menu_open Columnists
We use cookies to provide some features and experiences in QOSHE

More information  .  Close

Beyaz Kumaşın Yüzsüzlüğü Elimizdeki Emanet

8 0
24.08.2026

Beyaz Kumaşın Yüzsüzlüğü

...bir soru var, elimizi kumaşa değdirirken hiçbirimizin sormadığı...

Bu üstümdeki, gerçekten temiz mi?

Etikete bakarız. Yeşil bir yaprak, küçük bir kare, "0 organik" ibaresi içimiz rahatlar. Sanki birileri bizim yerimize bakmış, bizim yerimize sormuş gibi oluruz.

Ve bir gün sorarız kendimize, hafifçe ürkerek: acaba ben hiç sormadım mı?

Ama o kumaş, sormamızı bekliyordu.

Kadim gelenekte bir kelime vardır, her elden geçenin, her taşınanın taşıdığı bir yük için: EMANET.

Emanet, yalnızca bir eşya değildir. Emanetin içinde bir emek durur bir çiftçinin alın teri, bir işçinin sabahı, bir denetçinin imzası. Emanet, elden ele geçerken hiç konuşmaz ama her el, ondan bir şey alır ya da ona bir şey katar.

Kumaş da böyledir. Tarlada bir emekle başlar, iplikte bir emekle devam eder, dikimhanede bir emekle olgunlaşır. Ve bize ulaştığında, biz onu bir ürün sanırız. Oysa elimize geçen, aslında bir emanettir kaç elin, kaç alnın terinden geçtiğini bilmediğimiz bir emanet.

Bir de bekçiler türedi bu emanetin başına.

Devletin gözü her yere yetişmez; sınırları vardır, hukuku kendi toprağında geçerlidir. Ama emanet sınır tanımaz, tohum bir ülkede, iplik başka bir ülkede, dikiş üçüncü bir ülkede. Bir devlet ancak kendi sınırları içindeki hukuku uygulayabilir; oysa bu emanet, dört-beş ülkeyi birden dolaşarak bize ulaşır.

İşte tam bu boşluğa, hiçbir ulusal yasaya bağlı olmayan, kendi kuralını kendi koyan bekçiler yerleşti.

Onlara sertifika diyoruz.

Bir bekçi iyi niyetle doğar belki. "İsteyen katılır" diye başlar, kimse zorlamaz. Ama zamanla bir şey değişir: bekçilik bir kapıya, kapı bir ücrete, ücret bir sisteme dönüşür. Küçük bir üretici, tarlasını organik ilan edebilmek için önce bu kapıdan geçmek zorunda kalır; kapının anahtarı da, çoğu zaman, tam da o büyük alıcının belirlediği yerde durur.

"Gönüllülük" ile "gerekli olma" arasındaki o ince çizgi, tam burada silinir.

Peki bu bekçiyi kim bekliyor?

Devlet, denetim yükünün bir kısmını bu özel sistemlere bıraktığında, bu sistemlerin kendisini kim denetler? Devletin "uygun" dediği bir üretici ile büyük alıcının "bizim sistemimize uygun" dediği üretici, aynı şey midir? Değilse, piyasaya giriş kapısında hangi karar artık daha belirleyici hale gelmiştir bir bakanlığınki mi, bir markanınki mi?

Emaneti koruyan mı kazanıyor, yoksa emanetin üzerinden geçen mi?

Çünkü boşluk ne kadar büyükse, o boşluğu dolduran özel otoritenin gücü de o kadar büyür. Devletler aralarında anlaşamadıkça, denetleyemedikçe, o boşluğu dolduran taraf hem kuralı koyan hem de o kuraldan en çok kazanan taraf hâline gelir.

Ve bu kapıdan bir kere değil, defalarca geçilir.

Tohumu eken çiftçi kendi tarlasını sertifikalandırır. Pamuğu işleyen fabrika kendi zincir-gözetim belgesini alır. İpliği eğiren, kumaşı dokuyan, boyayan, dikimhaneye taşıyan her aşama kendi denetimini, kendi yıllık yenilemesini........

© Habername