menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Tüm o övgüleri hak ediyor

40 0
03.02.2026

Bazı filmler epizodik yapılarıyla öne çıkarlar. Sahneler veya sekanslar hem hikâyenin parçasıdır hem kendi içlerinde bağımsız anlam bütünlüğü taşırlar. En iyi film dahil 4 dalda Oscar adayı olan “Gizli Ajan”a (O Agente Secreto), tam anlamıyla epizodik diyemem belki. Ama bazı sekanslar nerdeyse bağımsız kısa film gibi…

Şehirler arası yoldaki salaş benzin istasyonunda geçen iki sahnelik ilk sekans mesela… 1977 yılında Ernesto Geisel yönetimindeki Brezilya hakkında çok şey söyleyen bir bölüm bu… Ülkedeki polisin “asayişe” nasıl baktığını, neye öncelik verdiğini görüyor; “yargısız infazın gündelik hale gelmesi ve olağan karşılanması” ancak bu kadar ironik anlatılabilirdi, diye düşünüyoruz. İlk sekansta, ana karakter Armando Solimões’in (Wagner Moura) kimliği ve geçmişi hakkında pek bir şey öğrenemiyoruz ama nasıl bir insan olduğu ve sağduyusu hakkında bazı izlenimler ediniyoruz. Bu arada, mevsim yaz ve Karnaval dönemindeyiz. Polisler dahil herkes eğlenmek, dans etmek istiyor. Bu da tüm filmi şekillendiren buruk bir ironi…

Ülke karanlık dönemlerden geçerken eğlence sürüyor. Tam bir Brezilya geleneği... Filmin radyoda yayınlanan ve Brezilya’da çok sevilen bir sambayla başlamasını unutmamak gerek. Sunucu “Bu şarkıyla eminim herkes dans etmiştir” diyor. Samba kültürel birliğin simgesi ulusal bir dans. Ülke ise rejim tarafından kutuplaştırılmış durumda… Yine de muhalifler, apolitikler, polisler dahil herkes fırsatını yakaladığında dans ediyor. Müzik ve gürültünün bir tek Afrika’dan gelen siyasi mültecileri rahatsız ettiğini görüyoruz. Sambanın kökeninin Afrika kökenli olması filmdeki sayısız ironiden biri tabi ki…

Epizotların farklı türlerde olması, “Gizli Ajan”ı ayrıştıran özelliklerden biri… İlk sekans, abartısız ve sakin bir kara komedi… Jenerik sonrası gelen ve köpekbalığına “otopsi yapılan” sahnede ise kara komedi dozu yükseliyor. Rejimin polisleri burada bir kez daha karşımıza çıkıyor ve askeri diktatörlüğün sefaletini bire bir yansıtıyorlar. İlk sekanstaki polisler gibi onlar da trajikomikler. Hallerine ve yaptıklarına gülmemiz mi, üzülmemiz mi gerektiğini kestiremiyoruz. Senaryo yazarı ve yönetmen Kleber Mendonça Filho’nun filmi yaparken önüne koyduğu hedeflerden biri galiba bu...

“Gizli Ajan”ın beni en çok şaşırtan, “Nasıl bir filmin içindeyim?” diye düşündüğüm ve yönetmeni cesareti nedeniyle içten içe tebrik ettiğim sahnesi ise bir korku filmi parodisini andırıyor. Denizden çıkan Kıllı Bacak’ın gece yarısı parkta terör estirdiği bu şok sahne de kısa film olabilir. Üstelik bu kez gerçek üstü veya fantastik bir düzlemdeyiz. Ayrıca, Kıllı Bacak takma isim değil, gerçekten de bedeninden ayrılmış bir bacak… Sahnenin tadı kaçmasın diye detay vermeyeceğim elbette ama şok edici ve keskin bir kara mizah duygusu var. Askeri diktatörlüğün medyayı nasıl kullandığı, uyguladığı sansür ve ülkeyi nelerle oyalamaya çalıştığı, dolaylı yoldan ima ediliyor. Polisin, askerlerin ve paramiliterlerin muhalifleri katledip cansız bedenlerini sürekli denize attığı bir dönemdeyiz ve insanlar denizden çıkıp eşcinsellere saldıran bir insan bacağından korkuyorlar. Üstelik, polisler de korkuyor aynı bacaktan. Öyle ki, morgda durmasına dahi dayanamıyorlar. Denize atmaya devam ediyorlar.

“Köpek balığı, yargısız infazlar, denize atılan cesetler ve bedeninden kopmuş o bacak,” askeri diktatörlüğün hiçbir şeyi gizleyemeyeceği, eninde sonunda gerçeklerin açığa çıkacağına dair komik bir metaforlar dizisi adeta…

Film boyunca birkaç kez karşımıza çıkan köpekbalığı korkusu, dikkat çekici... “1960’lardan beri süren askeri diktatörlüğün uyguladığı baskının yanında köpekbalığı nedir ki?” diye düşünmeden edemiyorsunuz haliyle. Ama Recife, Atlantik kıyısında bir şehir ve insanlarda köpekbalığı korkusu var. Polislerin, askerlerin muhalif avına çıktığı, insanların saçına sakalına göre solcu, komünist olarak nitelendiği ülkede “Jaws” (1975) ve “Kehanet” (Omen - 1976) gibi Amerikan korku filmlerinin gördüğü ilgi, kuşkusuz çok ironik… Burunlarının dibinde vahşet sürerken insanların korku filmlerinin oynadığı salonları doldurup fenalık geçirmeleri, toplu isteri krizine yakalanmış gibi çığlıklar atmaları, sahiden neyin işareti?........

© Habertürk