GÖLGEDEKİ TEZGAH
New York'ta bir kürsü kurulu. Bu hafta, dünyanın yüz seksen küsur devlet başkanı sırayla o kürsüye çıkacak. Ama iki isim var ki, aralarındaki fark, bütün sahneyi özetliyor.
Biri, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin Gazze'deki savaş suçları gerekçesiyle tutuklama emri bulunan bir başbakan o kürsüye çıkacak, konuşacak, alkışlanacak ya da protesto edilecek, ama çıkacak.
Diğeri, o savaşın mağduru bir halkın devlet başkanı vize verilmediği için New York'a giremiyor, ancak bir ekrandan, video ile seslenebilecek.
Sanık kürsüde, mağdur ekranda. Tıpkı bizim de Gazze'yi artık yalnızca bir ekrandan izleyebildiğimiz gibi bir haber akışı, bir hikâye, giderek uzak geçmişte yaşanmış bir masala dönüşen bir gerçeklik.
Sahi, sorsak kendimize: bu sabah ekranı açtığımızda ilk aradığımız neydi? Gazze'de o gece neler olduğu mu, yoksa gram altının, dolar kurunun, borsanın kaç olduğu mu? İtiraf edelim çoğu sabah ikincisi kazanıyor.
Sahi, bu ne biçim bir adalet sahnesi?
Ama bu yazı, o kürsüde ne olacağını konuşmak için değil.
Çünkü gözümüzü o kürsüye dikersek, asıl darbenin nereden vurulacağını kaçırırız. Bizim geleneğimizde uyanıklığı öğütleyen bir söz vardır: "Sü uyur, düşman uyumaz." Bugün uyumayan sadece o kürsüdeki hasım değil binlerce yıllık fıtratı, toprağı, nesli ve aklı öğütmeye ayarlı devasa bir çark, sessizce dönüyor.
Dünya bir telaşın içinde. Deniz yollarının güvenliği ciddi biçimde sarsıldı, küresel sermaye karadan yeni damarlar açmanın, boğazları baypas edecek lojistik koridorların derdine düştü. Toprağın altındaki nadir elementleri, lityumu, galyumu kapmak için Afrika'dan Asya steplerine kadar sessiz, kansız ama acımasız bir maden harbi yürütülüyor. Paranın kıblesi değişiyor; kâğıttan kaleler, yerini fiziki altına ve sessiz takas kanallarına bırakıyor.
Bunlar devletlerin, kurmay akılların ve strateji masalarının gördüğü, görmek zorunda olduğu satranç hamleleridir. New York'taki o kürsü de bu satrancın bir parçası göze en çok çarpan, ama belki de en az tehlikeli olan parçası.
Sahi, New York bu hafta bir satranç tahtasına mı dönüştü?
Başkanlar birer taş gibi kürsüye çıkıp iniyor, hamleler yapılıyor, ittifaklar kuruluyor ya da bozuluyor ama bu tahtanın üstünde oynanan oyun, kimin gerçekten kazandığını bize hiç göstermiyor. Çünkü asıl oyun, hiçbir tahtada oynanmıyor.
Büyük dişliler hep başka bir yerde dönüyor; bize düşen, çoğu zaman sahnenin ön yüzü göz boyayan, kıytırık bir pay. Kasım ayında, bir başka şehrimizde, bir başka kürsüde, aynı oyunun yeni bir perdesi açılacak. O perdeyi de, vakti geldiğinde, birlikte aralayacağız.
Fakat kimsenin dönüp bakmadığı, faturası en ağır olacak asıl cephe bambaşka bir........
