JAPONLAR'IN TARİH SAHNESİNE ÇIKIŞI 2
Sosyo-Politik YapıJaponlar'ın ataları ve kısmi olarak dil yapılarına ilişkin konuları, yazı dizimizin ilk bölümünde kaleme almıştık. Eski Japonlar(Jomonlar, Ainular, Emishiler), avcılık-toplayıcılıkla, denizcilik-balıkçılıkla ve pirinç tarımcılığı ile ilgilenirlerdi. Sosyal yapı ise, Ada geneline yayılmış feodal-derebeyler diyebileceğimiz Japon "Daymiyo"lar ve bu yapının baş karakterleri olan savaşçı samuraylardan oluşmaktaydı. Bu hanlıklar içerisinde en güçlü olan, Ada geneline hükmederdi. Japonya sosyal ve siyasal yapısında en geniş kesimi ise köylü sınıfı oluşturuyordu. Ancak Japonya toplumu yüksek bir hiyerarşik yapıya sahip olduğu için Çin'de olduğu gibi uzun süreli dağınıklık ve düzensizlik görülmemiştir. Özellikle 1100lerde gerçekleşen savaşlar silsilesi neticesinde daha da güçlenen Daymiyolar, ilahi güçlerle donatıldığı şeklinde düşünülen imparatorun yetkilerini yavaş yavaş ele geçirmeye başladılar. Daymiyoların en güçlüsü olan Şogun artık imparator nezdinde ülkenin başkomutanı olarak kabul edilmeye başlandı. Bu bir bakıma Şogun'un fiilen yönetimi ele geçirmesi demek oluyordu. İmparator ise yalnızca dini lider pozisyonuna düşmüş oluyordu. Bu tarihten, Şogunluğun kaldırıldığı 1867 yılına kadar Şoğunluk, babadan oğula geçen ırsi bir şekle-sisteme dönüşmüştür.Tüm bu veriler ışığında, Japon toplumunun en alt tabakasını eta denilen, hiçbir hakka sahip olmayan halk sınıfı oluşturuyordu. Onun üzerinde tüccar ve esnaf sınıfı olan heyminler bulunuyordu. En üst tabakada ise savaşçı askerler ve asiller bulunuyordu.İzolasyon DönemiJaponya'nın bu sosyal yapısı 17. yyın ortalarına kadar aynı sağlam şekliyle devam etmiştir. Ortaçağ'ın sonunda Avrupa'nın en meşhur karakteristik özelliği Coğrafi Keşifler adı altında İspanya, Portekiz, Venedik, Ceneviz, Hollanda, İngiltere, Fransa ve Belçika gibi emperyal devletlerin yayılmacı politikaları Uzak Doğu'da artık Hint ve Çin kıyılarında görülmeye başlanmıştır. Hatta ek bir bilgi-hatırlatma olarak, 13. yyın başında Moğol istilasına uğrayan ve 79 yıl Moğol işgallerine maruz kalan Çin'in geneline en nihayetinde sahip olan Moğol hükümdarı Kubilay'ın en yakınındaki isim, dostu Venedikli gezgin Marco Polo'ydu. Marco Polo onlarca yıl bu bölgede Kubilay Han'ın danışmanı ve elçisi görevlerinde bulunmuştur. Doğduğu topraklara yani İtalya'ya yıllar sonra döndüğünde ortaya koyduğu kitaplar ve verdiği bilgiler ile hem malum devletlere hem de meslektaşı gezgin-denizci kaşiflere pek çok yönden öncü olmuştur.Çin ile zaten çoktan temasa geçmiş olan Batı, 16. yy itibariyle Japonya'yla da temasa geçmeye başlamıştır. İlk gelenler ise 16. yyın sonlarında Hollandalılar olmuş, ardından ise Portekizliler bölgeye gelmiştir. Buna rağmen Şogun, Hollandalılar'a sadece ticaret odaklı yaklaşımlarından dolayı hep bir imtiyazlı ve öncelikli yaklaşmıştır. Başlarda Avrupalılar'a bu denli hoşgörülü yaklaşan Japonya, Batılıların yavaş yavaş sömürgeci ve misyonerlik faaliyetlerini hissetmeye başladığında Tokugawa Ieyasu öncülüğünde çok katı kanunlar çıkarmış, yabancılar ile genel manada tüm münasebetler kesilmiştir. Öyle ki, buna ilişkin idam ve sürgün cezaları çıkartılmış, yabancılar ülkeden kovulmuş, açık deniz gemileri inşa etmek dahi yasaklanarak içeri girişler kadar, dışarı çıkışların/kaçışların da önüne........
