menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Hazan Gülü Fatoş ile suskunluktan mısralara

12 0
12.10.2026

“Türk Dili ve Edebiyatı, Türk Şiiri ve Türk Şairlerine Vefa” yazı dizim kapsamında, edebiyata gönül veren, şiirle kendini ifade eden ve birikimiyle kültür dünyamıza katkı sunan isimlerin hayatlarına ve düşünce dünyalarına ışık tutmaya çalışıyorum.

İnanıyorum ki her insanın bu hayatta söyleyecek bir sözü, kendine özgü bir hikâyesi ve bir hayat felsefesi vardır. Edebiyata gönül vermek yalnızca kitap yazmakla sınırlı değildir. Okuyan, araştıran, şiir yazan, seslendiren ya da edebiyat için zaman ve emek harcayan herkes, görünür olsun ya da olmasın, bu kültürel birikime katkı sunar. Çünkü her insan, kendi hikâyesi ve taşıdığı değerlerle tanınmayı hak eder.

Vefa anlayışımın temelinde de bu düşünce yer alıyor: Yaşayan değerlerimizi tanımak, emeklerini görünür kılmak; aramızdan ayrılanları ise rahmet ve saygıyla anmak.

Bugün bu anlayışla, şiirleri ve kalemiyle kendi duygu dünyasını ifade eden şair Fatma Arı, namıdiğer Hazan Gülü Fatoş ile bir aradayız.

Sayın Fatma Hanım, merhaba, hoş geldiniz. Vakit ayırdığınız için teşekkür ederim. Sizi, hayat hikâyenizi ve şiir yolculuğunuzu kendi anlatımınızla tanımak üzere sorularımıza geçmek isterim.

Öncelikle sizi tanımak isteriz. Bize kendinizden, ailenizden, ilgi alanlarınızdan ve hayatınızda önemli bir yere sahip olan uğraşlarınızdan söz eder misiniz?

Merhaba, Jale hanım; bu güzel söyleşi için öncelikle çok teşekkür ederim. Benim için bir onur kaynağı oldu, İsmin; Fatma Arı: Mahlasım; Hazan Gülü… Hayatımın merkezinde her zaman ailem, sevdiklerim ve sanat olmuştur. Evli ve üç (3) evlat sahibi bir anneyim; aile bağları benim için her şeyden önce gelir. Günlük yaşamımda evimin huzuru, doğanın içinde olmak, bitkilerle ilgilenmek ve elbette kelimelerin dünyasında kaybolmak en büyük sığınaklarımdandır. Şiir yazmak, kitap okumak ve insan ruhuna dokunan her türlü edebi çaba hayatımın vazgeçilmez bir parçası olmuştur.

Hayat yolculuğunuzu çocukluk yıllarınızdan başlayarak bugüne kadar anlatır mısınız? Sizi bugün olduğunuz kişiye dönüştüren, hayatınızda iz bırakan olaylar ve dönüm noktaları nelerdi?

Karadenizin Ordu, Fatsa ilçesinde, Yassıtas köyünde doğup büyüdüm, Kalabalık bir ailenin kız çocuklarından en küçüğüyüm.​Karadeniz’in cömert ama bir o kadar da çetin doğasında, geleneklerine bağlı bir köyde ilkokulu okudum. Çocukluk yıllarımda bize öğretilen örf ve adetler gereği, kız çocuklarının sesini yükseltmesi veya kendini uzun uzun ifade etmeye çalışması pek hoş karşılanmazdı. Konuşmak yerine susup dinlemek en büyük terbiye ve saygı sayılırdı. Karadeniz kadınının doğası gereği güçlü bir kişilikle yetişiyorduk ama sıra kendimizi anlatmaya geldiğinde susmak kuraldı. İşte yazmak, benim hayatımda tam da bu noktada başladı. Benim için yazmak; susturulduğum yerde konuşmak, kısıtlandığım yerde özgürleşmek demekti. Balık burcunun getirdiği o derin duygusallık ve geniş hayal gücü ruhumla birleşince, hislerimi kağıda dökmeye başladım. Kimsenin bana “sus” demediği, sınır çizmediği, duygu ve düşüncelerimi yasaksızca yaşadığım tek yer şiir defterim oldu. O defter, çocukluğumdan itibaren benim en sadık sırdaşım, en güzel dert ortağımdı. Zamanla şiir yazmak benim için vaz geçilmez bir döngü haline geldi.. Kalemle ve kâğıtla dost olmak, o sessizliği bir özgürlük alanına dönüştürmemi sağladı. Yaşadığım her zorluk, her içsel fırtına beni bugün “Hazan Gülü” adıyla eserler veren bugünkü kimliğime taşıdı. Her insanın hayatı yatağını bulana kadar nice sarp kayalardan geçen bir nehir gibidir. Beni bugün usta olmasa da samimi bir şair ve güçlü bir kadın yapan şey; tattığım sevinçler kadar göğüs gerdiğim acılar, hasretler ve hayatın karşıma çıkardığı ağır sınavlardır. Her dönüm noktası ruhumda iz bırakırken, o izler mısralar olarak hayat buldu.

