menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Büyük oyunu bozan Türkiye

43 0
11.03.2026

Sadece İran üzerinden değil, Lübnan’ı da ikinci cephe haline getiren savaş devam ediyor. Geçen zaman ABD ve İsrail’in hedef farklarını ortaya koysa da, özellikle Amerikan kamuoyunda saldırıya dair eleştiriler giderek artıyor.

Bütün bunlar savaşın sona ermesinde ne düzeyde rol oynayabilir? Son üç gündür Trump’ın yaptığı açıklamalar birbiriyle neredeyse taban tabana zıt. “Savaşın birkaç hafta içinde bitebileceği”nden tutun, “ne kadar sürerse sürsün”e kadar bir dizi açıklama.

Bu belirsizlik ve çelişkilerin iki kaynağı olduğunu düşünüyorum.

Birincisi ABD’nin işi nerede durdurup kendisine bir “zafer” bulacağına dair belirsizlik ve kafa karışıklığı.

İkincisi, karar vericileri besleyen farklı mekanizma ve isimlerden gelen önerilerin, raporların ve tezlerin birbirinden farklı olması. Financial Times’ın bugünkü analizinde, bu noktadaki ortak görüş şöyle özetleniyor: “Çatışmanın nasıl sonuçlanacağına bakılmaksızın Trump’ın zafer ilan etmek istiyor.”

ABD “KONUŞMAK” İSTİYOR

Ancak ABD tarafından yine son birkaç gündür gelen mesajlar “konuşma” yönündeki arayışların giderek yükseldiğini gösteriyor. Sonrasında bir müzakere gelebilir mi, belirsiz.

Diğer yandan İsrail’in savaşın ikinci cephesinde Lübnan’a yönelik saldırılarının özellikle Beyrut’un tamamına yönelmesi, bir yanıyla da ABD’ye “Sen savaşı bitirsen de ben devam ederim” mesajı olarak okunabilir.

Tekrar muhtemel bir konuşma ya da müzakereye dönersek iki nokta önemli. İlki İran içinde ABD-İsrail hattının aradığı bir halk hareketi ortaya çıkmadı ve böyle bir ortamda şekillenme ihtimali de yok. İkincisi İran, Batılı ve Batıcı analizlerin öngördüğünün aksine yüksek bir savaş kabiliyetiyle cevap vermeyi sürdürüyor.

İran, Haziran 2025 savaşından sonraki süreci iyi değerlenmiş ve muhtemel senaryolar üzerine ciddi hazırlıklar yapmış görünüyor. Devrim Muhafızları Ordusu’nun tecrübesi ve ülke içindeki örgütlenme ağının derinliği ve sivil alanlara erişme kabiliyetine bakmak bile İran’ın direnme kapasitesine dair ciddi bir fikir verebilir.

TÜRKİYE’NİN KÜRT HASSASİYETİ

Gelelim Türkiye’nin “oyun bozan” tarafına.

Ankara, komşuluğun yanı sıra, bölgenin merkez gücü olarak savaşın ilk anından itibaren tavrını ve duruşunu net biçimde ortaya koydu. İran’a yapılan saldırının kabul edilemez ve gayrı meşru olduğunu söylerken; yeri geldiğinde Tahran’ı da bazı hamleleri üzerinden uyarmaktan kaçınmadı.

Savaşın ilk günlerinde İran ve Irak sınır hattındaki Kürt grupların “ABD adına kara gücü gibi işin içine girmesine” ve bu yöndeki hareketliliğin İsrail tarafından operasyon, Trump tarafından teşvik olarak desteklenmesine seyirci kalmadı.

Zaman geçirmeden taraflara yöneldi Ankara. Bu konuda heveskâr olanları net biçimde uyardı. Farklı Kürt gruplarıyla doğrudan ve dolaylı temaslar kurarak bu tehlikeli oyundan uzak durmaları gerektiğini ifade etti. Burada özellikle Barzani ve Talabani tarafının sağduyulu yaklaşımlarının da büyük katkısı olduğunun altını çizmek gerekiyor. Yani bu oyun da bozuldu.

Gelelim coğrafyamızı ateşe atacak asıl büyük oyuna.

Dilerseniz o kirli oyunun ne olduğunu ve Türkiye’nin cevabının ne olduğunu Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın bugün yaptığı grup konuşmasındaki sözleriyle aktaralım:

“Biz bölgemizin tamamına olduğu gibi kardeş İran halkına da 'bu Şii'dir, bu Sünni'dir, bu Türk'tür, bu Kürt'tür' diye hiçbir zaman bakmadık ve bakmıyoruz. Millet olarak bizim için Arap, Kürt, Sünni, Şii değil sadece insan vardır. Haksızlığa uğrayan, sıkıntı çeken kim varsa biz onun yanındayız. Irk, mezhep, din, dil, köken ayrımını reddediyoruz.”

“BİZİM TEK DİNİMİZ VAR İSLAM”

Konuşmasının devamında meseleyi çok net daha bir çerçeveye kavuşturdu Cumhurbaşkanı Erdoğan. İçeride ve dışarıda bu tartışmayı kaşıyan herkese uyarılarda bulundu:

“Bugün üzerine basarak tekrarlıyorum; Bizim 'Sünnilik, Şiilik' gibi bir dinimiz yok. Bizim tek dinimiz var, o da İslam. Hz. Ali bizim, Hz. Ömer de bizim, Hz. Ayşe validemiz bizim, Hz. Zeynep annemiz de bizimdir. Mezhepçiliğin körüklendiğine şahit oluyoruz. Bugün tekrar gündeme getirilmesi asla tesadüf değildir. Bugün bize faydası olmayan tartışmalardan uzak durulmalıdır.”

Oyunu bozan, kirli hesapları sahibine iade eden ve o hesapların bilerek ya da bilmeyerek parçası olanlara cevap veren gücün adıdır.


© Habertürk