İLK AZILI SİYONİSTLER FİLİSTİN'DE-3
Bugün 9 Nisan. Filistin Tarihindeki en kara günlerin belki de başında gelen 15 Mayıs 1948'deki Nakba Sürgünü'ne giden katliamlar silsilesinin en dehşetlilerinden olan Deyr Yasin Katliamı'nın yıl dönümü.
Bu yazı ile, baş katil Zeev Jabotinsky ile başlayan son yazı dizimin 4.sünü kaleme almış oluyorum. Şu ana kadar, Filistin ve çevresinde boy gösteren Nil'den Fırat'a vaadedilmiş toprak-devlet (Büyük İsrail) hayaliyle zuhur eden aşırı siyonist katillerin hangi yollarla bu coğrafyaya geldiklerini, hangi isimler ve çatı organizasyonlar altında eğitildiklerini, motive edildiklerini ve maddi-manevi desteklenip ne tür faaliyetler gösterdiklerini yine bizzat kendi arşiv sitelerinden, kendi ağızlarından aktarmıştım.
Şimdi ise, 1948'de kurulan işgalci İsrail Devleti'nin silahlı kuvvetlerinin temelini oluşturan daha önce de anlattığım gibi başını yine Jabotinsky'nin çektiği Revizyonist Hareket'in askeri kolu Yahudi Lejyonu'na bağlı İrgun Zevai Leummi, Haganah ve benzeri işgalci çetelerin Filistin ve Lübnan başta olmak üzere Ortadoğu'da sistematik olarak başlattıkları ve günümüze değin süregelen etnik-dini temizliğin ilk dikkat çekici katliamlarına mercek tutmaya çalışacağım.
Kimilerine göre "Modern Siyonizmin Babası" olarak kabul edilen ve Dünya Siyonist Kongresi'nin kurucu başkanlığını da yapmış olan Theodor Herzl, 1896 yılında yayınladığı Yahudi Devleti kitabı ile vaadedilmiş topraklar hayali temelinde bir siyonist devlet kurma fikrini ilk kez dile getiren kişi olmasa da teorisyeni olarak nitelendirildi. Bu doğrultuda Herzl, Osmanlı Hükümdarı Sultan II. Abdülhamid Han ile görüşmek ve kendisine Osmanlı dış borçlarının ödenmesine karşılık Filistin'de bir Yahudi Devleti'nin kurulmasına müsade edilmesi teklifini sunmak istedi. Bu doğrultuda 1896-1901 yıllarında iki girişimi olduysa da her ikisinde de Sultan'ın karşısına çıkmayı başaramamıştır. Herzl bu girişimlerinde başarısız olunca araya Polonyalı dostu aristokrak Philiph de Nevlinsky'i soktuysa da yine bir karşılık alamadı. En nihayetinde Herzl, 1901'de Sultan'ın karşısına çıkmayı başardıysa da teklifine II. Abdülhamid Han tarafından kesin bir şekilde red cevabı almıştır. Herzl bu olayı kaleme aldığı mektupta, Sultan II. Abdülhamid'in Osmanlı genelindeki dağınık Yahudiler'e bir baba şefkatiyle baktığını-yaklaştığını ve lakin bir yerde toplu olarak devlet oluşturma fikrine kesinlikle karşı çıktığını bizzat kendisi dile getirmiştir.
Theodor Herzl, Sultan'dan dolayısıyla Osmanlı'dan istediğini alamayacağının gayet iyi farkındaydı. Bunun için diğer taraftan da B planını devreye sokma kararı almıştı. Bu doğrultuda İngiltere ile temaslara başlamıştı bile. Buna göre Arzı Mevud'dan kısmen vazgeçerek, hayal ettikleri devleti Uganda'da kurmak için İngiltere'den onay aldı. Bu doğrultuda 1899'da İsviçre'nin Basel şehrinde tertip edilen 3. Dünya Siyonist Kongresi'nin en önemli gündemi, tam da bu konunun üyeler tarafından oylanması meselesi oldu. Kendisine hayranlık duyan Zeev Jabotinsky ilk kez yüz yüze geldiği idolü Theodor Herzl'in getirdiği bu öneriye muhalefet ederek, daha ilk tanışmalarında ayrı düşmüş oldular.
