menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

13. EVET -HAYIR DEMEKTE YANLIŞLAR

25 0
20.04.2026

Değerli okuyucu bu konu sonuçları itibariyle bir başka önemli bir konudur. Misallerle bu konuyu açmaya çalışalım. En basitinden bir iş yerinde amiriniz sizden bir iş istedi. O iş aslında sizin yapmanız gereken bir iş değil, size bir angarya iş olacak. Normalde işiniz yoğun, o işi de üstünüze alırsanız bunalacaksınız, iş veriminiz düşecek. Amiriniz aslında yetki aşımı ile size angarya yüklüyor. Bunu sizden istemesi haksızlık ama amirlik yetkisi ile sizden istiyor. Bir arkadaşımdan örnek vermek istiyorum. Asistan olan arkadaşımın hocası ona 100 sayfadan fazla bir kitabı vermiş, bunu tercüme etmesini istemiş. O da bunu yapacak. İtiraz ettim. Arkadaş olmaz, sen bu işi yapamazsın altından kalkamazsın bunalırsın dedim. 15-20 sayfa neyse ama 100 sayfa bir asistanın tek başına yapacağı bir iş değildir dedim. Hocası olduğu için yapmak zorundayım diyordu. Buna hayır diyememesi yanlıştı. Birçok işyerinde böyle haksız angarya işler olur, uyanık olanlar işten kaçar, bazıları da iş yükünün altında ezilirler.

Burada evet demek peki demek hayır diyememek yanlış oluyor. Peki her zaman böyle midir? Elbette her zaman hayır denmez. Evet denecek yer başka hayır denecek yer başkadır. Bunu da misallerle izah etmeye çalışalım. Arkadaşınız sizi yemeğe davet etti, düğüne davet etti. Buna hayır demek onun kırılmasına gücenmesine sebep olur. Ona aradaki hukukunuz gereği evet demeniz peki demeniz veya geçerli bir mazeret göstererek izin almanız gerekir. Merhum Mehmed Zahid Kotku Hocaefendimiz ‘’Kardaş arkadaşlık pekey demekle kaimdir’’ derdi. Kardeşlik bağlarının kuvvetli olmasına çok önem veren Merhum Hocaefendinin bu konu ile ilgili bir hatırayı birinci ağızdan dinlemiştim.

Bir sene Hocamız kafile ile hacca gidiyor ve sınırda kafile delil için bekletiliyor. O sıralarda hac delillerle yapılıyor. Delilsiz yapılmıyor. Kafileden biri geliyor Hocamıza ‘’Efendim benim tanıdığım bir delil var. Müsaade ederseniz o delile bakayım, haccı onunla yapalım diyor. Hocamız peki diyor. Biraz sonra delille görüşmeye gidenden haberi olmayan bir başkası Hocamıza aynı şekilde benim tanıdığım bir delil var uygun görürseniz onunla görüşelim diyor. Hocamız ona da peki diyor. Hocamızın bu iki kişiye de peki demesi bu olayı bize anlatan ağabeyin dikkatini çekiyor. Biraz sonra ilk iki kişiden habersiz olarak bir üçüncü şahıs aynı şekilde delille görüşmek için Hocamızdan izin isteyip Hocamız ona da peki evladım deyince ağabeyin kafası karışır. Hocamız şaşırdığını görünce ‘’ Ne oldu Yahya?’’ der. Yahya Bey ‘’ Efendim işler karıştı; siz üç kişiye de evet dediniz. Bu pasaportlar hangi delile gidecek ona mı buna mı, diğerine mi?’’ diye sorar. Hocamız ‘’ Yahya sizinle kaç yıldır beraberiz? Size vaazda söyledim peki demeyi öğretemedim, kitap yazdım peki demeyi öğretemedim. Şimdi bizzat bu kişilere peki diyeyim de belki öğrenirsiniz. Göreceksiniz peki demenin bereketini Cenab-ı Hak verecek.’’ Der. Biraz sonra ilk giden kişi gelir Hocaefendiye özür dileyerek delille tartıştığını ve görüşemediğini söyler. Ondan biraz sonra da ikinci şahıs gelir o da özür diler, delilin kendisini tanımadığını söyler. Biraz sonra da üçüncü şahı gelir ‘’Efendim buyurun delil işi tamamdır ‘’ der.

Bu konuda ikinci bir örnek de Merhum Es’ad Coşan Hocamızdan vermek istiyorum. Geçenlerde bir arkadaşımın bana gönderdiği elektronik posta ile hatırladığım bir olayı nakletmek istiyorum. Kendim de bildiğim fakat bu kadar teferruatını fark etmediğim bir hatırayı paylaşmak istiyorum. Merhum Hocamız o sıralar Ankara İlahiyat Fakültesinde Profesör olarak görev yapıyor. Hafta sonları İstanbul’a gelir, Pazar günü İskender paşa Camiinde ikindi namazı sonrası Hadis Dersi yapardı. Ders bittikten sonra da sorulara cevap verirdi. Vaazı dinleyenlerden birisi Hocamızın davetlere giderken ayırım yapıp yapmadığını sordu. Hocamız cevabında bir günde (bir gün önce yani Cumartesi günü) 6-7 davet aldığını hepsine gittiğini söyledi. Birisinin düğünü var birisinin çocuğu olmuş bir başkasının başka nedenle davetlerine geç de olsa gittiğini anlattı. Pazar günü sabah da davetli olduğunu ancak çok yorgun olduğu ve hadis dersi için hazırlık yapması gerektiği için davet sahibinin oluru ile o davete gitmediğini söyledi. Bir günde 6 davete gitmesinin ne kadar yorucu olduğunu takdir edersiniz. Pazar sabahı da davet sahibi ısrar etseydi o yorgunluğa rağmen söz verdiği için gelirdi. Ayrıca Hocamız sorulara cevap verirken önce karşısındakini dikkatle dinler, cevap verir başka soruları da cevaplandırırdı. Bu arada zaten başka randevuları programları da olur, bu programlar var diye de karşısındakilerin sorularını dinlemekten ve cevaplandırmaktan kaçınmazdı. Burada iki merhum Hocamızdan paylaştığım örnekler kardeşler arasındaki bağları kuvvetlendirmek için evet demek peki demekti. Baştan verdiğim örnekte ise hayır denmesi gereken örnektir. Bu müstesna ve mübarek Hocalarımız dinin açık hükümleri sorulduğunda o zaman hayır derlerdi.

Hayır demek bir baskıya karşı direnmek ve irade ortaya koymak kendinden isteneni reddetmektir. Hayır demek aynı zamanda bir şahsiyet bir özgüven meselesidir. Bunu da Peygamberlerimizden örnek vermek istiyorum. Birinci örneğimiz Hz. İbrahim’dir. Hz. İbrahim putlara tapmayı reddetti.........

© Habername