'Trump, Amerika'yı ve kendisini ‘dünyanın jandarması' sanıyor
Elbette her devlet daha da güçlü olmak çabasındadır. Çünkü, bu pazarda, zayıf olanı yerler.. Ama, Amerikan Başkanı güç konusundaki yaklaşımının gücetaparlık seviyesinde olduğunu gizlemiyor ve 'kuralları güçlüler koyar..' diyor. Hak ve haklılık kavramından habersiz.. Bu onun, dünyada yapmaya çalıştığı dayatmacı siyasetinin ve gücetaparlık anlayışının yansımalarıdır.. ABD, böyle bir Başkan'ı, 250 yılı aşkın ömründe belki de 1945'te Japonya'nın Hiroşima ve Nagazaki şehirlerine 2 adet Atom bombası atarak, yüzbinlerce sivil insanı bir anda kavuran o en büyük insanlık cinayetinin en net göstergesidir.
'Trump'ın çılgınlığı, Amerikan halkının çılgınlığı'na mı işarettir; söylemesi zor olabilir?
Ama, hem de -sırf sahip olduğu askerî ve maddî güçler açısından, dünyanın en gelişmiş ülkelerinden olmakla öğünen bir halk-, 'böylesine çılgın ve zikzaklar çizen bir kişi'yi kendilerine nasıl Başkan seçmişler?' sorusunun mâkul cevabını verebilir mi? Bir 'Hadis-i Nebevî'deki 'Nasılsanız, öyle idare edilirsiniz..' hikmetinin tezahürü..
Hele de, 28 Şubat 2026 tarihinden bu yana, bu kişinin Müslüman dünyasının tamamını hedef alarak ve amma onun en zayıf halkası olarak gördüğü İran için söyledikleri, işlediği-işlettiği savaş suçları ve cinayetleri, 'Bu gece bir medeniyet yok olacak.. İran yöneticileri bana güven vermiyorlar. Hiç olmadığı kadar büyük bir saldırı planlıyorum. Karar vermeye çok yakınım. 2. Dünya Savaşı'nda bile görülmemiş bir saldırı olacak.. İsrail, onlardan istersem iki dakika içinde saldırılara katılabilir.' diyerek, bir doyumsuz cinayetkârlık psikolojisinin iştahıyla, Hiroşima ve Nagazaki'ye 2 Atom bombası attıran 1945'lerdeki ABD Başkanı Truman'ın gücüne erişmek istercesine bir edâ içindeydi. Bu kişi, geçenlerde de, 'Şah'ın devrilmesine seyirci kalmamalıydık; 47 sene önce yapılması gerekeni şimdi ben yapıyorum..' diyerek, çağdaş bir 'Hitler' gibi bir o tarafa, bir bu tarafa saldıran ve sonu gelmez bir 'firavunluk gösterisi' yapan 'Amerikan Kralı'nın bundan sonra ne yapacağına, bu zamana kadar yaptıkları, örnektir.
'İran'a yönelik saldırıları başlatmak için ABD'nin herhangi bir ülkenin desteğine ihtiyaç duymadığını' belirten Trump, İsrail'in de saldırılara katılmaya hazır olduğunu da ekliyor ve ama, 'böyle bir kararın sonuçları olabileceğine, İsrail'in saldırılara dahil olması halinde İran'ın İsrail'e misilleme yapabileceği ihtimali'ne de dikkat çekiyordu, korumacı bir edâ ile..
Dahası, Yemen'deki 'Husî'lerin, Kızıldeniz'i Hint Okyanusu'na bağlayan Bâb'ul-Mendeb Boğazı' ve çevresindeki gelişmelerle ilgili olarak da, 'Doğu'da Husî'lerin yeniden saldırıya geçmesi halinde bu durumdan İran'ı sorumlu tutacağını' belirtiyordu..
Şu mantığa bakar mısınız? Kendisi taa Amerika'dan geliyor, Müslüman coğrafyalarında cirit atıyor; İran'ın güney batısındaki, 2 bin km. uzağında 'Bâb'ul-Mendeb Boğazı'nda bile bir zorlukla karşılaşırsa, onun da sorumlusu İran olacakmış..
3-4 ay önce de, 'Ben öldürülürsem, hesabını İran'dan sorun.. O zaman yeryüzünde İran diye bir ülke kalmamalıdır..' diyen bir kişi, cesaret gösterisi yapmak yerine, içine bir korku düştüğünün havasını yansıtıyordu; 'Husîlerin, şimdiye kadar çok "profesyonel ve akıllıca" davrandıklarını, ama, şimdi, kendisini hayal kırıklığına uğrattığını' da vurguluyordu.
'Orta Doğu'da Husîlerin yeniden harekete geçtiğini ve Suudi Arabistan'a ait 2 gemiye ateş açtığını' aktaran Trump, "Eğer Husîler bunu tekrar yaparlarsa, ABD, Husîlerin, İran'ın vekili veya temsilcisi olduğu gerekçesiyle, İran'ı sorumlu tutacak ve İran'a ve elbette Husîlere ağır askerî cezalar verecektir' tehdidini savuruyordu..
Sahip olduğu o cehennemî güce güvenen Trump'a, insan olarak, içimizden geçtiği gibi 'Bir söz söylesek, dinler mi acaba?' desek..
Böylesine gücetapar bir kişiden mâkul bir karşılık alabilir miyiz; sanmıyorum..
Biz yine de Trump'a, Sultan Alparslan'ın 950 sene öncelerde, emrindeki silahlı güçlere mensup bir kişinin hançerli suikastına uğrayınca, hayatının son demlerinde söylediği, tarihî rivayetlerde yer alan şu cümlesini hatırlatalım:
'Dün, ordumun yeri-göğü titreten resm-i geçidini seyrederken, bu büyük güce sahip olduğumdan dolayı gurura kapılmıştım. Bugün ise, bir hançer darbesiyle bu dünyadan ayrılıyorum..'
Müslüman coğrafyalarındaki halkların büyük bir kısmı İran'ın Orta Doğu'da sadece dikkate, kaale alınması gereken bir güç merkezi olduğundan değil;-daha açık söylemek gerekirse- 500 sene öncelerden bu yana, mâlum 'mezhebî farklılık' yüzünden, bir zaaf noktası olabileceği gerekçesiyle saldırılacak en zayıf halka olarak görüyorlar ve diğer Müslüman ülkelerdeki yönetimlere ve halklara da, 'Amerika'ya, antik Yunan ve Roma medeniyetlerinin temsilcisi olan bizlere teslim olmazsanız, sizi daha da ağır şekilde ezeriz..' demek istercesine bir 'gözdağı' vermeye çalışıyorlar.
Bizde meselenin dünya çapındaki bir büyük hesaplaşma olduğunu gözden uzakta tutanlar ise, Müslümanların iç meselelerinin........
