Ankakart’ı basıp bindik ama hastane nerede la bebe?
Gadasını aldıklarım, sefalar getirdiniz! Çayları tazeleyin, arkanıza yaslanın; bugün size Ankara metrosunun o yer altı labirentlerinde yaşanan, bilim kurgu filmlerine taş çıkartan yerli ve millî maraton hikâyesini anlatacağım!
Şimdi gardaşım, olayımız tam bir Ankara klasiği: Adamın azıcık başı ağrıyor, beli sızlıyor ya da bir kontrolü var diyelim. Diyor ki: “La dolmuşla trafikle uğraşmayım, basayım Ankarakart’ımı metroya, paşa paşa gideyim.”
Giriyor Kızılay’dan yerin yedi kat altına, basıyor kartı. Vagona biniyor, tutunacak yere sıkışıyor. Yolda o tatlı sallantıyla giderken anons duyuluyor: “Sonraki durak: Hastane!”
Vatandaş içinden diyor ki: “A-ha vallahi geldik! Helal olsun adamlara, durağın adını Hastane koymuşlar. Herhâlde yürüyen merdivenden çıkınca, doğrudan doktorun muayene masasına düşeceğiz!”
Lafa bak la! Masumiyete bak!
Metro duruyor, kapılar fısss diye açılıyor. Bizim vatandaş elinde barkoduyla, randevu kâğıdıyla iniyor perona. Önünde iki tane yol ayrımı var: Biri seni atar Demetevler 12. Cadde’ye, diğeri çıkarır “Hastane”........
