menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

SOKAĞIN DİLİ BOZULURSA, TOPLUMUN RUHU YARALANIR

265 0
17.08.2026

Bir toplumun nereye doğru gittiğini anlamak için yalnızca iktisadi yükselişine, ürettiği teknolojiye, yollarına, yüksek ve modern binalara veya şehirlerine bakmak gerekmez.

Bazen bir toplumun geleceğini görmek için sokağa çıkmak yeterlidir.

Çocukların nasıl konuştuğuna, gençlerin birbirleriyle nasıl şakalaştığına, insanların birbirine nasıl hitap ettiğine, büyüklere nasıl davrandığına, mahremiyet ve haya duygusunun ne ölçüde korunduğuna bakmak…

Çünkü bir toplumun dili, o toplumun ruhunun aynasıdır.

Bugün Türkiye'nin ciddi fakat yeterince konuşulmayan meselelerinden biri de dil ve üslup yozlaşmasıdır.

Sokak dili sertleşiyor.

Sohbet dili kabalaşıyor.

Küfür ve hakaret sıradanlaşıyor.

Saygı sınırları giderek aşınıyor.

Daha da düşündürücü olanı ise, bazı çevrelerde bunun bir “şaka kültürü” haline gelmesidir.

Bugün 13-15 yaşındaki çocukların birbirlerine ağır küfürlerle hitap ederek gülmesi, üzerinde ciddi biçimde düşünmemiz gereken bir toplumsal alarmdır.

Çünkü çocuk yalnızca kelimeyi öğrenmez.

O kelimenin arkasındaki davranış biçimini de öğrenir.

“Küfür etti, ne olacak?” diyerek geçiştiremeyiz.

Çünkü dil, insanın iç dünyasının dışarıya yansıyan tarafıdır.

İnsan neyi sürekli tekrar ederse, zamanla onu normalleştirmeye başlar.

Başlangıçta şaka olarak söylenen bir söz, zamanla iletişim biçimine dönüşür.

İletişim biçimi davranışları etkiler.

Davranışlar alışkanlıklara, alışkanlıklar ise karaktere dönüşür.

Bu nedenle mesele birkaç kötü kelimeden ibaret değildir.

Mesele; saygının, mahremiyetin, nezaketin ve insan onurunun gündelik hayattan çekilmesidir.

Bir çocuğun arkadaşına küfür ederek gülmesi yalnızca o çocuğun problemi değildir.

Bu, ailenin de problemidir.

Okulun da problemidir.

Sosyal çevrenin de problemidir.

Medyanın ve dijital dünyanın da problemidir.

Ve nihayetinde toplumun ortak problemidir.

BU NOKTAYA NASIL GELDİK?

Çocuklarımızı suçlayarak bu meseleyi çözemeyiz.

Çünkü çocuk, büyük ölçüde gördüğünü taklit eder.

Evde anne-babanın birbirine hitabı çocuğun diline yansır.

Sokakta duyduğu sözler hafızasına yerleşir.

Arkadaş grubunda kabul görmek için grubun dilini benimser.

Sosyal medyada takip ettiği kişilerin üslubunu taklit eder.

Dizilerden, videolardan, çevrim içi oyunlardan ve dijital topluluklardan etkilenir.

Bir süre sonra çocuk:

“Ben böyle konuşuyorum çünkü herkes böyle konuşuyor.”

İşte asıl tehlike burada başlar.

Yanlış olanın yanlış olduğunun unutulması…

Kötü sözün ayıp olmaktan çıkıp eğlenceye dönüşmesi…

Kabalaşmanın samimiyet, hakaretin mizah, küfrün arkadaşlık göstergesi zannedilmesi…

Bir toplum için bundan daha ciddi bir kültürel alarm olabilir mi?

SOSYAL MEDYA DÜŞMANIMIZ DEĞİL, AMA BİR SINAVDIR

Bugünün çocuğu yalnızca mahallesinden, okulundan veya ailesinden etkilenmiyor.

Dünyanın tamamı çocuğun cebindeki telefonun içinde.

YouTube, TikTok, Instagram, çevrim içi oyunlar, yayıncılar ve dijital topluluklar çocukların davranış kalıplarını doğrudan etkileyebiliyor.

Fakat burada önemli bir ayrım yapmalıyız:

Teknoloji düşmanımız değildir.

Sosyal medya da tek başına kötülüğün kaynağı değildir.

Asıl mesele, çocuğun dijital dünyada neyle karşılaştığı ve karşılaştığı şey karşısında nasıl bir muhakeme geliştirebildiğidir.

Çünkü telefonu elinden aldığınızda sorun geçici olarak ortadan kalkabilir.

Ama karakterini güçlendirdiğinizde çocuk, telefon elindeyken de kendisini koruyabilir.

İşte eğitim dediğimiz şey biraz da budur:

Çocuğu yalnızca dışarıdan kontrol........

© Habername