menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

"Dünya üzerine adam salmak"

192 0
10.05.2026

Bursa Cezaevi’nde yatan Nazım Hikmet, aynı dönemde Çankırı Cezaevi’nde yatmakta olan Kemal Tahir’e 3 Mart 1941’de yazdığı mektupta şunları söyler:

“Eğer şartlar vefa ederse, şartlar uygun düşerse senin peşinden onu salacağım dünya üzerine.”

Olursa eğer “dünya üzerine salacağı” kişi, Raşit Kemali’dir. Nazım Hikmet’in deyimiyle “daha genç, acemiliği var.” Türkçeden başka dil bilmiyor, “Evvela bir lisan öğrenmesi lazım.” Fransızca çalışmaya başlamış. Nazım Hikmet, aynı mektupta dostu Kemal Tahir’e o gençle ilgili şu kehanette bulunur:

“Bir iki sene sonra şartlar vefa ederse bir hikâyeci daha gelecek dünyaya… Haydi hayırlısı…”

Kehanet tutar, bir süre sonra Raşit Kemali Öğütçü, “Orhan Kemal” olarak doğar edebiyat dünyasına.

Anadolu’da kurdukları Fransız Üçüncü Cumhuriyeti’ne benzer Cumhuriyet için komünist şairleri, yazarları, ressamları, sanatçıları “tehlike” olarak gören Kemalist rejim, Mustafa Suphi ve on dört arkadaşını Karadeniz’de boğdurarak başlattığı “mıntıka temizliğini”, 1938’deki “Donanma Davası”yla doruk noktasına ulaştırır. Nazım Hikmet, Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Kemal Tahir, Kerim Korcan ve A. Kadir’i “günlerini görsünler” diye, uydurulmuş suçlarla içeri atarlar. Nazım Hikmet’in suçu şiir yazmak ve o şiirleri Harbiyelilere okutmak suretiyle “askeri kişileri üstlerine karşı kışkırtmak”tı. Kemal Tahir’in suçu ise; o sırada bahriyede görevli deniz astsubayı kardeşi Nuri Tahir’e Sabahattin Ali’nin “İçimizdeki Şeytan” romanını verip okutmak suretiyle “askeri isyana tahrik ve teşvik etmek”ti.

Marmara denizinde bir askeri zırhlıda başlayan ve tarihe “Bahriye Hadisesi” veya “Donanma Davası” olarak geçen dava neticesinde Nazım Hikmet toplam 28 yıl 4 ay; Kemal Tahir ise 15 yıl ağır hapis cezasına çarptırılır.

Aynı “örgütten” mahkûm olan “dava arkadaşları” İstanbul Tevkifhanesinde aynı koğuşa düşerler. İkisi daha önce Babıali çevresinden tanışıyorlardı. Hapishanede dostlukları iyice pekişir. 1940 yılından itibaren 26 ay boyunca sırasıyla Çankırı, Çorum, Kırşehir, Malatya ve Nevşehir cezaevlerinde birlikte yatarlar. Nazım Hikmet, Kemal Tahir’de muazzam bir romancı, anlatıcı kumaşı görür; bir terzi hassasiyetiyle üzerinde çalışmaya başlar. Hikmet hoca, Tahir talebe olur. Ta ki 1940 Şubatı’nda Nazım Hikmet “siyatiklerinden rahatsızlanıncaya” kadar… Milli mücadelenin önde gelen paşalarından dayısı Ali Fuat Cebesoy gibi mühim şahsiyetler devreye girer, neticede dayısının “torpiliyle” “banyolardan istifade etmesi için” Bursa Cezaevi’ne nakledilir. Kemal Tahir ise Çankırı Cezaevi’nde kalır. Gerçi Tahir’i de Bursa Cezaevi’ne götürmek için çok uğraşırlar ama nafile… Bütün çabalar sonuçsuz kalır, iki arkadaşın arasına uzun mesafeler girer.

Bundan sonraki dostlukları ve hoca-talebe ilişkileri mektuplar üzerinden devam eder. Mektupla süren bu dostluk, edebiyat tarihinin en önemli dostluklarından birisi olarak tarihe geçer.

