menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Çok yönlü ressam Ülkü Koçan ile söyleşi

39 0
27.02.2026

Sanatın evrensel dilini kendi yorumuyla tuvale ve mekanlara taşıyan Ülkü Koçan, ressamlık yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve kültürel projelerdeki deneyimlerini Haberton’a anlattı.

Öncelikle hoş geldiniz diyor ve söyleşimizin başlangıcında bir iki cümleyle sizi tanımak istiyoruz. Ülkü Koçan Kimdir?

1970 Bayburt doğumluyum. İlköğretim okulunu Bayburt’ta okudum, ortaokul ve mesleki eğitimimi İstanbul Kazımişmen Lisesi’nde tamamladım. 1992-95 yılları arasında Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi resim bölümünde mesleki olarak duvar resimleri konusunda eğitim aldım.1995 yılından itibaren ise duvar resim teknikleri konusunda çeşitli kurumlarda ve illerde sanat eserleri uygulamalarına katıldım.

Ressamlığa nasıl başladığınızdan ve ne kadar zamandır yazdığınızdan bahseder misiniz biraz?

Duvar resim tekniklerinde çeşitli yıllarda yani ilk işim 1995 yılında Şile’de bir mendirek üzerine o dönemlerin popüler sanatçısı sevgili Burak Kut klip arkası resimlerinde ve uygulamasında hem birinci geldim hem de uygulamasını tamamladım. Daha sonra hatırımda kalan o dönemlerde İstanbul’da yine 1996 yılında Matbaacılar ve gittiler sitesinde Atatürk rölyef Anıt yarışmasında hem birinci oldum hem de uygulamasını yaptım. Sonra profesyonel olarak farklı illerde gelen talepler ve istekler doğrultusunda genelde iç mekân tasarımlarında duvar resim uygulamaları ekip olarak çalışmalarda bulundum.

Ressamlık alanında ilk eseriniz nedir ve sizin için önemini anlatır mısınız? 

Ben sanatçı bir aileden geliyorum. 1990’lı yıllarda İstanbul Valide Çeşme’de sanat atölyesi vardı ailemize ait. Orada vitray resim ve duvar resimleri yanında seramik atölyelerinde çeşitli mekanlarda özellikle villalar, bankalar, hastaneler gibi özel alanlar da çalışmalarda bulundum. Orada almış olduğum eğitimler ile hem mesleki alanda hem de kendi alanımda kendimi yetiştirerek bugünlere kadar getirmiş oldum ve bizim sanat alanı sürekli değişken bir alan olduğu için kendini yenileyebilen bir formatla da 95’ten bugüne kadar seherlerimi çeşitli malzemelerden yorumlayarak birer sanat eseri niteliğini taşıyacak şekilde uygulamalarını gerçekleştirdim.

Ailenizde sizden başka sanatın herhangi bir alanıyla ilgilenen var mı?

Evet. Ben dediğim gibi sanatçı bir aileden geliyorum. Benden büyük olan abilerimden birisi mimar, birisi heykeltıraş, birisi tasarımcı ve diğeri de ressam.

Tamamen sanatla iç içe olan bir aileden geldiğim için sürekli kendi alanlarımızla ilgili değişken mekanlarda hem tasarım aşamalarında hem de uygulama aşamalarında bulunarak mesleki olarak biraz daha bilgi ve birikim edilip şu an kendi çalışmalarım ve tasarımlarımı uygulayabiliyorum.

Eserlerinizi yaparken en çok nelerden etkilenirsiniz? Sanatınızı besleyen ana damar nedir mesela?

Eserlerinde genelde hayal gücü mü kullanıyorum. Biraz araştırmalar yapıyorum. Çünkü dediğim gibi sanat çok farklı materyallerden oluşan ve yapılabilen bir görsele dayalı bir çalışma olduğu için genelde ilham kaynağım hayallerim. Hayallerimle bütünleştirdiğim duygularım bir anlamda da kendi hislerimi genelde tuvale aktarıyorum. Ama tabii daha çok duvar resimlerinde eldeki projeleri uygulamak zorunda kalıyoruz. Bu nedenle de duvar resimlerinde çok hayallere yer veremiyorum. Örneğin ben bir dönemler Bayburt Kalesinde, Osmanlı Payitahtı diye bir sergi düzenledim ki ben Osmanlı’ya o geleneğine ve o yaşantısına biraz hayranım. O dönemleri çok inceliyorum ve irdeliyorum. Tarihi düşkünlüğüm ve bildiğim için o andaki işte okuduğum bir gerçek hikâyeyi ya da bir anekdotu padişahlar üzerinde yorumlayarak günümüze aktarıyorum.

Bir ressamın eserini icra ederken en çok........

© Haberton