menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Otuz beş buçuk

181 0
10.10.2026

Türkiye’de muhalif seçmenin belki de en büyük trajedisi kendilerinin bir davası olduğuna, kendilerini temsil eden siyasetçilerin de bu davayı sahiplendiklerine inanmaları. Siyasi yelpazenin tam ortasında duran seçmenin bir davası olmaz, istedikleri ve beklentileri ‘makul’ ve ‘dozunda’ gibi zararsız kelimelerle tarif edilir. Çoğunluğu oluşturan bu tip seçmene ideoloji yön vermediği için de siyasetten beklentileri hemen her zaman maddidir. Çocuklarının eğitimi, ev ve otomobil sahibi olmak vs. İçlerinde biraz daha derinlikli düşünenlerin belki bağımsız yargı, bireylerin eşitliği, özgürlük gibi talepleri de vardır ama, kendi kendimizi kandırmayalım, öncelikleri bu olan kitle Türkiye’de hep azınlıktı, hala da azınlık olmaya devam edecek.

Kendi siyasi beklentileri son derece sınırlı, tepkisini sadece sandıkta ekonomik gidişata göre gösteren, oyunu tamamen pragmatik olarak belirleyen seçmenin siyasilerin benzer pragmatik tercihlerine duyduğu öfke iki yüzlü mü? Ağır bir ifade kullandığımı biliyorum. Yenilmişlik, ihanete uğramışlık duygusuyla muhalif seçmenin epey öfkelendiğini, nesnel düşünme yeteneğini kaybettiğinin de farkındayım. Ama çoğunluğun Cemil Tugay’ın AK Parti’ye transfer olmasına çok da sinirlenmeye hakkı olduğunu zannetmiyorum. Kim olsa önündeki seçeneklere bakarak benzer bir tercihte bulunur.

Cemil Tugay tam olarak kime ihanet etti, CHP seçmenine mi? Bu tez CHP seçmenin monoblok ve homojen olduğu varsayımından yola çıkıyor. Oysa 2010 referandumunda yüzde 42’ye varan hayır cephesini bol bol Atatürk diyerek konsolide etmeyi sağladı sadece CHP. Başardı, demiyorum. Çünkü CHP’nin bütün başarıları ya karşı tarafın başarısızlığı ya da dönemin şartlarından dolayı zorunlu olarak oluştu.

2010 referandumundan sonra da Türkiye de facto iki partili bir sisteme geçti. Tıpkı Amerika’da olduğu gibi seçmen adeta Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasında iki tercih yapmak zorunda kaldı. ABD’de iki partinin aralarındaki ideolojik ya da politik farklılık çok daha belirgin, iki tarafın da kırmızı çizgileri ve asla taviz vermeyecekleri politikaları var. Kürtaj ya da zenginlerden vergi alınması gibi.

Ancak Türkiye’deki fiili iki partili rejimde AK Parti’nin yolu, çizgisi, ideolojisi, hedefleri netken en az 15 yıldır CHP kendi kendisini tanımlama problemi olduğu var. Tekrardan insanın içini bayan bir Sunay Akın gösterisi gibi sürekli Atatürk diyorlar, “İzmir’in dağları” diye gaza geliyorlar ama hepimizin hayatını ilgilendiren konularda neyi savunduklarını........

© Habertürk