menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

TORUNLARIMA ANLATACAĞIM EN BÜYÜK HAKİKAT

35 0
28.02.2026

Yazıya başlarken en başta şu hakikati hep beraber bir kez daha hatırlayalım:

Bizler insanız, Müslümanız. İnsan olarak diğer tüm varlıklardan farklıyız. Allah bize, diğer canlılara vermediği akıl ve gönül gibi yetiler vermiştir. Bunlar sayesinde düşünüyor, tefekkür ediyor, maziyi ve atiyi değerlendirebiliyoruz. Alet yapabiliyor, canlı-cansız her şeye hükmedebiliyoruz.

Müslüman olarak da gayrimüslimlerden (Ehl-i kitap, Budist, ateist, deist…) farklı biçimde tevhid inancına sahibiz. Bu inancın gereği olarak “Mâlikü’l-Mülk, Kâdir-i Mutlak, Hâlık-ı Zülcelâl” olan; ezelin ve ebedin sahibi olan bir Yaratıcı’ya inanıyoruz. Tüm sıfatları ve isimleri ile O’na (cc) tam bir teslimiyetle iman ediyoruz.

Tüm bu bilgilere sahip olan biz müminler; Rabbimizin tüm insanlığa son din olarak İslam’ı, son peygamber olarak Hz. Muhammed’i (sav), son kitap olarak da Kur’an’ı gönderdiğini kabul ederiz. Bunun bir neticesi olarak da bizi yoktan var eden Allah’ın, bizi bu dünyaya geçici bir zaman için gönderdiğini; bir gün mutlaka verdiği emaneti (canı) geri alarak bizi sonsuz âleme göndereceğine inanırız.

Bu inanca sahip her akıl sahibi insan şöyle düşünmek zorunda değil midir?

Mademki öleceğim…Mademki sonu olmayan bir hayata doğacağım…Ve madem ki orada iki son durak var: biri tüm iyi, güzel ve hoş nimetlerle donatılmış Cennet; diğeri ise dayanılmaz azap yurdu olan Cehennem…

O hâlde ben, şu kısa ve sonlu dünyada o sonsuz mutluluk diyarı olan Cennet’i kazanmalıyım. Böylece sonsuz azap yurdu Cehennem’den........

© Habername