menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Dünyanın en kötü insanı

119 0
previous day

Telaffuz etmesi zor birkaç rakam vereyim önce. Forbes’un dünyanın en zenginleri sıralamasını yayımladığı ilk sene olan 1982’de California’daki milyarderlerin toplam serveti 22 milyar dolardı. Nüfusun yüzde 0.0002’sine tekabül eden bu ultra zenginlerin toplam serveti bu senenin Mayıs ayı itibarıyla 2.3 trilyon dolara ulaştı. Sadece 2023-2025 arasında bu zenginlerin varlığı yüzde 144 oranında arttı. Eskiden petrol zengini J. Paul Getty bu listenin en tepesindeydi, bugün tahtı teknoloji milyarderleri aldı. Amerika’nın toplam gayrı safi yurtiçi hasılasının yüzde 10’unu bugün Californialı teknoloji baronları / bro’ları oluşturuyor.

2011’den bugüne Elon Musk’ın serveti bir milyar dolardan bir trilyon dolara, Jeff Bezos’unki 18.1 milyardan 370 milyar dolara yükseldi. 2011’de 13.5-17.5 milyar dolar arasında serveti olduğu tahmin edilen Mark Zuckerberg ise bugün Silikon Vadisi’nin en zengin dört isminden biri; Facebook, Instagram, WhatsApp gibi şirketlerin sahibi olarak şahsi varlığı 239 milyar dolar civarında.

2010 yılının Ekim ayında, Aaron Sorkin’in yazıp David Fincher’ın yönettiği “The Social Network” filmi vizyona girdiğindeyse Zuckerberg’in değeri 6.9 milyar dolar civarındaydı. Bir sene önce 2 milyar dolar olan servetini sadece 26 yaşında üçe katlamıştı. 2012’de Facebook halka açıldı ve Zuck daha da zenginleşti.

Şimdi bu rakamları aklımızda tutup bir de son 15-16 yılda kendi hayatımızın seyrini düşünelim. Daha mı fakiriz, yoksa paramız daha mı değerli? Eskiden çok rahat yaptığımız şeyleri artık yapmakta zorlanıyor muyuz yoksa yarınlar yokmuşçasına biz de para harcayabiliyor muyuz? Kaçımızın adası ve özel uçağı var? Hadi onları geçtim; tek bir maaşla ev, otomobil sahibi olup çocuğumuzu okutabiliyor muyuz?

Fiyatlar her zaman eskiden daha ucuzdu, ama kazandığımız para bu fiyat artışıyla aynı oranda yükseldi mi yoksa geçmişe kıyasla daha mı az kazanıyoruz? Eskiden kendinizi hangi sosyal statüye ait hissederdiniz, şimdi gelirinizle ve malvarlığınıza göre hangi sınıfa dahil oluyorsunuz?Bir sorum daha var: Ruh haliniz bir 15 sene öncesine kıyasla nasıl? Kendinizi daha mı az seviyorsunuz, çocuklarınıza söz geçiremiyor musunuz, bedeninizden memnun musunuz, sık sık birilerinden nefret edip onları öldürmeyi mi aklınızdan geçiriyorsunuz? Seks hayatınız nasıl mesela? Boş zamanlarınızda neler yapıyorsunuz? Kaç WhatsApp grubuna üyesiniz ve kaç kişiye laf yetiştirdiniz bugün? Bu hafta hangi diziyi izlediniz ve önümüzdeki hafta hangi diziye başlayacaksınız?

Gündelik siyasi gelişmeler hakkında nereden haber alıyorsunuz? Sahi, siz de duydunuz mu? Evet karar verilmiş ve bundan sonra böyle olacakmış. Kesin canım, kesin. Evet, doğrulandı. Amerika da işin içindeymiş ve bütün bu olanlar çok önceden planlı. Asıl Ocak ayındaki bombayı gör sen. En tepedeki demiş ki alın kellesini. Bizim alt komşunun eşinin devlette çok ilginç bağlantıları var…

İKİNCİ ZUCKERBERG FİLMİ

Lafı daha da uzatabilirim ama küçük bir şanslı azınlık dışında hepimiz bir 15 sene öncesine kıyasla daha fakiriz, daha mutsuzuz ve daha sinirliyiz. Bizi daha mutsuz, daha fakir ve daha sinirli yapanlarsa bugün dünyanın tepesinde oturuyor ve biz farkında olmadan hepimizi kontrol ediyorlar.

Bond filmlerinde dünyayı ele geçirmek isteyen birtakım sofistike kötü adamların karmaşık planları olurdu. Şeytan artık Palo Alto’da yaşıyor ve plastik terlikle dolaşıyor. Mark Zuckerberg, evet, dünyanın en kötü adamlarından biri.

En azından Aaron Sorkin’e göre. “The Social Network”ten yıllar sonra “The Social Reckoning”i yazan ve yöneten Sorkin bu sefer filmde Mark Zuckerberg’e en ufak bir sempati duymuyor. İlk filminde otizm spektrumunda bir çocuk gibi duran, ama yine de zekasına bir şekilde saygı duyulan “Zuck” karakteri bu sefer siyah beyaz kadar net bir kötülük emsali.

15 senede aynı kişi üzerine iki film fazla mı, bu soru bile teknoloji şirketlerinin ne kadar hayatımızı yönlendirdiğiyle ilgili. Aynı kişi üzerine iki film yapılacak kadar önemli ve etkili bir noktaya geldiler çünkü.

Gerçi bu sefer Zuckerberg filmde bir yan karakter, başrolde yarattığı canavarın dünyayı yavaş yavaş yok etmesi var. Wall Street Journal’da “Facebook files” başlığı altında yazı dizisi olarak yayımlanan haberler filmin ana malzemesi. Algoritmanın nasıl nefret söylemini ön plana çıkardığı, sosyal medyanın genç kızlar üzerindeki olumsuz etkilerini şirketin gizlediğini, Facebook (ve şirketin diğer ürünleri) kullananların zaman içinde beyinlerinin yıkandığı, özellikle siyasi olarak radikalleştikleri, sosyal medyanın seçimlere daha etki edebilecek bir güce dönüştüğü WSJ’in haberleri sayesinde ortaya çıktı. (Çok fazla gazetecilik filmi yapılmıyor, en azından bu külliyata da vasat bir katkı.)

Bütün bomba haberler gibi bu haberi de vicdanlı bir “whistleblower” gazeteye sızdırdı, üstelik Frances Haugen tutkuyla çalıştığı şirketin topluma verdiği zarar daha da iyi anlaşılsın, insanlar bu dosyanın ortaya çıkardığı gerçeklere ikna olsun diye adını gizlemedi, kendisini ortaya attı.

Bütün bunlar olurken artık 26 yaşında kapüşonlu sweat giyen bir genç olmayan Zuckerberg etrafı kurşun geçirmez camlarla kaplı, içinde olası bir saldırıya karşı arkasına geçip korunmak için kurşun geçirmez tasarlanan bir kanepenin olduğu odasında, bilgisayar başında hayatımızı biraz daha berbat edip daha da zengin oluyordu.

Bizzat Zuckerberg’in onayladığı algoritmik değişikliğe göre bir paylaşımı beğenmenin ağırlığı bir puansa, emojiyle tepki vermenin beş, yorum yazmanın 15, paylaşmanın da 30 kat değeri var. İnsan en fazla kızdığı şeylere tepki verip paylaşıyor, küfretmek, kınamak için. Bu yüzden de algoritma her gün pislik dolu. Tabii sadece paylaşıp geçilmiyor bunlara, inananlar, psikolojisi bozulanlar da var.

Geçtiğimiz........

© Habertürk