Neden Yüzyıllardır Zeyd Amr'ı Dövüyor? Bir Dilbilgisi Örneğinin Unutulmayan Hikayesi
Neden Yüzyıllardır Zeyd Amr'ı Dövüyor? Bir Dilbilgisi Örneğinin Unutulmayan Hikayesi
Arapça öğrenmeye niyetlenmiş, ömründe en az bir kez bir nahiv (dil bilgisi) kitabının kapağını aralamış veya bir medrese ya da üniversite amfisinin sırasına oturmuş herkesin zihnine kazınmış değişmez bir sahne vardır. Hangi yüzyılda olursanız olun, hangi gramer kitabını açarsanız açın, cümlenin faili (öznesi) ve mef'ulü (nesnesi) anlatılırken karşınıza hep aynı amansız kavga çıkar: "Darabe Zeydun 'Amran" (ضَرَبَ زَيْدٌ عَمْرًا) — "Zeyd Amr'ı dövdü!".
İnsan ister istemez düşünüyor: Bu Zeyd’in Amr ile derdi nedir? Yüzyıllardır, hatta Arap dilinin temel kitabını yazan Sibeveyh döneminden beri geçen bin küsur yıldır bu Zeyd bıkmadan, usanmadan eline bir değnek alıp zavallı Amr’ı neden dövüyor? Amr ne büyük bir günah işledi ki bütün gramerciler birleşip onu mütemadiyen dayak yiyen bir kurban tahtasına oturttu?
Bugün, bu yazıda sizlere, bir Arapça uzmanı olarak, bu kadim dil kavgasına biraz neşeli, biraz edebi, biraz da akademiye göz kırpan bir pencereden bakacağız. Rehberimiz ise Doğu edebiyatının ve irfanının iki dev ismi olacak: Mısırlı ünlü edip Mustafa Lutfi el-Menfaluti ve mesnevisinde kelimelerin kabuğunu soyup özüne inen büyük mutasavvıf Mevlana Celaleddin-i Rumi.
Sultanı Çıldırtan Gramer Kavgası: Zindana Düşen Nahivciler
Mısırlı büyük yazar Mustafa Lutfi el-Menfaluti, meşhur eseri el-Nazarat’ta (النظرات) bu meseleyi öylesine mizahi ve ince bir üslupla aktarır ki metin adeta bir tiyatro oyununa dönüşür.
Hikayeye göre, Osmanlı döneminde Bağdat vilayetini yöneten Vali Davud Paşa, Arap dilinin inceliklerini öğrenmek arzusuyla sarayına ülkenin en saygın nahiv alimlerini davet eder. Dersler başlar, ancak ceylan derisi kaplı gramer kitaplarının sayfaları çevrildikçe Paşa'nın kaşları çatılmaya başlar. Hangi konuya geçilse, hangi kural açıklansa örnek hiç değişmemektedir: "Zeyd Amr'ı dövdü! - ضَرَبَ زَيْدٌ عَمْرًا ".
Sonunda Paşa’nın sabrı taşar ve elini masaya vurarak sorar:
"Efendi! Belli ki bu Amr denen adam sürekli ezilmekte, Zeyd tarafından acımasızca hırpalanmaktadır. Bu Amr hiç mi adalete sığınmaz, hiç mi kendisini savunamaz? Bizim adaletimiz altında bir insanın bu derece maruz kaldığı şiddet neden her sayfada meşrulaştırılmaktadır?"
Huzurdaki nahivci, sivil iktidarın bu derece harfici (literalist) ve somut bir okuma yapacağını tahmin edemediğinden sakin bir dille cevap verir:
"Devletli paşam! Ortada ne vuran vardır ne de dövülen. Bu yalnızca dil bilgisi kurallarını öğrencilerin zihnine kavratmak için kurgulanmış yapay bir dil örneğidir (el-misal es-sına'i). Zeyd ve Amr gerçek insanlar değildir."
Ancak nesne-dil ile üst dil (metadil) arasındaki farkı kavrayamayan Sultan, bu cevabı derin bir cehalet ve yalancılık olarak görür: "Eğer bu sadece kurgusal bir örnek olsaydı, adaletin tecellisi için arada sırada 'Amr da Zeyd'i dövdü' derdiniz! Siz öğrencilere yalan söylüyorsunuz!" diyerek........
