluluğu getirilmesi, bu yönüyle ciddi bir yetki ve hukuki dayanak sorunu doğurmaktadır.
Ancak mesele yalnızca hukuki bir tartışmadan ibaret değildir. Öğretmenlere önlük giyme zorunluluğu, meslek etiği, öğretmen özerkliği ve öğretmenlik mesleğinin evrensel değerleri açısından da kabul edilemezdir.
Öğretmenler, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Türkiye'de de işlerini yaparken hangi kıyafetleri giyeceklerine ilişkin kendi tercihlerini yapma hakkına sahiptirler. Öğretmenler, kıyafet tercihlerini yaparken çocuğun üstün yararını ve mesleklerinin etik değerlerini gözetirler. Bu kararı verirken de dışarıdan bir baskıyı veya yönlendirmeyi de asla kabul etmezler.
AGS SKANDALI VE ÖĞRETMENLER
ÖSYM, 26 Ağustos 2026 tarihinde 2026 yılı Milli Eğitim Bakanlığı Akademi Giriş Sınavı’nın (2026-MEB-AGS) sonuçlarını açıkladı. Yaklaşık 392 bin öğretmenin başvurduğu sınava 368 bin 355 aday katıldı. Ancak sonuçların açıklanmasının ardından, sınav sonuçlarının hesaplanmasına esas olan alt testlerdeki soru sayılarının hatalı olduğu ortaya çıktı. Bunun üzerine ÖSYM sonuç ekranını erişime kapattı.
ÖSYM daha sonra yaptığı açıklamada, AGS’de yer alan 6 alt testin sonuçlarının hesaplanmasında 2026 yılına ait soru sayıları yerine 2025 yılının soru sayılarının esas alındığını duyurdu. Sonuçlar, 2026 yılındaki soru sayıları dikkate alınarak yeniden değerlendirildi ve yeniden açıklandı.
Ancak sonuçların yeniden açıklanması, tartışmaları sona erdirmedi. Sınava giren öğretmenler, sınavın tüm sayısal verilerinin ve sonuçların nasıl hesaplandığına ilişkin bilgilerin kamuoyuyla şeffaf biçimde paylaşılmasını talep etti. ÖSYM’nin bu konudaki bilgi eksikliği, sınavla ilgili soru işaretlerinin ve tartışmaların devam etmesine neden oldu.
Burada üzerinde özellikle durulması gereken nokta şudur: ÖSYM sıradan bir kamu kurumu değildir. ÖSYM’nin gerçekleştirdiği sınavların sonuçları milyonlarca insanın eğitimini, mesleğini, gelirini ve geleceğini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle ÖSYM tarafından gerçekleştirilen sınavlarda yalnızca sınav sorularının doğru hazırlanması değil, sınav sonuçlarının hesaplanması ve ilan edilmesi süreçlerinin de eksiksiz, güvenilir ve denetlenebilir olması gerekir.
Ne yazık ki yakın geçmişe bakıldığında ÖSYM sınavlarında çeşitli hataların yaşandığı görülmektedir. Ancak 2026-MEB-AGS’de yaşanan sorun, niteliği bakımından çok daha ciddi bir durumdur. Çünkü burada söz konusu olan........
