İran, savaş, değişim ve Türkiye
İran, bölge, değişim ve Türkiye
2025 Haziran ayında İran’a yapılan saldırılardan bu yana aynı tezi savunuyorum. 28 Şubat tarihli ABD-İsrail saldırısıyla ortaya çıkan savaş bu tezimi değiştirmedi.
Nükleer güce sahip olup olmamak üzerinden yürüyen suçlamalar savaşın temel gerekçesi gibi sunuldu. Teknik olarak bunun gerçekle bağı çok zayıf değil. Ancak asıl meselenin, merkezinde bulunduğumuz bölgenin değişim ve dönüşümü olduğunu savunuyorum. Elbette dünyada bunu dile getiren pek çok isim ya da kesimle birlikte.
ABD Başkanı Trump’ın saldırgan ve tehditkâr dili, İran’a yönelik saldırıyı vurulan hedefler, bombalar, ağır silahlar ve büyük askeri teknolojiler üzerinden anlamaya zorladı çoğumuzu. Sıradan ve aceleci tezlerle, bu devasa gücün İran’ı yerle bir edeceği, halkının ayaklanacağı, rejimin köklü biçimde değişeceği konuşuldu. Bu bir algı oluşturma çabası kadar, Amerikan gücünün “eşsiz” olduğuna adeta iman edenlerin de zihin dünyasını yansıtıyordu.
İran’da askeri anlamda sonuç alınamadı, halk ayaklanmadı, rejim devam ediyor. Ancak bu durum ortaya çıkan tablonun ne denli hareketli, öngörülmesi güç dinamiklere sahip olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Şöyle söylemek de mümkün. Bölgemizde hiçbir şey 28 Şubat 2026 öncesi gibi değil.
SAVAŞIN YAYILMA KAPASİTESİ
Savaşın dışında kalacakları umuduyla hareket eden ve güvenliklerini ABD’ye emanet eden ülkelerin, bu savaşla birlikte hemen tüm kurguları ve dengeleri altüst oldu. Kendi savunmaları için dünyayı doyuracak kadar........
