menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

HARF DEVRİMİ – NEDİR BU OSMANLICA MESELESİ - IV

121 0
08.10.2026

Tanzimat’tan itibaren dilin ve alfabenin ıslahı konusunda tartışılan tüm fikirler 1 Kasım 1928 yılında kesin bir sonuca varmış ve kadim Arap alfabesi terk edilerek, Latin alfabesine geçilmiştir. Bu alfabe değişikli tartışmaları sona erdirmemiş bilakis daha da arttırmıştır. Harf inkılabının yapılma sebebi neydi? Dil yabancı unsurlardan arınmalı mıydı? gibi sorular tartışma konusu olmuştu. Bizde yazımızın bu son bölümünde, harf devrimi ile ilgili medar-ı münakaşa olmuş bazı mevzuları ana hatları ile el almaya çalışacağız.

Meşhur sorulardan biri olan ve harf devriminin yapılmasına dayanak gösterilen maddelerden birisi Arap harflerinin Türk dil yapısına ne derece uyduğu? sorusu idi. Binaenaleyh, Arap alfabesinin Türk dil yapısına ne kadar uyduğu konusu uzun zaman önceden beri tartışıla gelmiş bir konudur. Münif Paşanın da ısrarla dile getirdiği ve harf değişikliğini savunan kişiler tarafından da sıklıkla dile getirilen kuvvetli argümanlardan birisi, yazılışta aynı fakat okunuşta farklı olan bazı kelimelerdir. Macit Gökberk’inde dediği gibi: ‘’Arap harfleri yüzyıllar boyunca Türkçenin, ses değerlerini gerektiği gibi, rahatça ve doğru yansıtamamıştı.’’ Örnek verecek olursak: Ivn (elif-vav-nun) okunuş olarak: on, un, ön, ün hatta evinşeklinde dvl (dal-vav-lam) döl, dul ve düvel şeklinde dahi okunabileceği veya cumhuriyet döneminde dil reformunu gerçekleşirken sıklıkla dile getirdikleri; kl (kef-lam)okunuş olarak: kel, gel, gül, kül manalarına gelmesi gibi örnekler ile harflerin değişikliği savunulmuştur.

Lakin, Latin alfabesine geçilmesine rağmen -lafız itibariyle olmasa da- mana itibariyle buna örnekler çoktur: Yüz kelimesi dört farklı manaya gelebilir. Hatta her milletin dili için bu durum söz konusu olabilmekle beraber, kelime, cümle içindeki anlamına göre ayırt edilebilir. Netice itibariyle bazı anlam kargaşasına sebep olan kelimelerin varlığı ve bu kelimelerin dilde karışıklığa sebep olduğu doğrudur. Fakat Ebuzziya Tevfik’in dediği gibi ve Enver Paşa’nın bu durumu düzeltmek için çabalaması gibi, yani dile dair ufak birkaç reform ile veya ihtilaflı kelimelere ‘‘harekeleme sistemi’’ getirilmek gibi basit bir yolla çözüme gitmek varken; neden 1000 yıllık bir tarihi, edebiyatı, tıbbı vs. ihtiva eden bir hazineyi yıkmak, milletin hafızasını sıfırlamak gereksin? Kaldı ki böyle basit birkaç argümanı devrimin icrasına dayanak göstermek akıl kârı mıdır?

Geoffrey Lewis bu konu ile alakalı vermiş olduğu bir örnekte bu durumun içinden çıkılmayacak ve devrime sebebiyet verecek bir problem olmadığını vermiş olduğu bir örnek ile şöyle dile getirir: mhmd pIsI Ivldy (mim-h-mim-dal pe-elif-şın-elif elif-vav-lam-dal-ye) ‘Mehmed, paşa oldu’ olarak da ‘Mehmed Paşa öldü’ olarak da okunabilir. Eğer ilkini kastediyorsanız daha fazla kelime kullanma yoluna gidip ‘Mehmed, paşalık mevkine terfi ettirildi’ diyebilirsiniz. Eğer ikinciyi demek istiyorsanız, ‘Mehmed Paşa terk-i diyar eyledi ve cennete yürüdü’ ‘Mehmed Paşa Hakk’ın rahmetine kavuştu’ yahut en azından ‘Mehmed Paşa vefat etti’ gibi cümleler kullanabilirsiniz.

Bu bağlamda Lewis’in de açık bir dille ifade ettiği gibi ‘’Alfabe değişikliğinin amacı Türkiye’nin İslami doğu ile olan bağlarını koparmak hem içte hem de Batı dünyasıyla iletişimini........

© Habername