Dünya genelindeki Yahudiler'in siyonist ideolojinin etkisiyle zehirlenmeye başladıklarını gören Osmanlı Devleti, Filistin ve çevresini Yahudiler'den temizleyerek, buralardaki Yahudi tebasını Mısır'a sürme kararı aldı. Bunun üzerine Jabotinsky ve Trumpeldor İskenderiye'de yeraltı örgütlenmesine gitme kararı aldılar.
I. Dünya Savaşı sırasında 750 Katır ve 562 siyonist gönüllüden oluşan ve İtilaf-İngiliz Kuvvetleri altında İskenderiye'de Zeev Jabotinsky ve Joseph Trumpeldor işbirliği ile kurulmuş bir birliktir. Birliğin kumandanlığına Yarbay Henry Peterson atanırken, Jabotinsky'nin sekreterliğine ise Benyamin Netanyahu'nun babası Ben-zion Netanyahu getirildi. 17 Nisan 1915'te Osmanlı Devleti'ne karşı savaştırılmak üzere Çanakkale'ye getirilerek Seddülbahir ve Arıburnu kıyılarına çıkartıldılar.
Siyon Katır Birliği, Çanakkale gibi bir savaşta pek bir ciddi çatışmaya girmemiş, daha çok geri hizmette, levazım ve ikmal bölümünde yiyecek, giyecek, yakacak, araç-gereç ve donatım gibi lojistik ihtiyaçlarının temini, depolanması, bakımı ve dağıtımı ile görevlendirilmiştir. Ayrıca Nili denilen casusluk örgütü eliyle İngiltere'ye istihbarat sağlamıştır. İtilaf-İngiliz Orduları içerisinde siyon-Davut yıldızlı bugünkü bayraklarına benzer bir filama kullanmışlardır. Yine kendilerini belli etmek amacıyla sarı renkle çizilmiş siyon-Davut yıldızlı kolluk takmışlardır.
Siyon Katır Birliği Çanakkale'de ciddi bir çatışmaya girmemiş olsa da şu üç yönden Ortadoğu ve Yahudi Tarihi açısında çok büyük önem arzetmektedir:
1) Siyonist işgalci devlet İsrail'in kuluşunda önemli rol üstlenen ve bir cinayet/katliam şebekesi gibi faaliyet gösterecek başında yine Jabotinsky'nin olduğu Yahudi Lejyonu'nun kuruluşunda önemli pay sahibi olmuştur. Zira Çanakkale Savaşı sonucunda çekilen İngiliz Orduları'ndan ayrılan Siyon Katır Birliği, Yahudi Lejyonu'na dönüştürülmüştür.
2) Yahudiler'in, 2000 yıl önce Kudüs'ü Romalılar'a terk etmek zorunda kaldıkları savaştan bu yana düzenli bir birlik halinde giriştikleri ilk savaştır.
3) Bu birlik, yine ülkemizde "Bana ne Kudüs'ten-Filistin'den" diyen ve siyonist katil İsrail'i savunacak, destekleyecek kadar şuurunu yitirmiş tipler için de ibretlik bir vesikadır.
Siyonist Cinayet Şebekesinin Tarihe Düşen Katliamları
Siyonist İsrail Devleti'nin 14 Mayıs 1948'de BM tarafından sınırları tam olarak belli olmaksızın kurulduğu günden itibaren sistematik olarak işgal ve katliamlar silsilesi ile en nihayetinde günümüzde tüm dünya nezdinde net bir şekilde görülen etnik-dini temizliğe varan soykırımına ne acı ki hepbirlikte şahit olmaktayız. Peki İsrail'in özellikle kuruluş evresinde, resmi teşekküllerinin temellerini atan yeraltı cinayet şebekelerinin tarih kitaplarına kan ve göz yaşı düşürmüş vahşet denilecek katliamları nelerdir?
1) Deir Yasin Katliamı
9 Nisan 1948'de Jabotinsky'nin kurduğu Revizyonistler Hareketinin askeri kolu olan İrgun Zevai Leummi militanları tarafından Deir Yasin Köyü'nde gerçekleşmiş, siyonist cinayet şebekesinin en ses getiren ilk katliamlarından biridir. Bu katliamda 254 Filistinli canice şehit edilmiştir.
