Karagümrük’ten Arafat’a bir tevekkül hikâyesi: Burhan Erdemli
Ticaretin içerisindeyken helal lokmaya talip olmayı ve esnaflığın namusunu her şeyin üstünde tutmayı bir yaşam felsefesi haline getirenler vardır. Ahmet Bilgehan Arıkan ile Satır Arası’nda; Karagümrük’ten Arafat’a uzanan teslimiyet dolu yolculuğuyla Ülkü-Tek İstanbul İl Başkanı Burhan Erdemli ile derin bir hasbıhal gerçekleştiriyoruz.
Burhan Bey, Satır Arasına, bu hasbi gönül masamıza safalar getirdiniz. İstanbul’un o kadim semti Fatih’te, Karagümrük’ün o esnaf kültürüyle harmanlanan sokaklarında doğup büyüyen; bugün ise iş insanı, cemiyet başkanı, baba ve bir dava adamı olarak meydanda yürüyen bir şahsiyetsiniz. Sizi kendi kelamınızla, kendi sinenizle tanımak isteriz: Burhan Erdemli kimdir, hayatını hangi mukaddesat üzerine inşa etmiştir?
Öncelikle hoş buldum; bizlere kıymet verip bu değerli röportajınızda yer verdiğiniz için teşekkürlerimi kabul etmenizi rica ederim.
1978 yılında İstanbul, Fatih’te doğdum. Babam Ali Turgay Erdemli inşaat mühendisi, annem Gülşen Erdemli ise ev hanımıydı. Kardeşim Betül’ün de 1982 yılında aramıza katılmasıyla, normal standartlarda hayat süren bir aileydik. Aile terbiyesi denilen ve çok önemli olan o olguyu küçük yaşlarda edindiğimi söyleyebilirim.
Çocukluğum, ilkokul ve ortaokul yıllarım Karagümrük’te geçti. Liseyi Sultanahmet Teknik Lisesi Makine Bölümünde, üniversite eğitimimi ise İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümünde tamamladım. Üniversite bittikten sonra İngilizcemi geliştirmek amacıyla İngiltere’ye gittim. Kendi paramı biriktirerek gittiğim Bedford Koleji’nde 5-6 ay kadar eğitim aldım; bu sürede İngiliz bir ailenin yanında kaldım. Henüz 20’li yaşlarda biriyken oradaki hayatı ve yaşayışı gözlemlemek, o kültür hakkında bilgi sahibi olmak ve İngilizcemi ilerletmek bana büyük bir hayat tecrübesi kattı.
Hayatımı hangi mukaddesat üzerine inşa ettiğimi sormuşsunuz; ilk aklıma gelenler Türk-İslam şuuru, yüksek ahlak ve dürüstlüktür. Dürüst ve samimi olmak, yaşamım boyunca benim için çok önemli oldu; arkadaş seçimlerimde bile hep bu referansı önemsedim. Bana göre bir insan önce dürüst olmalı, özü sözü bir olmalı. Yanlış yapsa bile kendine göre doğru olanı yapmalı ve yaptığının arkasında durmalı. Sonuçta hiçbirimiz peygamber değiliz, mutlaka hatalarımız vardır; ancak her şeyin başında dürüstlük ve samimiyet gelmelidir.
10 yaşında bir çocukken Karagümrük’te rahmetli dedeniz Osman Basmacı’nın manifaturacı dükkanının kapısından ilk girdiğinizde, size o güne kadar hiç görmediğiniz bir celalle ‘Dükkâna öyle girilmez; sağ ayakla, besmeleyle ve selamla girilir’ dediğini aktarıyorsunuz. Bugünün gürültülü piyasasında ticaret sadece rakamlardan ibaret görülürken, o gün boynunuzu büken o Karagümrük ahlakı ve dede terbiyesi, bugünkü iş hayatınızda ‘Turkuaz Elektronik’in temellerini nasıl şekillendirdi? Sizce esnaflığın namusu nerede başlar?
Bu olay hayatım boyunca unutamayacağım çok önemli bir hadisedir.
Henüz 10 yaşındaydım ve okul yaz tatiline girmişti. Rahmetli dedem Osman Basmacı’nın manifaturacı dükkânı hemen evimizin altındaydı. 50 yıllık bir semt dükkânı olduğundan Fatih-Karagümrük bölgesinde dedemi tanımayan yoktu. Hemen belirtmek isterim ki dedem, bu hayatta görüp görebileceğiniz en sakin, en sabırlı ve ‘tam bir esnaf’ denilebilecek insanlardandı. Dedemin, ‘Burhan artık kocaman adam oldu, bu yaz tatilinde dükkâna gelsin, çalışsın’ dediğinde kendimi çok önemli hissettiğimi dün gibi hatırlıyorum.
Pazartesi sabahı erkenden büyük bir heyecanla dükkâna adım attım. İçeri girer girmez dedem birden bana bağırdı: ‘Çık dışarı! Dükkâna ilk girerken öyle girilmez… Önce sağ ayakla gireceksin, “Besmele” çekeceksin, sonra da “Selamünaleyküm, hayırlı işler olsun” diye içeri sesleneceksin!’ Tabii ben 10 yaşında bir çocuk olarak dedemi ilk defa öyle görmüştüm ve çok bozulmuştum. Kafamı eğip dışarı çıktım. Dediği gibi yaparak tekrar içeri girdiğimde ise o demin azarlayan dedemden eser kalmamıştı. Gayet güleç bir yüz ifadesiyle, ‘Hoş geldin Burhan. Şimdi şu su şişesini doldur; önce dükkânın içini, sonra kapının önünü hafifçe sula, daha sonra da bu süpürgeyle güzelce bir süpür bakalım’ dedi.
