menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Kimliğini arayan ülke: Irak bölünüyor mu, güçleniyor mu?

22 0
09.10.2026

ABD, 2003 yılında Irak'a girerken dünyayı büyük bir tehlikeden kurtaracağını, Irak halkına ise özgürlük ve demokrasi götüreceğini söylüyordu. 23 yıl sonra Irak'tan ayrılırken geride nasıl bir Irak bıraktığı ise bütün bu hikâyenin en dramatik sorusudur.

Aradan 23 yıl geçti. “ABD’nin Irak’taki askeri misyonu”, “doğal kararlılık operasyonu” ve “eve dönüş” gibi kelimelerle ifade edilen süreci, ABD’nin gerekçelerini ve operasyonun doğurduğu sonuçları yeniden gözden geçirmek gerekiyor.

2003: Irak’ın İşgali ve Eski Düzenin Yıkılması

5 Şubat 2003 tarihinde dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell, BM Güvenlik Konseyi’nin karşısına geçerek Irak’ın kitle imha silahlarına sahip olduğuna ilişkin Amerikan istihbaratının (CIA) topladığı delilleri sıralıyordu: Uydu görüntüleri, dinleme kayıtları, kamyon kasası ve tren vagonlarına yerleştirildiği öne sürülen mobil biyolojik silah laboratuvarları ve istihbarat kaynaklarından elde edildiği söylenen başka bilgiler...

Powell’ın sunumu, Saddam Hüseyin rejiminin yalnızca tehlikeli değil, aynı zamanda uluslararası güvenlik bakımından da yakın ve somut bir tehdit olduğu iddiasına dayanıyordu.

Aradan çok geçmeden Başkan George W. Bush, Saddam Hüseyin ve oğullarına Irak’ı terk etmeleri için 48 saat süre verdi. Sürenin dolmasının ardından 19 Mart 2003’te Irak’a yönelik askeri harekât başladı.

Belli ki kurt, kuzuyu yemeyi aklına koymuştu; kuzunun gerçekte suyu bulandırıp bulandırmadığının artık bir kıymeti yoktu.

Ne var ki savaşın ardından Irak’ta iddia edilen kitle imha silahı stokları ve programları ortaya çıkarılamayınca bu kez yeni gerekçeler üretilmeye başlandı: Irak halkının özgürleştirilmesi ve ülkeye demokrasi getirilmesi.

Bu iddialarla başlayan savaş neticesinde büyük çoğunluğu sivillerden oluşan yüzbinlerce Iraklı bombardıman sonucu veya dolaylı sebeplerle (iç savaş, sağlık krizleri, altyapı çöküşü) yaşamını yitirdi. 4,7 milyondan fazla Iraklı evini terk etmek zorunda kaldı. Bunların bir kısmı ülke içinde yer değiştirirken, milyonlarcası Suriye, Ürdün ve Türkiye gibi komşu ülkelere sığındı.

Ülkenin yağmalanan tarihi; Ebu Gureyb gibi cezaevlerindeki insanlık dışı uygulamalar, işkenceler, tecavüzler; savaş giderine mukabil el konulan petrol gelirleri…

Evet, tüm bunlar ABD’nin Irak’a götüreceği insan hakları ve demokrasinin bedeli olarak katlanılması ve görmezden gelinmesi gereken istemsiz yol kazaları olarak görüldü.

Bozguncuların tipik karakteridir: “ Onlara, yeryüzünde fesat çıkarmayın denildiğinde, bizler ancak ıslah edicileriz, Derler.” 2/Bakara - 11

Yeni Irak'ın İnşa Sancıları

Saddam Hüseyin'in devrilmesinden sonra Irak'ın önüne konulan yeni siyasal modelin adı demokrasiydi. Sandık kurulacak, siyasi partiler faaliyet gösterecek, parlamento oluşacak, hükümetler seçimlerle belirlenecek ve Irak halkı kendi yöneticilerini kendisi seçecekti.

Nitekim 30 Ocak 2005'te Iraklılar sandık başına gitti. Aynı yıl yeni anayasa kabul edildi. Irak, anayasal olarak cumhuriyetçi, parlamenter, demokratik ve federal bir devlet olarak tanımlandı.

De-Baasizasyon adı altında ordu tasfiye edildi, eski güvenlik bürokrasisi dağıtıldı.

Saddam döneminde siyasal iktidarın dışında bırakılmış Şii ve Kürt aktörler, yeni Irak’ın kuruluş sürecinde daha fazla ağırlık kazandılar. Böylece Saddam döneminde baskı altında tutulan etnik ve mezhebi farklılıklar, yeni dönemde siyasal sistemin temel belirleyicilerinden biri........

© Haksöz