Masumiyet Müzesi'ndeki konuşmaları anlayabilene aşkolsun!
“Masumiyet Müzesi” pek bir moda oldu ya, modadan geri kalmayayım dedim ve dün akşam seyretmek için TV’nin karşısına geçtim...
Ama on dakika sabredebildim; evet, sadece on dakika!
Önce bir hususu açıkça ve samimiyetle ifade edeyim: Geçmiş senelerde Orhan Pamuk’un bazı romanlarının intihal olduğunu yazıp söylediğim için ona ait Masumiyet Müzesi’ne de veryansın edeceğimi zannedebilirsiniz. Ama hayır, izlemeyi hakikaten çok istiyordum, zira dizi doğup büyüdüğüm ve hâlâ yaşadığım Nişantaşı’nda geçiyordu, çekimler gayet hoş idi ve bizim mahalle de ekranda sık sık görünüyordu. Sadece on dakika sabredebilmemin sebebi ise konu yahut çekimler değil; bazı oyuncuların, özellikle de başroldeki hatunun tahammül edemediğim ve bir türlü anlayamadığım Türkçeleri idi!
Ne dediği anlaşılanlar tabii ki vardı, meselâ Tilbe Saran’ın hakkını teslim etmem gerekir ama Eylül Kandemir’in söylediklerinden hiçbir şey anlamadım! Replikleri koşar gibi idi, sesler sanki burundan geliyordu ve hemen her kelimenin son hecelerini mutlaka yutuyordu. Sanki hiç işitmediğim dilde bir film seyrediyordum ama altyazı olmadığı için anlamıyordum!
Devam edip de ne yapacaktım ki? Kapattım, gitti!
BİZDE SES TAM BİR DERTTİR!
Sadece “Masumiyet Müzesi”nde değil, son senelerde çekilen Türk dizilerinin ve Türk filmlerinin neredeyse tamamında bir ses ve konuşma problemi var. Teknik masadakilerin neyi nasıl yapmaları gerektiğini bilmemeleri yahut bir türlü becerememeleri yüzünden sesler hep gürültülü bir ortamda kaydedilmiş gibi geliyor, oyuncular konuşmak yerine........
