menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Eğitimde yaşanan önemli temel sorunlar nelerdir? 17 Eylül 2026

20 0
17.09.2026

“Okullar arasındaki kaynak eşitsizlikleri göz ardı edilmemelidir. Özellikle altyapı eksiklikleri tamamlanmalıdır. Tüm çocuklar, nitelikli kamusal eğitime ulaşabilmelidir.”

Prof. Dr. Ali Yılmaz ile eğitim sorunlarımız üzerine konuştuk.

Eğitimin amacı nedir?

Eğitimin amacı nedir? Deliliğe Övgü’ nün yazarı Roterdamlı Erasmus (1469- 1536) ‘Doğumla değil, eğitimle insan olunur’ diyor. ‘Eğitim, bir özgürleşme, insanlaşma ve uygarlaşma sürecidir. Bu süreçte, insan aklı ve duyarlılığı belirleyicidir’ (Arıkan, 2015). ''Demokrasi de bir eğitim işidir. Eğitimsiz kitlelerle demokrasiye geçilse bile oligarşiye dönüşebilir. Oligarşide demagoglar türer. Demagoglardan da diktatörler çıkar'' (M.Ö. 427 'de doğan ve M.Ö. 347 de ölen Platon'un tarifini verdiği demokrasi ilkesi).

Eğitim, en geniş anlamıyla, bilgi, beceri, insani değerler ve alışkanlıkların sistemli bir şekilde öğrenilmesi sürecidir. Bu çerçevede öğrenmeyi öğrenmek ön plandadır. Eğitimin birey için, toplum ve iş yaşamında belirleyici bir işlevi vardır. Çocukların ve gençlerin gelişmesine, zihinsel kapasitelerini keşfetmek, kendi kendine öğrenmenin yol ve yöntemlerini öğrenmek değerlidir. Ayrıca, eğitimde araştırma yapmaya özendirme, merak edilen ayrıntıları, soyut ve somut kavramları ilişkilendirme, dikkatli dinleme becerilerini geliştirme, sorumluluk alma önemlidir.

Zihinsel kapasite genel olarak kalıtsaldır. Ama eğitimle bu kapasite geliştirilebilir. Bunun için aynı düzeydeki çocukların arasında iyi iletişim ve değerlendirme ortamlarının sağlanması gerekmektedir. Çocuklar aynı düzeyde olmasa bile yaşıtı diğer akranlarıyla spor, folklor ve müzik gibi alanlarda birlikte olmaları sosyalleşmelerini kolaylaştırır. Çocuğun sevildiğini kendisine hissettirilmelidir. Bu çocuğun temel ihtiyaçlarından biridir.

Okul ise, en önemli öğrenme alanı olup, toplumsal barışın ve birlikte yaşamanın oluşumunda belirleyicidir. Özdenetim, öğrenmeyi öğrenme ve doğayı anlama becerileri genel olarak 5-12 yaş döneminde kolaylıkla kazanılabilir (Şekil 1; Hancı, 2020). Üniversite ise, ilk ve orta öğretimin tersine bir gencin kişiliğini kazandığı, özgürleştiği ve kendini fark ettiği bir kültürel ortamdır. İyi bir kültürel ortamda, gençlerin kendini kanıtlama koşulları vardır. Bu yer ise üniversitedir.

Şekil 1. Eğitim, özgürleşme, insanlaşma ve uygarlaşma süreci olup, çocuk ve gençlerin geleceğe daha iyi hazırlanmasını amaçlar (Hancı, 2020’den).

Üniversiteler, özü itibarıyla, kamu yararı için bilgi üreten, paylaşan evrensel özerk yapılardır. Çünkü bu kurumlar kamudan beslenmektedir. Amaç, gençlerin, gelecek kaygılarını da giderebilecek kapasitede, sorgulayan, özgür ve eleştiriye açık bir ortamda yetişmesidir.

Cumhuriyetin kurucuları, eğitimin önemini biliyorlardı. Anadolu’nun köylerinden seçilerek gelen çocuklar (Şekil 2), ilkin yoksulluğun diliyle anlaştılar, köy enstitüsü kültürüyle topraktan insana uzanan kendi dillerini yarattılar.