Raşit Kemali adında Adanalı bir genç, Nazım Hikmet ve Kemal Tahir ağır hapis cezalarına çarptırıldıklarında Niğde Piyade Alayı’nda askerlik yapmaktaydı. Terhisine 40 gün kalmıştı. Yapılan bir koğuş aramasında dolabında “Maksim Gorki ve Nazım Hikmet”in kitaplarını bulurlar. Bu tür komünist yazarların kitaplarını bulundurmak ve okumak büyük “suç”tur. Hemen derdest edip Kayseri Askeri Mahkemesi’nin karşısına çıkarırlar. Savcı suçunu yüzüne okur: “Yabancı rejimler lehine propaganda yapmak ve askeri isyana teşvik!” Mahkeme tez elden kararını açıklar; 5 yıl hapis! Girer içeri. İlk şiirini Kayseri hapishanesinde yazar.

Beyrut’ta sekiz yıldan beri sürgünde bulunan “rejim muhalifi” babası Abdulkadir Kemali, Atatürk’ün ölümünden sonra, 1939 yılında memlekete dönünce hatırlı dostları nezdinde girişimde bulunur, oğlunu Adana Cezaevi’ne aldırır. Bu sırada İsmet Paşa, “Atatürk muhalifi” hukukçu Abdulkadir Bey’i Bergama Ağır Ceza Reisliğine tayin eder. O da “daha rahat eder” diye oğlunu Bursa Cezaevi’ne aldırır. Orhan Kemal, “Nazım Hikmet’le 3.5 Yıl” adlı hatıra kitabında 1940 yılının kış aylarında, “askerken kitaplarını okuduğu için” hapishaneye düşmesine sebep olan Nazım Hikmet’in yattığı hapishaneye geleceği haberini aldığını yazar.

Ve o an gelir. Nazım Hikmet’i getirirler. İlk karşılaşma anını şöyle anlatır Orhan Kemal:

“Bir an yüz yüze geliyoruz, sonra göz göze… Mavi mavi gülüyordu. Bu gülüş kesinlikle bir çocuğu hatırlatıyor… Temiz, taze, sıhhatli ve dost!”

Aynı odayı paylaşırlar. Nazım Hikmet’in kanı, şiir yazan bu gence çabuk kaynar. Bu çocukta iş var ama önce sıkı bir “tedrisattan” geçmeli, lisan öğrenmeli, felsefe bilmeli, daha çok okumalı ve yazdığı kötü şiirlerden vazgeçip nesre yönelmeli, özellikle de hikâyeye… Nazım Hikmet hoca, Raşit Kemali talebesi olur. Sıkı çalışırlar. İşte tam bu sırada şair, bir arkadaşını tanıştırır ona. Aynı zamanda resim yapan Nazım Hikmet, birçok arkadaşının portresini yapmıştır. Kemal Tahir’in de… Orhan Kemal ile Kemal Tahir’in ilk “gıyabi” tanışmaları Nazım Hikmet’in yaptığı o portreyle olur.

Bursa’dan, Malatya Cezaevi’nde bulunan Kemal Tahir’e gönderdiği ilk mektubunda Nazım Hikmet, koğuşunu ve yeni koğuş arkadaşını şöyle anlatır:

“Sana burasını birçok defa anlatmıştım, tayyare biçimi bir bina. Benim oda kuyrukta, üçüncü katta, sol tarafta. Oradaki odadan biraz küçük. İçinde iki kişi yatıyoruz. Oda arkadaşımın adı Kemal. Evet, ‘Kemal’ senin adın gibi. Sana yalnız adı benzemiyor, senin gençliğine benzeyen tarafları da var. Şiire meraklı, heyecanlı. 94’üncü maddeden 5 yıla mahkûm. Belki de adından başka hiçbir şeyi sana benzemiyor da ben böyle bir benzetiş ihtiyacındayım. Her ne hâl ise. Oda arkadaşımdan memnunum. Onunla senden konuşabiliyoruz. Senin vaktiyle ‘Yedigün’de çıkan hikâyelerini okumuş. Ona seni anlatıyorum. Bu suretle seninle konuşmuş gibi oluyorum. Hele bu ‘gibi olmak’ dün akşam son haddini buldu, kapı açılıp içeri girivereceksin sandım.”

Kemal Tahir, Raşit Kemali’yi değil de babası Abdulkadir Kemali’yi biliyor. Yıllar önce tanışmışlar. Tek parti dönemin en azılı muhalifidir Raşit Kemal’i. Gözünü budaktan sakınmıyor, sözünü ise hiç… Mustafa Kemal’i kıyasıya eleştiriyor. 1930 yılında Atatürk “serbest fırka”........

© Habertürk