menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Menopozu konuşmaya devam ediyoruz 9 Ağustos 2026

56 0
09.08.2026

Yıllarca kadınların söylemeye çekindikleri, jinekologların akışına bıraktığı, hormon karşıtlarının üstünde tepindiği menopozu konuşmaya devam ediyoruz. Çok sayıda çekmecesi olan konun bugün başka raflarını karıştıralım.

Önce menopozun efsane hormonu östrojene bakalım. Olayın diğer kahraman hormonlarını da yeri geldikçe sizinle tanıştırırım. Vücutta üç tip östrojen hormonu var. Yumurtalıklar tarafından üretilen en has form olan östrodiol dışında yağ dokusundan, böbrek üstü bezinden ve gebelikte bebeğin eşinden (plasenta) az miktarda, farklı formlarda östrojen hormonu üretilir. Tahmin edersiniz ki bugün bize çok doğal gelen bu bilgilere ulaşmak hiç de kolay olmadı. Hormonların biyokimyasal yapısından, çalışma prensiplerine ve vücuttaki varlıklarının tespit edilmesine, laboratuvar ortamında üretilip, ilaç formuna dönmesine ve insandaki etkin dozlarının tespitine kadar geçen uzun yıllarda soru soran, merak eden, inatçı bilim insanlarının emekleri oldukça fazla. 1900’lerin ilk yarısında keşfedilen, ortalarına gelindiğinde endüstriyel olarak üretilen östrojen hormonunu inkâr edip, 21. yüzyılda menopoza hala kader, fizyoloji, doğal süreç demekte ısrar edersek bu konuda çalışmış insanların ahını alırız.

Mini tarih turuna devam edelim. Çünkü menopoz niye bir dönem kaderdi, sonra neden herkes hormon kullandı, ardından bir anda en tehlikeli şey hormon tedavileri oldu ve günümüzde hormon yerine koyma tedavileri nasıl kadın hakları mücadelesine döndü anlamamız gerekiyor.

1960’lı ve 1970’li yıllar menopoz tedavisinde büyük bir iyimserlik dönemiydi. Hormon tedavisi yalnızca sıcak basmalarını azaltan bir tedavi olarak görülmüyordu. Kemikleri koruyabileceği, kalbi koruyabileceği gibi çok iyi etkiler konuşuldu.

Ama bilim çoğu zaman düz bir çizgide ilerlemediğinden her tedavinin sonuçları kısa ve uzun sürelerde değerlendirildi. Bu analizler sırasında rahmi olan kadınlarda yalnızca östrojen hormonu kullanılmasının rahim iç tabakasında kanser riskini artırabileceğini gösterdi. Bu önemli bir dönüm noktasıydı. Çünkü sahneye ikinci bir hormon çıkıyordu; progesteron.

Araya biraz fizyoloji eklemekte fayda var. Vücutta birbirleriyle dans ederek çalışan östrojen ve progesteron hormonları, her ay yumurta oluşturur ve yumurta sperm ile döllenirse rahim yatağını gebelik için hazır eder. Bu sırada da türlü bedensel ve ruhsal değişikliler, yeme alışkanlıklarından, libidoya varıncaya kadar kadını ve etrafını test eden döngüler yaşanır. İşte bunların vücutta dengesizleşmeye başlaması (perimenopoz) ya da östrojenin ‘beni artık unutun’ demesi sonrası (menopoz) vücut ne olduğunu şaşırır ve tüm alarm düğmelerine aynı anda basar.

Okulda kimse bize böyle tatlı tatlı anlatmadı bunları. Uzun yazdığımdan şikâyet etmek yerine kıymetimi bildiğinizi düşünerek tekrar hormon tedavileri çalışmalarına dönüyorum.

2002 yılında dünyanın en saygın tıp dergilerinden biri olan JAMA’da büyük bir araştırmanın sonuçları yayımlandı.

Araştırmanın adı Women’s Health Initiative, yani kısaca WHI idi. Bu detaylardan bize ne demeyin, niye tedavi fikirlerinin değiştiğini anlayabilelim diye yazıyorum. Nihayetinde bilim, politikacılar gibi gündelik çıkarlarla bugün dediğini yarın inkâr etmiyor, araştırıyor, analiz yapıyor, yeniden yorumluyor.

WHI çalışması binlerce kadını kapsıyordu. İlk sonuçlar açıklandığında bazı risklerde artış görüldüğü bildirildi. Özellikle meme kanseri, koroner kalp hastalığı, inme ve damar içinde pıhtı oluşumu ile ilgili sonuçlar büyük yankı uyandırdı. Şaşırtıcı ama bilim dünyası kadar gazeteler de bu çalışmayı manşetlerine taşıdı. Kısa süre içinde dünyanın birçok ülkesinde kadınlar hormon tedavilerini bıraktılar. Pek çok hekim de tedavi önermekte çekimser kaldı.

Yıllar ilerledi işin içine başka çalışmalar girdi, WHI de yıllar içinde yeniden değerlendirildi. Araştırmacılar kadınların yaşlarını, tedaviye hangi yaşta başladıklarını, kullandıkları hormonların özelliklerini tekrar tekrar incelediler. Ve önemli ayrıntılar fark edildi. Çalışmaya katılan kadınların büyük bölümü menopozun hemen başında değildi; ortalama yaş 63’tü. Ve birçok hasta altın yıllar denilen menopozun ilk 10 yılında tedaviye başlamamıştı. Farklı gruplamalarla hormon tedavilerinin etkileri yeniden değerlendirildi, rüzgâr tersten esmeye başlayınca medya tekrar seferber oldu, kadın doğum hekimleri,........

© HalkTV