Deir Yasin Katliamı ile ilgili daha sonra İsrail'de başbakanlık yapacak olan Menahem Begin, “Eğer Deir Yassin zaferi olmasaydı, İsrail Devleti de olmazdı.” ifadelerini kullanmıştır. Çünkü, bu katliamlarla birlikte devasa boyutlardaki Filistinli göçleri ve şehir boşaltmaları başlamış ve böylelikle sadece 1 ay sonra meydana gelecek Nakba kara gününün kapısını aralamış hatta tamamen açmışlardır.
22 Nisan 1948'de siyonist işgal şebekesi, bir gece yarısı operasyonuyla Hayfa'yı işgal etti ve 50 Filistinli'yi katlederken 200 kişiyi ise yaraladılar. Sağ kurtulan silahsız Filistinli Araplar, Akka Şehri'ne kaçmak için şehrin liman kısmına doğru hareket ettiler. Kendilerini takip eden işgalci çeteler 150 kişiyi öldürdü, yine 200 kişiyi ise yaraladılar.
20 Haziran 1948'de İrgun ve Lehi mensubu işgalci teröristler, bir markette sebze kutusu içine koydukları bombayı patlattılar. Bunun neticesinde 78 masum Filistinli vahşice katledildi. 24 kişi ise yaralandı.
28 Aralık 1948 günü El Hadar muhitinden bir grup işgalci terörist El Abbas Caddesinin tepesine çıkarak patlayıcı dolu fıçıları evlere doğru yuvarlamaya başladılar. Bu bombalı saldırılar neticesinde 20 Filistinli katledilirken, 50 Filistinli de yaralandı.
3) Nasreddin Köyü Katliamı
14 Nisan 1948'de kılık değiştiren Stern Gang ve İrgun Zevai Leummi terör örgütü mensupları Nasreddin (Nasir al Din) Köyü'ne baskın yaptılar ve köy ahalisine ateş açtılar. Bu saldırıda 50 Filistinli katledildi. Bir önceki gün de yine Nasreddin ve Şeyh Kadumi Köylerine yapılan saldırıda 12 Filistinli şehit edildi.
14 Nisan 1948'de silahlı siyonist çete üyeleri Tiberias'da bir evi bombaladılar. Bu saldırı neticesinde 14 Filistinli katledildi.
Tam da işgalci İsrail'in BM tarafından devlet olarak kabul edildiği 14 Mayıs 1948'de Nakba kara gününü sanki kutlar nitelikte Haganah'ın eli kanlı katilleri Hayfa'da iğrenç bir saldırıya daha imza attılar. Şuşa Köyü'nde gerçekleştirdikleri bu saldırı sonucunda kadın, çocuk, bebek, ihtiyar demeden 60 cana kıydılar.
6) Beit Daras Katliamı
21 Mayıs 1948'de Givati ve Haganah çeteleri Gazze'nin kuzeydoğusundaki Beit Daras Köyü'nü yoğun bir şekilde bombalayarak bir büyük vahşete daha imza attılar. Bu vahşetin neticesinde içlerinde kadın, çocuk ve ihtiyarların da olduğu 260 Müslüman katledilerek şehit edildi.
Yine Haganah'a bağlı Aleksandroni Tugayı'ndan bir tabur 22 Mayıs1948'de Tantura Köyü'ne saldırarak silahsız sivil halka karşı acımasızca bir katliam gerçekleştirdiler. Bu katliam 2000 yılına kadar saklı tutuldu. Taki Hayfa Üniversitesi'nden bir yüksek lisans öğrencisinin tez çalışmasında bu konuyu araştırmasına kadar. Yine özellikle İngiltere merkezli üniversitelerin akademisyen araştırmacıları ve BM'ye bağlı Kızıl Haç ekipleri de çeşitli kazı çalışmaları yapmış ve belli somut bulgulara ulaşmışlardır.
