Miras: Hukukun Ötesinde Bir Ahlak İmtihanı
İslam, yalnızca inançlar bütünü değil; insanın tüm hayatını kuşatan ve her yönüyle sınayan bir hayat nizamıdır.
Gelen her ilahi emir, beraberinde bir imtihan getirir. Nitekim ilk Müslümanlar, kendilerine zor gelen pek çok emirde tereddüt etmeden teslimiyet göstermiştir. İçki yasağı geldiğinde Medine sokaklarına dökülen şaraplar, sadece bir yasağa uymayı değil gönülden bir teslimiyeti işaret eder.
Tesettür emri nazil olduğunda ise kadınların anında bu emre icabet etmesi, imanın hayata nasıl yansıdığını gösterir. Hz. Aişe (r.a) annemiz o manzarayı şöyle tasvir edecektir; “Nur suresindeki ayet inince, onların erkekleri bu ayetleri okuyarak evlerine döndüler. Bu erkekler eşlerine, kızlarına, kız kardeşlerine ve hısımlarına bu ayetleri okudukları zaman, o hanımlar, anında bu emre icabet ederek her biri etek kumaşlarından, kendilerine başörtüsü hazırladılar. Ayetin inişinin hemen ertesi sabahında ise hepsi, Hz. Peygamber’in arkasında başörtüleriyle sabah namazına durdular.”
Ancak zaman ilerledikçe imtihanın şekli değişmemiş, sadece zorlaştığı alanlar farklılaşmıştır. Bugün Müslümanların en çok zorlandığı alanlardan biri de miras meselesidir.
Miras denildiğinde çoğu insanın zihninde hemen şu soru belirir: “Neden erkek daha fazla pay alır?” Oysa bu soru, meselenin sadece görünen yüzüdür. Çünkü Nisa Suresi miras hükümlerini yalnızca oranlar üzerinden anlatmaz; ondan önce ahlaki bir duruş inşa eder.
Mal sahibi ölmüş ve “ölüm hak miras helal” duygusuyla o zor dönemece gelinmiştir. Kur’an, daha paylaşım başlamadan önce şu uyarıyı yapar:“Eğer mirasın paylaştırılması esnasında, mirastan pay alamayan diğer akrabalar, yetimler ve yoksullar da orada bulunurlarsa, onları unutmayın / mahrum bırakmayın kendilerine bir şeyler verin ve........
