Çocuklara çocukluğunu yaşatmak korkutucu mu?
Okulun bahçe duvarının üzerinden uçtuğum anı dün gibi hatırlıyorum! Dün dediysem 43 yıl uzaklıktaki bir dün bahsettiğim… Bahçe duvarının dibinde gökyüzüne doğru uzanan ağacın dalları teneffüslerde bizi sarıp sarmalayan, eğlendiren bir arkadaş gibiydi. Star Wars’un sinemada izlemiştik; Gökhan da ben de emindik, biz Jedi’ydık. O günlerde bizim bir karış boyumuzun yanında Çin Seddi gibi aşılmaz bir duvar olarak gördüğümüz hepi topu 2 metrelik bahçe duvarına nasıl tırmandığımızı hatırlamıyorum ama işte oradaydık… En sevdiğimiz ağacın en sevdiğimiz dalları birazcık uzunsak tutacak kadar yakın görünüyordu. Tıpkı bir Jedi gibi zihnimizi kilitleyip duvardan ağacın dalına atlamaya karar verdik. Saniyeler sonra Gökhan dalda sallanıp aşağı atladı ve bana “Hadi” dedi. İşte yukarıda yazının ilk cümlesinde bahsettiğim yerdeyim; duvarla dal arasındaki boşlukta… Dünyanın en kıza mesafesinde, dünyanın en uzun uçuşunun ardından ellerimin dala değdiğini hissediyorum. Daha bir önceki teneffüste ellerimizden tutup bizimle sallanan o dal bu sefer beni tutmaktan vazgeçiyor! 2 metrelik duvardan yere çakılıyorum. Çakılır çakılmaz da ayağa fırlıyorum: “Bir şeyim yok iyiyim, iyiyim!” Ağzımdan bu sözcükler dökülüyor ama beynim sol kolumda bir şeylerin yanlış olduğunu söylüyor. Kolumu kımıldatamıyorum!
İki yerden kırılmış dirseğimle eve gönderiyorlar beni. Annemi hatırlıyorum, “Bu kaçıncı” diyordu. Ve haklıydı duvardan ağaca, boş inşaatların birinci katından kuma atlamalar, buzda düşüp kafayı yarmalarla geçti çocukluğumuz. Tatillerde sabah evden çıkıp hava kararırken dönüyorduk. Kimse de nerede olduğumuzu sormuyordu… Sormalı mıydı? Bilmiyorum…
Bir arkadaşım, geçenlerde, 17 yaşındaki oğlunu hala arabayla okuldan aldığını anlatırken hatırladım 45 yıldır sol kolumda benimle birlikte gezen kırığı!
“Biraz fazla değil mi 17 yaşındaki çocuğu hala okul çıkışı arabayla almak, kendisi gelemiyor mu? Bırak yürüsün hayatın için de”........
