Vazgeçtiğim yeşimler
Yorulduk Ademoğlu. Her yasladığımızda sırtımızı duvara, yerle yeksan olmasından, üzerimize yıkılmasından, bu sevdaların boynumuza dolanmasından, yaralarımızın yanımıza kar kalmasından. Kaçtı değil mi? Uğruna savaştığın, hançerini de saplayıp göğsüne gitti. Neden giden bizler olamadık? Ağır Mevlam, yüküm bu sefer çok ağır. Bizler bilmezdik içinde olmadığımız kalbi gönlümüzde tunç gibi taşımanın yükünü. Dargınız, yorgunuz…
Bize reva görülmeyen bu sevdalara dargınız. İnsan sevildiği yerden kaçar mı hiç? Aşkta korkaklığa yer yoktur. Aşktan kaçarken Tanrı’n nasıl da doluyor boynuna onu. Sızım sızım nasıl da sızlatıyor senin olmayanı yüreğinde. Çarpıp çıkarken onlar yüreğimizin kapılarını, bizler mühür vurup duvarlar örüyoruz. İçimizde öldürmeye çalışırken daha da yakıyoruz canımızı. Veba desen veba değil, verem değil, kanser değil. Aşk bu bulaşmıyor da insana lakin illet bir hastalık. Ne çaresi bulunmuş ne de tanı konulmuş. Yine soruyorum insan sevildiği yerden ne için kaçar?
Kimin........