Bu bilgiler ışığında bu katliamda en az 200 Müslüman acımasızca şehit edilmiştir. Bahsine ettiğimiz kazılarda ise özellikle plaj kesiminde 3 toplu mezara ulaşılmıştır. Yine katliamdan Sağ kurtulmayı başaranlar başta Al Jazeera olmak üzere şahit oldukları vahşeti çeşitli basın organlarına anlatmışlardır. Bu anlatılarda, Filistinli kızlara babalarının gözleri önünde nasıl tecavüze yeltenildiği, kadınların ziynet eşyalarının ve ev eşyalarının bu siyonist katiller tarafından nasıl çalındığı da detaylıca belirtilmiştir.
1948 Haziran'ında siyonist çete büyük bir katliama ve geniş bir süpürme hareketine daha imza attı. Katiller Ramle sakinlerine evlerini terketmeleri karşılığında canlarına dokunulmayacağını beyan ettiler. Lakin siyonist çete mensupları sözlerini tutmayarak masum ve korumasız halkı vahşice katledip yok etmişlerdir. Öyle ki, şehitlerin uzuvları caddelere saçılmıştır. Bu vahşet sonrasında koca Ramle kentinde geriye kala kala sadece 25 aile kalmıştır.
11 Temmuz 1948'de Moshe Dayan öncülüğündeki siyonist çete bu kez de Lidda şehrinde devasa bir katliama imza attı. Bunun sonucunda 426 Müslüman acımasızca katledildi. Camilerde ibadet eden yüzlerce ihtiyar, evlerindeki kadın çocuk, bebekler vahşice kıyımdan geçirdiler.
10) Davayima Köyü Katliamı
29 Ekim 1948'de siyonist katiller en korkunç vahşetlerinden birini El Halil şehri yakınlarındaki Davayima'da gerçekleştirmişlerdir. İddialara göre 500'den fazla Filistinli canice şehit edilmiştir. Katliam bir kaç dalgadan oluşmuştur. Bunlardan biri olan Al Zavya Camisi'nde 50 savunmasız ihtiyar katledilmiştir. Yakaladıkları çocukların kafataslarını sopalarla parçalamış, yine kadınlara-kızlara tecavüz ederek katletmişlerdir.
Sonuç olarak siyonist katiller sadece Lidda ve Ramle şehirlerinde 60-70 bin insanı evlerinden ve yurtlarından ettiler. Bu insanların evlerine çöküp, eşyalarını, araçlarını talan ettiler. Yine bu büyük sürgün sırasında 350 Filistinli yüksek sıcaklık ve susuzluktan yollarda ölmüştür. Yine ek olarak bu şehir yağması sırasında 1800 kamyon eşya siyonist katiller tarafından taşınmış-çalınmıştır.
Elbette bu katliamlar silsilesine 16 Eylül 1982 Sabra ve Şatilla ile 2002 Nisanı'nda gerçekleştirilen Cenin Kampı Katliamları gibi daha nice nice büyük vahşeti de ekleyebiliriz. Tüm bu vahşet zinciri, günümüzde gelinen son raddede Gazze özelinde ve Filistin hatta tüm Ortadoğu genelinde gerçekleştirilen bu etnik-dini kıyımın öyle alelade patlak vermiş bir siyasi gerilim olmadığını, aksine bu işgalci devletin daha var olmadan önce başlamış olan sistematik süpürme ve yok etmeye dayalı siyonist vahşet politikasının son perdesi olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.
Yine bugün genç ihtiyar, kadın, bebek demeden giriştikleri soykırımın yanında, tam bir haydutçasına Filistinlilerin evlerine, tarım arazilerine, zeytin ağaçlarına hatta ve hatta koyun-kuzularına, sokaklardaki kedi-köpeğe kadar vahşice katletmelerinin temelinde yatan motivasyon dün de bugün de bizzat bu siyonist ideolojinin ta kendisidir. Bu öylesine hastalıklı bir ideolojidir ki, dün kadın ve kızlara nasıl tecavüz ettilerse, bugün de aynı ruh haliyle mahkumlara ulaşmak maksadıyla cezaevlerinin kapılarının bu iğrenç zulüm için kendilerine açılmasını talep etmektedirler.
En nihayetinde şunu tüm kalbimle ve ruhumla sonsuz bir vicdan rahatlığıyla söyleyebilirim ki; MASUM-SİVİL SİYONİST YOKTUR!
Kudüs Davası uğruna can vermiş tüm şehitlerimizin aziz hatırasına saygıyla...