Özellikle de ( psikolojik danışmanlık alanlara) tavsiyem yazmaları olur. Çünkü insanın yüreğine ve ruhuna ağır  gelen her şeyin dışarı akmasıdır. Ve şiir benim için kendi iç dünyam ile dertleşmek ve yüreğimi ruhumu dinlemektir.

Şiirle tanışmanız nasıl gerçekleşti? İlk şiirinizi ne zaman yazdınız ve o günlerde şiir sizin için ne ifade ediyordu?

Şiirle tanışmam öyle planlı bir şey değil, Ruhumun kendiliğinden bulduğu bir yoldu. İçimde taşan, konuşarak anlatamayacağım kadar büyük duyguları, sevinçleri ve sitemleri başkalarına duyuramadığım için kağıda dökmeye başladım. İlk şiirimi yazmam sadece kalbimin sesini dinleyip kelimelere dökmek ile başladı. O günlerde şiir benim için sadece bir sığınak, içimi dökebileceğim sessiz bir limandı.

Şiir yazmak zamanla hayatınızda nasıl bir yer edindi? Kalemi elinize almanıza neden olan duygular, yaşanmışlıklar veya düşünceler nelerdi?

​“Zamanla şiir yazmak benim için sıradan bir uğraş, lüks olmaktan çıkıp tıpkı ekmek gibi, su gibi vazgeçilmez bir hayat döngüsü haline geldi. Ruhumun nefes alabilmesi, içimde birikenlerin o ağır yükünden arınabilmesi için mısralara sığınmak zorundaydım; çünkü şiir benim için kelimelerin en masum sığınma evi, suskunluğun en gür sesli halidir. Kalemi elime almamı tetikleyen unsurlar genellikle hayatta yarım kalmışlıklar, bastırılmış duygular, hayatın sillesini yemiş sessiz insan öyküleri, uğranılan haksızlıklar ve içimde hiç dinmeyen o gurbet/hasret rüzgarları oldu. Kimi zaman kulak verip dinlediğim o derin ezgilerin, içimdeki gurbet ateşini alevlendirmesiyle oturdum kağıdın başına; kimi zaman da ruhumun adını koyamadığı uzaklara olan özlemini dindirmek için yazdım. Yazarken sadece kendi iç dünyamı, kendi kırık dökük umutlarımı değil; yolda yürürken dokunduğum, hayatın kıyısında kalmış, tanık olduğum başka insanların hikayelerini de taşıdım satırlara. Çünkü inandım ki şair, yalnız kendi derdinin değil, etrafındaki masum kalplerin de tercümanıdır. Onların sessiz çığlıklarına ses olmaya, kaybolmaya yüz tutmuş duygulara mısralarla yeniden can vermeye çalıştım. Kalem benim elimde hiçbir zaman sıradan bir araç olmadı; o, içimdeki yangını dindiren en sadık yoldaş, ömrümün en vefalı tanığı oldu.” İnsanları mutlu etmek, hayat ve yürek hikâyelerine dokunmak en mutlu olduğum anlardır.

Hazan Gülü Fatoş mahlasıyla tanınıyorsunuz. Bu mahlası nasıl seçtiniz? İsminizin ardında sizin için özel bir hikaye veya........

© Haberton