İşte ben o anda, 10 yaşındaki Burhan Erdemli olarak çalışmanın, esnaflığın ve bir insanın alın teriyle kendi parasını kazanmasının ne demek olduğunu anlamıştım. Bu benim için eşsiz bir tecrübeydi. O gün o kapıdan girdikten sonra, eğitim hayatımı aksatmayacak şekilde üniversiteyi bitirene kadar o dükkânda çalıştım ve kendi paramı kazandım. Hatta İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölümünü bitirdikten sonra hayalim olan İngiltere’deki Bedford Koleji eğitimi için gerekli parayı da yavaş yavaş orada çalışarak biriktirdim.
Bahsettiğim bu hayat tecrübesi, 10’lu yaşlardan 20’li yaşlara uzanan ciddi bir yaşanmışlıkla oluşuyor. Şimdiki gençlerin çoğunda maalesef bu hayat tecrübesini edinecek imkanların olmadığını görüyorum; fakat yapacak pek bir şey yok, bu nesil de bu şekilde yetişiyor. İşte bu birikim, seneler sonra, 2010 yılında Turkuaz Elektronik’i kurarken ve sonrasında ayağa kaldırırken bana çok önemli bir yol haritası oldu. Küçük yaşta esnaflığı öğrenmemin bugünkü iş hayatımda eşsiz artılarını gördüm.
Bu anılarımı paylaştıktan sonra, ‘Esnaflığın namusu nerede başlar?’ sorunuza gelecek olursak; bence helal lokmaya talip olmakla başlar. Çünkü helale ve helalden gelene talipseniz, zaten hatalı bir şey yapma şansınız kalmaz. Allah bir kapıyı kapatırsa diğer kapıları elbet açacaktır, yeter ki Allah’ın rızasından ayrılmayalım. Dürüst, ahlaklı ve çalışkan bir şekilde gayret gösterelim. Tabii burada insan aklını da kullanmak zorunda; sonuçta Allah bize akıl vermiş ve bunu doğru yönetmek gerekir. Daha basit bir ifadeyle; eğer ticaretin içerisindeyseniz güncel piyasa koşullarını yakından takip etmeniz ve ona göre pozisyon almayı bilmeniz gerekir.
2010 yılı sizin hayatınızda çok çetin bir imtihanla, nörolojik bir rahatsızlıkla geliyor; fakat hemen ardından 15 Ekim 2010’da kızınız Ece dünyaya gözlerini açıyor. Siz bu gelişi ‘Bana koca bir moral oldu, hayata yeniden tutunmamı sağladı’ diye tarif ediyorsunuz. Bir erkeğin iş dünyasındaki hırsları, bir kız evladın sînesine sığındığında nasıl bir uyanışa dönüşür? Ece’nin bereketi, aynı yıl Turkuaz Elektronik’i kurarken o ilk harcı nasıl kardı?
Yukarıda da değindiğim gibi; Jeofizik Mühendisliği okumama rağmen hayat bizi elektronikçi yaptı diyebilirim.
Askerden geldikten sonra, elektronik komponent satışı yapan bir firmada ‘Satış Mühendisi’ olarak işe başladım. Yaklaşık 10 yıl boyunca aynı firmada ve sektörde çalıştıktan sonra kendi şirketim olan Turkuaz Elektronik’i kurdum.
Tam da o dönemde nörolojik bir rahatsızlığa yakalandım ve yaklaşık 33 gün boyunca Çapa Tıp Fakültesinde yattım. Yapılan uzun testler ve araştırmaların ardından, bu hastalığın ömür boyu benimle yaşayacak bir rahatsızlık olduğunu öğrendim. İnsan ilk başta elbette üzülüyor; ama tam bu noktada kültürümüzün en değerli olgularından biri olan tevekkül bilinci devreye girdi. Sonuçta her şey Allah’tan geliyordu.
İşte tam o zorlu günlerde kızım Ece’nin dünyaya gelişi, yeniden hayata tutunmamı sağladı. Onun bana verdiği hayat enerjisi sayesinde, daha çiçeği burnunda olan firmama çok daha sıkı sarıldım. Sonraki senelerde Ece’nin büyümesi, okul hayatı ve geleceğinin planlanması, hayata daima pozitif bakmamı sağladı; mücadeleyi hiç bırakmadım diyebilirim. Rabbim tüm evlatlarımızı bağışlasın, onları hep güzel insanlarla karşılaştırsın. Ece şimdi 16 yaşında genç bir kız; yakın vadede güzel bir üniversiteyi kazanması en büyük hedefimiz.
2018 yılında, 68 yaşında ani bir şekilde ebediyete uğurladığınız rahmetli babanız Ali Turgay Erdemli, sadece bir baba değil, aynı zamanda İstanbul Ülkü Ocakları ve Ülkü-Tek İstanbul’un kurucularından, kavi bir dava adamıydı. Siz ‘Hem babamı hem en iyi arkadaşımı kaybettim’ diyorsunuz. Bir evlat için, babanın sadece adını değil, onun 51 yıllık samimiyet ve Allah rızası üzerine kurulu davasının sancağını devralmak nasıl bir mesuliyettir?
Şu ana kadar hayatımın en zorlu dönemiydi diyebilirim. 20 Ocak 2018 günü rahmetli babam Ali Turgay Erdemli’nin ani vefatı beni derinden sarsmıştı. Rahmetli babam; modern düşünceli ama inançlı bir Müslümandı. Ülkücü dünya görüşünü benimsemişti, ben de bu çizgiyi babamdan almıştım. Kendisi son nefesine kadar istikamet üzere yaşamış, MHP çizgisinden hiç ayrılmamıştı. Tasavvuf konularına çok........