Şekil 2. Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, öğrencilerle. https://www.milliyet.com.tr/gundem/olumsuz-kurumlar-koy-enstituleri-2649343; 12 Şubat, 2020, saat 21.25).

Sonuç olarak, eğitimin, yaşamın her alanında toplumları ve bireyleri derinden etkilediği ve yaşanabilir bir dünyayı mümkün kılabileceği en önemli etkinlik olduğu kabul edilmelidir.

Mevcut eğitim sistemini nasıl tanımlayabiliriz?

Aslında, Türkiye’nin de onaylayıp iç yasa niteliği kazandırdığı, uluslararası bildirge ve sözleşmelerde eğitim, evrensel bir tanıma uygun biçimde İnsan kişiliğinin tam geliştirilmesi” olarak tanımlanmıştır. Bizim Milli Eğitim Temel Kanunu da milli eğitimin temel amaçlarını, 1. İyi insan yetiştirmek, 2. İyi yurttaş yetiştirmek, 3. İyi meslek insanı yetiştirmek olarak belirlemiştir.

Mevcut eğitim sisteminde özellikle orta öğretimde değerler eğitimi öngörülmektedir. Yani, eğitim, ders programlarına entegre edilen 10 kök değer (adalet, dostluk, dürüstlük, öz denetim, sabır, saygı, sevgi, sorumluluk, vatanseverlik, yardımseverlik) üzerinden yürütülmekte ve Millî Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından yayınlanan güncel "Millî Kültür ve Değerler Edinimi Bağlamında Geleceğe Bakış Raporu" (2026) ve "Değerler Eğitimi İzleme Raporu" ile resmi olarak izlenmektedir (https://ttkb.meb.gov.tr/www/milli-kultur-ve-degerler-edinimi-baglaminda-gelecege-bakis-raporu-yayimlandi/icerik/848/tr). Tanım güzel, amaç daha güzel. Ama önemli olan tanımlardan çok yapılan uygulamalardır.

Uygulamada, Milli Eğitim, günümüzde bizzat yapması gereken görevleri, çeşitli dernek ve vakıflara yönlendirerek, söz konusu yapılara devasa kaynaklar aktarmaktadır. Bu dernek ve vakıfların kendi ideolojik tercihleri olabilir. Bu tercihlerin de toplumun ortak değerlerini ve ortak yaşamı tehdit etme riski vardır. Çünkü, ideolojik tercihlerin toplumda ayrışma riski yaratması kaçınılmazdır. Dolayısıyla ortaya çıkan ayrışma, tam da emperyalist odakların aparatlarına dönüşebilir.

Son yıllarda, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın çabası ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve üniversitelerdeki İlahiyat fakültelerinin yanı sıra, bir de Diyanet İşleri’ne bağlı Diyanet Akademisi kuruldu. Demek ki, mevcut yönetim bin bir emekle bizzat açtığı fakülteleri de yeterli bulamıyor (Altunya (2026).

Bu bağlamda, dinlerin toplum açısından önemi konusuna değinmekte yarar görüyorum. Dinlerin, özellikle tek tanrılı dinlerin insanlığın ortak birikimi olan güzel ahlakı öncelediği bilinmektedir. Dolayısıyla tek tanrılı dinlerin toplumların evcilleşmesindeki yeri önemlidir. Daha sonra dinlerin mezheplere bölünmesi, mezheplerin de İslam dininde olduğu gibi cemaatlere ve tarikatlara bölünmesi, dinlerin insanlığa olan olumlu katkısını gölgelemiştir. Düşünebiliyor musunuz tetiği çeken de mermiyi alnından yiyen de ‘Allahu-ekber’ diyorsa, dinin olumlu işlevinden söz edilebilir mi? Tekrar hatırlatmakta yarar görüyorum. Söz konusu bu derin ayrışmalar, emperyalist odakların kendi çıkarları uğruna kullanabileceği aparatların oluşumuna yol açabilir.

Öte yandan, raporda sevgi, saygı, adalet, sorumluluk ve alçak gönüllülük gibi temel değerler, Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli'nde vurgulanan "yetkin ve erdemli insan" anlayışı........

© HalkTV