Paranın Namusu! Sermayenin Vicdanı! Yoksulluğun Cezası!
Efendim, insanlık tarihi biraz da insanın kendi aczine çare aramasının hikâyesidir.
Ateşi buldu; karanlığa meydan okudu. Tekerleği icat etti; mesafeleri küçülttü. Matbaayı kurdu; fikri zamana karşı korudu. Buhar makinesini yaptı; insan kasının sınırlarını aştı. Dinamiti icat etti; dağları delip yollar, köprüler ve barajlar kurdu.
Yaklaşık 2.600 yıl önce Batı Anadolu’daki Lidya Krallığı’nda ortaya çıktığında maksat; takası kolaylaştırmak, emeğe ölçü vermek, ticareti hızlandırmak ve bugünün alın terini yarına taşımaktı.
Lakin tarihin garip cilvesine bakınız ki, insanın yükünü hafifletsin diye icat edilen para, zamanla insanın sırtındaki en ağır yüke dönüştü.
Oysa para dediğimiz şey, bir işçinin nasırlı elini, bir çiftçinin toprağa düşen terini, bir annenin evladı için kenara koyduğu üç kuruşu temsil ediyordu. Emeği ölçmek için doğmuş, alın terini bugünden yarına taşımak için var olmuştu.
Ne var ki zamanla ölçü, ölçtüğü şeyin efendisi oldu.
Emeği temsil eden para, emeği satın almaya; ticareti kolaylaştıran araç, toplumları yönetmeye başladı. İnsan paraya hükmedeceğini zannederken, para insana hükmeder oldu.
Ve belki de modern çağın en büyük trajedisi tam burada başladı:
İnsan, kendi elleriyle yaptığı putun önünde ömür tüketmeye başladı.
Para zamanla yalnızca değerini değil, namusunu da kaybetti.
Paranın Namusu Nedir?
“Paranın namusu” klasik bir iktisat terimi değildir. Fakat ekonominin ahlaki boyutunu anlatmak için güçlü bir kavramdır.
Çünkü paranın namusu, temsil ettiği emeğe sadık kalmasıydı.
Bir işçi on saat çalışıp 200 dolar kazanmışsa, o para kâğıt parçası değil, insan ömründen koparılmış on saatti.
Bir öğretmenin otuz yılda biriktirdiği tasarruf, banka ekranındaki birkaç rakam değil; binlerce sabahın, soluduğu tebeşir tozunun, ertelenmiş arzuların, vazgeçilmiş tatillerin ve yıllarca dökülmüş alın terinin karşılığıydı.
Lakin modern düzen, parayı emeğin sadık şahidi olmaktan çıkardı.
İnsan dün çalıştı, bugün biriktirdi; fakat yarın enflasyon geldi ve onun geçmişte harcadığı ömrün değerini sessizce çaldı.
Hiç kimse evine girmedi.
Cebinden parasını almadı.
Ama ömründen ayırıp biriktirdiği yıllar, gözlerinin önünde eritildi.
İşte paranın namusunu kaybettiği yer tam da burasıdır:
Dün on saatlik emeği temsil eden para, bugün sekiz saate, yarın beş saate düşüyorsa, ortada yalnızca ekonomik bir problem değil, ahlaki bir ihanet vardır.
Çünkü değeri düşen sadece para değildir.
İnsanın geçmişte harcadığı ömürdür.Ve belki daha vahimi şudur:Paranın namusu bozulduğunda, zamanla insanın namusu da imtihana düşer.Çünkü dürüstçe çalışan kaybediyor, biriktiren cezalandırılıyor; buna karşılık fırsatçılık, spekülasyon ve kurnazlık ödüllendiriliyorsa, bozulan yalnızca para değildir.Önce ölçüler bozulur.Sonra vicdanlar.Sonra insanlar.Zira emeğin değersizleştiği bir düzende, dürüstlük de ağır ağır değer kaybeder.Ve namusunu kaybetmiş bir para düzeninin, bütünüyle namuslu bir toplum üretmesini beklemek kolay değildir.
Bu yüzden devletin en temel vazifelerinden biri, vatandaşın yalnızca........
