menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

BUĞULU DÜŞ

3 0
previous day

Hepimiz yaşamışızdır bu hâli, değil mi?

Bu sabah, bir rüya ile uyandım.

Ne gördüğümü tam hatırlamıyordum ama etkisi hâlâ üzerimdeydi içimde tuhaf bir susuzluk bırakmıştı. Boğazım kurumuştu. Ne zaman yatmıştım ki? Gözümü kapatır kapatmaz sabah olmuş gibiydi sanki.

Doğrulup mutfağa gittim. Dolaptan bir bardak su doldurdum.

Soğuktu. Dışı buğulanmıştı — o ince, davetkâr buğu, camın üzerinde sessizce oturmuş, "bana bak" diyordu bana. Güzeldi. Işığı üzerinde kırıyor, parmak ucuyla dokunası geliyordu insanın.

Elimde ıslak bir izden başka hiçbir şey kalmadı.

Sonra bardağı dudaklarıma götürdüm, bir yudum içtim. İçime bir ferahlık yayıldı; kurumuş dudaklarım, boğazım bir bayram havasına büründü.

Ve o an anladım: buğu davetkârdı, ama hayat sudaydı.

Siz de biliyorsunuz bu hâli hepimiz bir yerde yaşadık bunu. Öyleyse izin verin, şimdi buradan beraber devam edelim.

Sonra fark ederiz ki her tarafımız böyleymiş. Her şeyin bir buğusu var, bir de suyu.

Gençliğin bir buğusu var — tenin parlaklığı, bir kahkaha, bir alkış, "bana bak" diyen her şey. Güzeldir, göz alıcıdır. Ama bir dokunuş yeter: bir hastalık, bir haber, gece yarısı gelen bir telefon. Ve dün çok önemli sandığımız şey, sabah olduğunda bir buğu gibi dağılıverir.

Suyu ise başkadır. Nefesimizdir, kalbimizin her atışıdır bize sorulmadan verilen, bize sorulmadan bir gün geri alınacak olan can. Gösterişi yoktur; kimse nefes alırken alkışlanmaz.

Akrabalıkta da böyle bir sır var.

Arkadaşlarımızı biz seçeriz onlar bizim buğumuzdur biraz; parlar, güzel görünür, bazen bir kırgınlıkla dağılıverir. Ama akraba bize sorulmadan gelir, su gibi — emmi oğlu, dayı kızı, teyze oğlu, hala........

© Habername